MaviMelek
"(…) yaralı doğar bütün insanlar, anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce…" - Cüce / Leylâ Erbil

[Deneme] "Zihin Kuşları’nı Özgürleştiren Cüce"* | Hülya Soyşekerci

Cüce | Leylâ Erbil

"BEN SADECE SESLİ DÜŞÜNÜYORUM, YANİ YAZARAK?"

Bazıları başka türlü yaşayamayacakları için oyuna katılmak zorunda kalır, başka türlü yaşayabilecek olanlar da oyuna katılmak istemedikleri için dışarıda bırakılır.- Adorno

Sıra dışı, özgün öykü ve romanlarıyla, yaşamı sorgulayan özgür bireylerden oluşan kahramanlarıyla hayata yepyeni anlamlar yükleyen Leylâ Erbil'in yapıtlarının odağında yer alan ve ana izlekleri oluşturan kavramlar arasında özgürlük sorunsalı başta gelir. Toplumun insan üzerindeki baskıları, özgürlüğünü arayan bireyin iç çelişki ve çatışmaları, birey olma sorumluluğu, kadın özgürlüğü bu sorunsalın asıl noktalarını oluşturur. Bireyin kendi gerçekleri; çelişkileri, toplumdaki uyumsuzlukları, yaşadığı bunalımın iç ve dıştaki yansımaları ve yankılarıdır anlatılanlar.

Bireysel özgürlükleri kısıtlayan pek çok engeli gözler önüne serer Leylâ Erbil; dinsel bağnazlıkları, yerleşik töreleri, önyargıları; toplumun görünür/görünmez baskılarını, içselleşmiş şiddeti, dili tutsaklaştıran eril söylemi, militarizmi, Ortodoks Marksizm anlayışını… ve daha birçok engeli. Sartre'ın “İnsan özgürlüğe yazgılıdır.” sözünü yapıtlarında içselleştiren yazar, aydın kadın kahramanlarının muhalif duruş ve yüzleşmeleri aracılığıyla, söz konusu kısıtlamalara ve engellere karşı çıkar. Sorunlu ve uyumsuz bireylerin iç labirentlerine açılmamızı sağlarken, Freud'un, Marx'ın ve Varoluşçuların düşünce evrenini kendi yazı evreniyle buluşturur. Bu buluşmayı gerçekleştirirken kronolojik olmayan bir zaman kavramına yaslanan kurgulara, bilinç akışı tekniğine, bu tekniğin gereği olan kırılmalı, parçalanmış ve sentaksı değiştirilmiş sıra dışı bir dile başvurur. Leylâ Erbil'in yapıtlarına asıl olarak damgasını vuran, bu ayrıksı dildir. Yazar, bireyin açmazlarını ifade eden özgün üslubunun şekillendirdiği anlatılarını, dil ve psikolojinin birbirine diyalektik süreçlerle eklemlendiği farklı bir yapılanma içinde kurar. Mitolojik unsurlara da açılan anlatıları, ironi ve kara mizahın kuşattığı bir varoluşsal durumda yoğunlaşır. Eleştirel, sorgulayıcı, irdeleyici bakış açısının art alanında yer alan muhalif tutum, tüm yapıtlarının odağındaki özgürlük sorunsalını hem açılımlamaya hem de dolaylı olarak birtakım çözüm önerileri oluşturmaya yardım eder. Sonuçta bütün bu çabalar, edebiyat estetiğinin yaratıcılığında, bireysel özgürlüklere ve demokrasi süreçlerine giden yolların yapı taşları oluştururlar.

Çemberin dışında kalan, reddeden, muhalif bir kalp…

Leylâ Erbilİlk olarak 2001'de yayımlanan Cüce, Leylâ Erbil'in Eski Sevgili (ilk basım 1977) adlı novellası içinde şekillenmeye başlar öncelikle: “O yerden bitme, çirkin mi çirkin, hiç susmayan kameramanla…” (s. 130) diye sözü edilir Eski Sevgili'de.

Önceki yapıtlardaki izleklerin yanı sıra Cüce'de de temeldeki özgürlük sorunsalı bağlamında bir kadın / bir yazar olarak medya dünyasında, tüketim/pazar ekonomisi ekseninde yer alıp almamak gibi birtakım önemli çelişkiler işleniyor. Yazar, Cüce'de eleştiri oklarını kapitalist sistemin bireyi kuşatma metotlarından biri olan medya dünyasına yöneltiyor; medya olgusunun edebiyatı reklam ve pazara endekslemesini, unutulmuş bir kadın yazar olma gerçeği üzerinden dile getiriyor. Cüce, Leylâ Erbil yazınsallığının pek çok niteliğini tek başına kendi odağında toplayan, yoğun ve derinlikli bir yapıt olarak dikkat çekiyor.

Cüce'de toplumsal yozlaşma karşısında acı çeken ve bu yozlaşmanın bir parçası olmaya direnen kahramanın trajik öyküsünü okuyoruz. Yapıtta, tanıtım, reklam, pazarlama zorunluluğunun olduğu bir ortamda, yazmaktan utanç duyan, ünden, hayran olunmaktan, kaçan bir ret yazarıyla; Zenîme ile karşılaşıyoruz. Bu yazar, çevresindeki kirliliğin bir parçası olmayı kabullenemiyor. Zenîme'nin iki kalbi var gibidir; biri kabullenerek yaşamak zorunda kaldığı dünyada çarpan bir kalp; bir de kirlenmişliklere direnen, başka dünyalara açılan, çemberin dışında kalan, reddeden, muhalif bir kalp… Leylâ Erbil, Selim İleri ile bir söyleşisinde; “Dünya bildiğini okusun, biz böyle kalmaya mecburuz. Kendi anlayışımızla, kendi namusumuz, etiğimizle sonuna kadar götüreceğiz. Piyasanın beni içine almasından hep korkmuşumdur.” diyor.(1) Yazarın, bu anlamda kendi toplumsal duruşu ve kaygılarını yer yer Zenîme karakteri üzerinden dile getirdiğini belirtebiliriz.

Cüce iki kurgusal katmandan oluşuyor. 'Yazarın Notu' başlığıyla yazılmış birinci katmanda Kurmaca Yazar, öykü kahramanını (Zenîme'yi) tanıdığı kadarıyla bize anlatıyor. İkinci katman, Zenîme'nin kâğıtlarından, ardında bıraktığı yapıtın dağınık sayfalarından oluşuyor. Burada Zenîme'nin iç konuşmaları da yer alıyor, çevresinde yer alan kişilerden; Hatçabla'dan ve Yıldırım'dan söz ediliyor. Kitabın asıl yazarı Leylâ Erbil ile romanda üstkurmacayı oluşturan Kurmaca Yazar “Leylâ Erbil”in birbirine dönüşmesi, ustalıklı bir kurgu olarak dikkati çekiyor. Gerçeklik ile kurgusal dünyanın dönüşüm noktasında bulunmak, okur için de heyecan verici bir deneyim oluşturuyor.

Cüce | Mustafa Horasan'hiç'liğe gitme isteği

Birinci katmanda Kurmaca Yazar, okurdan; kahramanın bölük pörçük bıraktığı notları birleştirip onun intihar nedenini aydınlatmasını istiyor. Okur sorumluluk yükleniyor; sorgulamaya, düşünmeye, anlamaya çalışıyor. Okumanın yaratıcı bir eylem oluşunun farkındalığına ulaşıyor. Yabancı sözcüklerin, mitlerin, göndermeler yapılan sanat yapıtlarının anlamını bulmaya, onları anlamaya gereksinim duyuyor; sözlüğe, kitaplara, bilgi kaynaklarına başvuruyor. Uzun devrik tümcelerin içeriğini, kahramanın kendine özgü sözcüklerinin anlamlarını, noktalama imlerinin vurgularını çözmeye çalışıyor. Bunları sadece Zenîme'nin notları diye düşünmüyor, yavaş yavaş Leylâ Erbil'in özgün biçemine teslim oluyor, kendini öykü akışına bırakıyor. Yazarın dilde kural ve kalıplara bağlı kalmak istemeyişine ve yazınsal olarak kendini özgürce ifade etme çabasına saygı duyuyor. Leylâ Erbil, 'Yazarın Notu' bölümünün sonuna kendi adını koymakla, kendini de metne dâhil ediyor. Böylece okur, Leylâ Erbil'in sınırları aşma çabasını, üç katmanlı diyebileceğimiz kurmacayla ustaca örtüştürdüğüne tanık oluyor. Ancak, 'Yazarın Notu' bölümündeki anlatıcı, Leylâ Erbil mi yoksa yazarın yarattığı aynı adlı bir öykü kişisi mi belli değil. Bu anlamda “Öykü iki katmanlı mı?” sorusu akla geliyor. Leylâ Erbil, ustaca oluşturduğu bu ikilemle okuru şaşırtıyor, düşündürüyor. Zenîme'nin iç konuşmalarından, bu zorlu ve çelişik insanlık durumunda Cüce'yle TV söyleşisi yapmayı hangi koşullarda onayladığını ve bu röportajı tam anlamıyla içine sindiremeden kabul ettiğini öğreniyoruz. Kitap bittiğinde düğüm çözülüyor. Cüce'nin yaklaşımı, Zenîme'nin 'hiç'liğe gitme isteğini harekete geçiriyor; intihar kaçınılmaz bir gerçekliğe dönüşüyor. Toplumsal yozlaşmanın yarattığı bozulmuş, değersizleşmiş bir insanı temsil eden Cüce'nin, bir yandan yazarın metinde kendisine yüklemiş olduğu metafor anlamını derinleştirdiğine, bir yandan da kişiliğindeki cücelikle, Zenîme'nin evrenini nasıl alt üst ettiğine tanık oluyoruz.

“hiçbir kavme dâhil olmayan”

Bilinçli olarak karmaşıklaştırılan ve okuru içine çeken bir metin olan Cüce'yi her okur, farklı alımlama yeteneğiyle yeni baştan kurabilir; kendi bakış açısına göre anlam haritasını düzenleyebilir. Ahmet Oktay'ın deyişiyle “Bir girdap metin'dir” Cüce. İç kolajların, metin adacıklarının kendi içine kapanan ve derinleşen anlamları, yapıtın girdap karakterini destekler niteliktedir.

Kurmaca Yazar, Zenîme ile ilgili anılarını ve gözlemlerini anlattığı gibi, sık sık kendi düşünce, duygu ve yorumlarını da ifade ediyor: “Zaten ben de yaşlandıkça insan denilen âciz varlıkları olduğu gibi sevmeyi ve kabul etmeyi öğrenmiştim. Kabul edilmeyecek kadar zor ya da alçak olduklarına inandığımda görüşmezdim onlarla; Zenîme Hanım asla öyle değildi; iyi, dürüst, onurlu bir insandı bence.” (s. 11) Zenîme, “hiçbir kavme dâhil olmayan” anlamına geliyor. Hiçbir kültüre, düşünceye ve kalıba girmeyen, yalnız kalan/bırakılan öykü karakteriyle örtüşen bir adlandırmayla karşılaşıyoruz. Cüce'de metnin dokusunu oluşturan öğelerin işlevsiz olmadığını görebiliyoruz, yapıtın tüm öğelerinde bir anlam bulmamız mümkün oluyor.

'Yazarın Notu' başlıklı kısımda Yazar yalnızca anlatıyla ilgili ipuçları vermiyor; aynı zamanda öykü kahramanının evrenini kendi bakış açısından anlatıyor. Böylece Zenîme'ye derinlik kazandırıyor; onun özgün bir kişi olduğunu sezdiriyor. Bir söyleşisinde Leylâ Erbil, Zenîme'yi şöyle yorumluyor: “Bir bakıma kendini arayan biri Zenîme Hanım. İnsanlığın en eski temel formlarında dolaşması, kadınlıkla ilgili arketipleri anımsatıyor. 'Ben'i arıyor. 'Hiçoluş'la uğraşıyor. Yerin altına inip dolaşıyor. 'Arama arketipi' diyebiliriz buna. İlle de toprağın altına inmesi gerekmez, bence o eve kapanışı da yer altında dolaşmak gibi bir şey.”(2)

Unutulmuş yazar Zenîme, kendisiyle söyleşi yapmak üzere evine geleceği bildirilen kameramanı beklerken, eş zamanlı olarak geçmiş günlerine ve kendi iç dünyasına açılıyor böylece. Yazar, bilinç akışı tekniğini ustalıkla kullanarak Zenîme'nin zihninden geçenleri yorumsuz bir akışla aktarıyor. Leylâ Erbil, öteki metinlerinde olduğu gibi Cüce'de de zamanla oynuyor; insanın zihnindeki zamanın kronolojik, düz çizgide ilerleyen bir zaman kavramı olarak var olmadığı gerçeğinden hareket ediyor.

İnsan zihnindeki zaman, ileriye-geriye giden, şimdide an'ı yaşayan, atlamalı ve geçişlerle dolu bir zaman algısıdır. Yaşanmışlıklar, yaşanacaklar ve o anda yaşananlar zihinsel süreçlerde parçalanmaya uğratılır. Modernist bir ressamın, gerçekliği parçalayıp yeniden üretmesi gibi, zihinsel süreçlerde parçalanan ve yeniden şekillendirilen zaman algısı, kendi kurgusallığını da bu parçalanmış zeminler üzerine oturtur. Leylâ Erbil, Selim İleri'nin “Klasik zaman anlayışını Leylâ Erbil kırmak, parçalamak mı istedi?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Klasik zaman, kronolojik zaman zaten moderniteyle parçalanmıştı. (…)Benim yapmak istediğim, insan zihninin, belleğin ve bellek dışının sezgisel olanaklarından da yararlanarak zamanı doğanın bize verdiğinden de öte, sınırsız kılmak. Hallaç'ta da denedim… Bir ad gerekirse eriyik-eritilmiş- zaman'dır bu. Karanlığın Günü romanımda da çokça kullandığım bir teknik. Cüce'de de.”(3) Odakta insan bilinci ve zihinsel süreçler vardır; zihin kuşları özgürce uçmaya bırakılır. Bilinç akışı, farklı zaman algısı ve kurgusal boyutların sonucu olduğu kadar, bu farklı zaman kavramının ve kurgusallığın nedenini de teşkil eder. İnsanın zihin kuşları, Hasan Ali Toptaş'ın Gölgesizler'inde anlattığı, kanatlarında ayna taşıyan masal kuşları misali 'her an her yerde var olan'dırlar. Zamansızlığın içinde, yok-zamanda kanat çırparlar. Kanatlarındaki aynalarda gidecekleri mekânlar yansımaktadır bu anda, şimdiki zamanda. Geçmiş, şimdi ve gelecek, bir an'ın odağında bütünleşip yoğunlaşır; Leylâ Erbil'in deyişiyle eriyik-zaman'ı oluşturur. Zihin kuşları ezelde, ebed'de ve bu anda eş zamanlı olarak uçuşurlar, ya da yok-zamanın mitos/masal evreninde kanat çırparlar. Bu kuşlar, mekân ve zamanı aşan düşünce özgürlüğünün ve bilinç akışının birer sembolüdürler.

Aynada yüzünü kaybeden insanın psikolojisi

Cüce'de dil ile psikolojiyi buluşturan varoluşsal metinlerle karşılaşıyoruz. Zenîme'nin kendine yabancılaşmasını adım adım izliyoruz. İlk paragraftan itibaren ayna, görüntü ve insan, başlı başına bir trajedi örneği oluşturuyor: “Alacakaranlıkta uyandın, koridora çıktın, seni daha da yaşlı gösteren göğsü farbelalı papatyalı sarı geceliğin üzerindeydi, aynaya baktın! Baktığında aynaya yoktu orada yüzün! Yüzün yoktu orada! Yutmuştu seni ayna! O sana bakıyordu bomboş, sen de ona; aynaydın da sen artık o sadece yansıtıyordu senin aynalığını sana. Saçmanın, bulanmanın doruğundaydın!” ... “İstemiyordun hâlâ, baba-ana-ata yadigârı aynanın parçalanmasını aslında; o vakit geriye hiç umut kalmayacaktı; o zaman büsbütün yitecekti geçmiş, şimdi ve gelecek ve yutuluşa bir de intihar ve yok ediş eklenecekti. Yokoluşa ise alıştıramamıştın kendini bir türlü.” (s. 50-51) Zenîme'nin aynayla ilişkisini anlatan bu ve benzeri satırlar hem onun patolojik dünyasını yansıtıyor, hem de varoluşçu bir metin örneği oluşturuyor. Aynada yüzünü kaybeden insanın psikolojisi tüm ağırlığıyla sayfalarda yer alıyor.

Metinde dile getirilen ana rahmi, varoluşçuların sık sık gönderme yaptıkları ve sürekli dönmek istedikleri bir yerdir. Burada da zaman algısı karmaşıktır. Zenîme'nin yayınlanmış tek yapıtının adının Hiçlik oluşu, onun varoluşçu yanını gösterir. Sık yinelenen sözcüklerden biri “bulantı”dır. Sartre'ın yapıtını da çağrıştıran bu sözcük Zenîme'nin ruhsal çelişkilerinin bir sonucunu işaret eder. Fernando Pessoa adını sık sık anan Zenîme, bu adın içerdiği çelişkiye tutulmuştur bir anlamda. Portekizcede “kişi”, Fransızcada “hiç kimse” anlamına gelen soyadı ile ilgi çekmiş olan Pessoa, benliğine ironik uzaklığı, kuşkuları ile “varlık” ve “hiçliğin” simgelerindendir.

Cüce | Mustafa HorasanLeylâ Erbil, Zenîme'nin sanrıları ve düşleri yoluyla yasakmeyve mitine de göndermelerde bulunur. Bedeninin alt kısmı yılana dönüşen kadın (Zenîme), Kafkaesk bir söylemle, 'içeriden' anlatılır. Değişim ve dönüşümünü bizzat yaşar kadın: “Kaydım biraz daha bollaştırarak kendimi aşağıya sonra kuyruğumla tutunduğum daldan karnımı göğsümü ve başımı çözüp, havaya kaldırarak geçtim hilal durumuna ve bedenimi iyice ona doğru uzatarak sundum elmayı: Hadi ama, kaçırma artık bu fırsatı!” dedim en koloratur işveyle. (…) Çözdüm halatı; kendimi kendime çektim ve elmayı hayranlıkla beni seyreden adamın eline tutuşturdum. Dişledi.” (s. 90) Kısa süren bir roman gerçekliği taşıyor olsa da Zenîme'nin Âdem'in ilk karısı Lilith'e dönüşmesidir bu sahne. Burada yasakmeyve adama (Âdem'e) sunulmaktadır. Zenîme adı, Osmanlıca zen; 'kadın' sözcüğünü çağrıştırmaktadır. 'Hiçbir kavme dâhil olmayan' anlamındaki Zenîme adı, Lilith'in binlerce yıldan beri taşımak zorunda kaldığı karanlık yüzüne de uygundur…

Cüce'de öykü kişisinin psikolojisine bağlı olarak ölümün sık sık sorgulandığını görüyoruz. Karıncalar ki sayısızdır; evin içinde her yerde onlar dolaşmaktadır, Zenîme'ye ölümü çağrıştırırlar: “Karıncalar, karıncalar! Kim çoğaltıyor ölümü?” (s. 87) Çok sevdiği köpeğinin ölümü de ona çürümeyi anımsatır. Çok yalnızdır: “Sendeki değerlere tanıklık edecek olanları yitirdin bir bir; sana tanıklık edecek en yakın dostlarını! Korkun bu senin! Sen ne çok yaşadın! Bittin sen artık, öl, öl!..” Tam bir bunalım anıdır bu; bir gün gerçekleşecek olan ölüm anını da içinde taşımaktadır.

Leylâ Erbil, dil ve biçem konusunda şunları söyler: “Üretici bir güç, bir üst yapı kurumu olan dil, bir yazarın huyudur aynı zamanda. O huy biçemi getirir. İnsandan insana farklı olan şeydir yani.”(4) Leylâ Erbil'in yapıtlarının dokusunu oluşturan özgün biçem çok önemlidir. Yazar şunları ifade ediyor: “Deneyselliğin 'gerçeklik'le ilgili olduğunu biliyoruz. Ele aldığınız insanların hemen tümünü sıra dışı, çizgi dışı, 'yenilmiş' yaralı bereli varlıklar oluşturunca onların dili düzenin dili olmaktan çıkıyor; yani dil, yabancılaşıyor, yenileniyor. Metni deneysel olmaya zorlayan bence içeriktir. Gerçeklik, çağdaş oluşumlara, felsefelere, politikalara bağlı olarak sürekli değiştiğinden, anlatımı da değiştiriyor, yeni biçimler getiriyor. Ötesi sizin yaratıcılığınıza bağlı estetik kategorilerle ilgili.”(5)

“düşünce kalıplarını kırma” eylemi

Cüce'de de Leylâ Erbil, kullanılagelen, uzlaşımsal dile başkaldırmayı, muhalif tutumunun bir gereği olarak görüyor ve her zamanki sıra dışı, farklı ve özgür tutumunu sürdürüyor. Anlatılarının yapısında ve içeriğinde yer alan özgünlük ve yenilikçilik, yazarın diline ve üslubuna da yansıyor böylelikle. Yazarın kendi türettiği özgün sözcükler metne yeni açılımlar kazandırırken, ironik söylem içeren tümceler kara mizahın doruklarını imliyor. Zenîme, varoluş sancılarına ancak ironi ile katlanabiliyor. Çağrışımlar, zaman atlamaları, iç konuşmalar, anlatının varoluşsal ve psikolojik boyutunu geliştiriyor. Öykü kişilerinin ve öyküdeki anlatıcının dağınıklaştırılmış tümcelerden oluşan dili, hem onların psikolojilerindeki dağınıklığı ve parçalanmışlığı vurguluyor hem de yazarın dil karşısındaki form kırıcı tutumunu yansıtıyor. Virgüller ya da farklı noktalama imleriyle (mesela üç virgül yan yana) uzatılmış, birbirine eklenmiş (yavaşlatılmış) tümceler, yaşamı kuşatan sürat olgusuna karşı yazarın, yazınsal/estetik başkaldırısını gösteriyor. Yazarın kendi geliştirdiği noktalama imleri, yapıtın anlam ve duygu değerini çoğaltmak amacını taşıyor.

Cüce'de dikkate değer yönlerden biri, Zenîme'nin; dolayısıyla Leylâ Erbil'in eril dile karşıt tutumudur. Kendini “yazın adamı” olarak nitelendiren Kurmaca Yazar'a “yazın kadını” demesi gerektiğini belirten Zenîme, eril dilin ürettiği imgelere ve yerleşik kodlara karşı muhalif tavrını da sergiler. Bu tavır alış, yazının en başında belirttiğimiz özgürlük sorunsalı bağlamında, “düşünce kalıplarını kırma” eylemidir.

Zihin Kuşları | Leylâ ErbilBilinçli, yaratıcı ve sorgulayıcı düşüncelerle, yazı ve eylemlerle, zihnin ve dilin rasyonalize edilmiş dayatmacı kalıpları aşılmalı, böylece zihin kuşlarının özgürlüğe kanat açmaları sağlanmalıdır. Leylâ Erbil'in Zihin Kuşları adlı kitabındaki Media-Medeia başlıklı denemesinden bir paragrafı Cüce bağlamında yeniden okuyup değerlendirebiliriz şimdi:

“Bir yazar gücü ne yapsın ki? Gerçek yazar güçten de ünden de utanır; nasıl bir dünyanın kendisine onun sunduğunun bilincindedir? En azından aramaz? Bir köşede keşfedilmeyi, olmazsa sessiz sedasız öbür dünyaya gitmeyi bekleyemez mi? Şurası doğru: medya-Medeia tüketmek amacıyla da olsa bazen gelip bulabilir sizi saklandığınız köşeden¸ kimi vakit ileriyi gören “medya tilkileri”dir kapınızı çalanlar, kimi vakit yukarıda sözünü ettiğim dosdoğru insan olmakta ısrar edenler! Ben sadece sesli düşünüyorum, yani yazarak? Ama medya, kullanarak yaşamak zorundadır! En çok da medyatik olanı. Çünkü insanların zaaflarını emerek rating alır medya; savaşları, kanı, dini, ahlakı, acıma duygusunu kullanır. Onu beslemek çok zordur: kanla da beslenecektir, kültürle de?” (s. 86)

Notlar:
(1) Adam Sanat, sayı: 221, Haziran 2004.
(2) Serpil Gülgün, Leylâ Erbil Söyleşisi, Milliyet, 8 Ocak 2002.
(3) Adam Sanat, sayı: 221.
(4) Radikal Kitap Eki, 05.07.2007.
(5) Orhan Koçak, “Leylâ Erbil ile Söyleşi”, Virgül, Aralık 2002, sayı: 52.

Kaynakça:
– Leylâ Erbil, Cüce, İş Bankası Kültür Yayınları, Haziran 2003.
– Leylâ Erbil, Zihin Kuşları, YKY, 1998.
– Leylâ Erbil, Eski Sevgili, İş Bankası Kültür Yayınları, Aralık 2002.
Leyla Erbil'de Etik ve Estetik, Hazırlayan: Süha Oğuzertem, Kanat Kitap 2007.
– Hülya Soyşekerci, “Dilek Yazar, Dev Bir Yapıt Cüce”, Kum öykü-anı-günce dergisi, sayı: 25, Eylül-Ekim 2004.
– Hülya Soyşekerci, “Karanlıktaki Asi ve Özgür Kadın, Lilith”, Cumhuriyet Kitap Eki, 31.08.2006.
– Ülkü Akgün, “Kadın ve Medya Bağlamında Leyla Erbil`in “Cüce” Romanına Bir Bakış”, BirGün, 01.03. 2009

*(Notos Edebiyat Dergisi, Ağustos Eylül 2009, sayı: 17'de yayımlandı. Ayrıca Nisan 2010'da yayımlanan Okuma Yolculukları adlı kitabım içinde de yer alıyor. y.n.)

~~~
Sayı: 49, Yayın tarihi: 30/11/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics