MaviMelek
Hermes Kitap
"Eğer uyuyacak olsaydım, düş görürdüm. / Eğer korkmuş olsaydım, saklanırdım / Eğer delirirsem ne olur beynime elektrik verme." If / Pink Floyd

[Öykü]"Zaman Zaman Ölüm Anlatıları VIII" | İlkay Kefeli

Zaman Zaman Ölüm Anlatıları VIII | Gülay Altundal

"SIRF DUYDUĞUM ÖFKE YÜZÜNDEN YAZIYORUM"

Köpekler o kadar "sevildiği" halde nedense her türlü işkenceye ve çeşitli öldürülme yöntemlerine maruz kalıyorlar ülkemizde. Ne de olsa biz ölümüne severiz sevdik mi! Bu ülke… Yaşadığım ülke… Köpekler için cehennemden farksız. Gece yarısı vuruluyorlar, hemen ölmeyenler fazla fişek harcanmaması için öylece bırakılıyorlar ve saatlerce can çekişerek kan kaybından ölüyorlar. Bazıları da zehirlenip öylece bırakılıyor ve yine büyük acılar çekerek ölüyorlar. Ama çok daha kötüsü ülkenin ismi lazım değil bir yerinde meydana geldi. Canlı canlı fırınlarda yakıldılar, ortada hiçbir iz kalmasın diye; fakat bir şekilde haber dışarı sızdı. Durun canım hemen heyecanlanmayın öyle çok büyük tepki geldiğini sanmayın öyle olsaydı siz de bu olayı bilirdiniz değil mi? Öylesine küçük bir haberdi işte, birkaç satır süren. Vahşeti onaylayanlar bile olduğuna eminim. Kendi türünü bir zamanlar gaz odalarında öldürenlerden başka bir şey beklememiz ya da şaşırmamız abesle iştigaldir zannımca. Vahşeti yeterince anlatabildiğimi sanmıyorum; vahşileşmek gerekiyor vahşeti anlatabilmek için. Gelin biraz vahşileşelim! Hem görmüş oluruz ne kadar insan olduğumuzu zira insanlık vahşeti ne kadar öğrenebildiğinizle ölçülüyor!

güllerin kanlı çağrısına giriş

Kırmızı gül nedense hem kan hem de aşk imgesi olarak kullanılır, ben ikisini birden kullanacağım. Şu an ortada bir öykü yok ama çatı oluşmuş durumda, yazdıkça ortaya bir öykü çıkacak; vahşetin öyküsü!

Aşk birini öldürtebilecek kadar ya da büyük bir buluş yaptırtabilecek kadar ya da büyük bir edebi ve ebedi eser yazdırtacak kadar tehlikeli ve güçlü bir tutkudur bilirsiniz. Sadece tutkudur, sevmekle alakası yoktur, bir çeşit saplantıdır; gerçek âşıklar bunu çok iyi bilir. Ben büyük bir eser veremedim, ama bütün aklımı edebiyata vakfettim. Neyse ki konu ben değilim; bu yüzden kısa sürecek, başkası hakkında ne kadar konuşabilirsiniz ki!

güllerin kanlı çağrısı

Samet işi dolayısıyla şehirlerarasında dolaştığı için eşi Paris'e fazla vakit ayıramıyordu; fakat birbirlerini öylesine seviyordular ki Paris her gün yaptıklarını küçük kâğıtlara not ediyor ve yolculukları sırasında okuması için bunları Samet'e veriyordu. Bu arada Paris ismi Paris'i çok seven ancak sadece fotoğraflarından görme fırsatı olan babasının bir armağanı Paris'e; bu şık isim için babası nüfus müdürlüğüyle epey sorunlar yaşamış, öyle ki senelerce nüfus cüzdanı kayboldu demişler her resmi işlemde; ta ki kanunlar değişene kadar. Nüfus cüzdanını on beş yaşında ancak alabilmiş Paris. Konudan böyle küçük sapmalar olacaktır, doğaldır ki zira ben usta bir yazar değilim aslında yazar bile değilim, sırf duyduğum öfke yüzünden yazıyorum. Neyse Samet bu kâğıtları her yere peşinde götürüyordu. Bunlardan birkaçını burada sizinle paylaşmak istiyorum. Kâğıtları nasıl ele geçirdiğim güzel bir soru tabii. Evlerinin altındaki pizzacıda çalışıyorum ben efendim, bir gün Paris bu kâğıtlardan birini düşürdü bu şekilde elime geçti. Pek inandırıcı bulmadınız ama gerçek bu.

13 Ağustos 2004 Cuma
Bugün evdeydim. Yine sen yoksun işte. Yine yalnızım, böyle durumlarda çok moralim bozuk oluyor. Sinir oluyorum ya… SENİ ÇOK ÖZLEDİM. YETER ARTIK YA…

14 Ağustos 2004 Cumartesi
Bugün medreseye (çalıştığım pizzacı) gittim. 1 civarı annemlere biraz yardım ettim. 5 gibi eve geldim. Gelirken gazete aldım. Akşam evdeyim.

15 Ağustos 2004 Pazar
Bugün evdeyim. Medresede bile sensiz duramıyorum. 17.27'de 0532 430 3x 2x 1 kez çağrı bıraktı. Akşam evdeyim.

16 Ağustos 2004 Pazartesi
Bugün babanla annen doktora gitmiş öğleden sonra 1–2 saat dükkâna ben baktım. 6-7 gibi evdeydim. Akşam da evdeydim.

17 Ağustos 2004 Salı
Bugün evdeyim. Bıktım artık gitmelerinden. Yeter ama ya bana yazık değil mi?

18 Ağustos 2004 Çarşamba
1.30'da annen ve teyzenin kızıyla alışverişe çıktık. Annene etek baktık. Ben 2'yi 15 geçe eve geldim. Annen eve gelince gömleğini yanımıza alıp ona göre etek almaya gidicez. 5.30'da annene etek almaya gittik. Bim'den alışveriş yaptık. 7'ye doğru evdeydik. Akşam evdeydim.

19 Ağustos 2004 Perşembe
Bugün evdeydim. Hastalandım karnım ağrıyor. Seni çok özledim. Seni çok seviyorum.

20–21–22 Ağustos 2004
Cuma günü sen geldin. Pazar akşamına kadar İzmir'deydin. Senin yanımda olman öyle güzel ki canım benim. Sen arabaya bindikten sonra medreseye gittim. 8'de evdeydim.

23 Ağustos 2004 Pazartesi
Bugün evdeydim. Çok hastalandım. Fena üşütmüşüm. Seni seviyorum, ÖPTÜM.

24 Ağustos 2004 Salı
Bugün çok kötüyüm. Çok terliyorum duş falan aldım evdeyim.

25 Ağustos 2004 Çarşamba
Bugün de evdeyim. Nasıl böyle hastalandım bilmiyorum. Seni çok özledim.

26 Ağustos 2004 Perşembe
Bugün biraz iyiyim ama yinede iyileşemedim. 5.30'da ev tel. geldi. Alo dedim. Cızırtı var gibiydi. Sonra birden hat düşer gibi oldu kapadım.

Size bu kadar işkence ettiğim için özür dilemek istiyorum amma ve lakin gerçekçilik için bu gerekli bir ayrıntıydı. Yazım yanlışları bana ait değildir, kâğıtlarda ne yazıyorsa bire bir aktardım sizlere. Neyse aslında kâğıtlardaki gibi bir aşk yoktu ortada, kâğıtların bir düzmece olduğunu Samet, Paris'i öldürdüğünde anladım. Samet bir gün sürpriz yapmak için haber vermeden eve gelince Paris'i âşığıyla yakaladı ve oracıkta ikisini de öldürüverdi tabancasıyla. Silah sesiyle birlikte herkes yukarı hücum etti, ben de aralarındaydım. Komşuları kapıyı kırınca elinde tabancayı kendi ağzına sokmuş Samet'i gördük. Eli tetikte merhumlara bakıyordu. Merhumlar yatakta kanlar içinde üzerlerine bir demet kırmızı gül atılmış, güller kana bulanmış yavru kangalları güllerdeki kanı yalıyor. Hazin bir olaydı, Samet'e gerçekten çok üzülmüştüm. Daha çok gençti ve eşi için durmadan çalışıyordu. Böylece aşk denilen şeyin ne kadar kırılgan oluğunu görmüş olduk birlikte. Bazılarınız ahkam kestiğimi söyleyip tam şu anda yazıyı okumayı bırakmış olabilir belki de bazıları çoktan bıraktı. Neyse bunları geçelim; çünkü çok fazla romantik olduk; zira vahşilik gerekli bize. Bundan sonra anlatacaklarım duyduğum bazı olayları kurgulamam sonucu size ulaşacaktır.

ilkellik ve çocuklar

Küçük çocukların hayvanlara yaptıklarının başlıca sebebi henüz ilkel olmalarıdır. Büyüdükçe bir nebze gelişiyorlar, tabii ilkellik de gelişmişlik de tartışmaya açık bir konu. Nasıl ki yavru yırtıcılar avlanmayı öğrenmeden önce kendilerinden daha küçük hayvanlarla oyunlar oynuyorsalar (bu oyunlar sırasında bazen oyuncak kanar ve kan tadı içgüdüleri harekete geçirir) insan yavrular da aynı şekilde kendilerinden küçük hayvanlarla içgüdüsel olarak oyunlar oynuyorlar verdikleri zararın farkında olmadan. Genelde ilk avları kediler, köpekler, kertenkeleler, kurbağalar, böcekler vb oluyor şehirde yaşayanların; köyde yaşayanların ise seçeneği daha fazla oluyor, kırlara doğru gezintiye çıkarsanız ters dönmüş içi boş kaplumbağa kabuklarıyla karşılaşabilirsiniz sık sık, etrafınıza dikkatli bakın. Bir köyde çocukların kargalara içine olta kancası yerleştirilmiş kertenkele attıklarını ve karga yutar yutmaz da kancaya bağlı misinayı çektiklerini görmüştüm çocukken. Karga can havliyle uçmaya çalıştıkça çocuklar misinayı serbest bırakıyordular, bunun adına "canlı uçurtma" diyordular. Tabii bu küçük yaratıklar 6-7 yaşından itibaren eğitime çekildikleri için büyüdükçe bu içgüdülerini bastırıyorlar; fakat bazıları ne kadar büyüse de avlanmayı sürdürüyor gelişmiş donanıma sahip tüfekleriyle. Biz yine de çocuklara geri dönelim, büyüdüklerinde yaptıkları şiddet anlatmakla bitmez; biz saf şiddeti anlatalım. Çocuklar avlarıyla nasıl oynuyor? Şehirlerde çocukların başlıca avı köpeklerdir; çünkü köpekler hiç şüphe etmezler; çünkü insan insan olmaya başladığı andan beri onlar insanların yanındadır, belki de bazı duyuları körelmiştir bu nedenle. Kediler verilen bir ekmek parçasına uzaktan şüpheyle bakar, ortamı iyice süzer öyle yaklaşır en ufak bir duygu salınımını bile havaya yayılan elektrik ve koku sayesinde anlarlar ve pençeyi atıp kaçarlar. Köpeklerin ise bu insan dostluğu yüzünden çekmedikleri işkence kalmadı sanırım. Yavru kangalı hemen unutmadınız değil mi? Hani şu kanlı gülleri yalayanı. Evet, o kangaldan bahsediyorum. Şirin değil mi? Cinayetin yarattığı telaş sırasında açık kapıdan dışarı çıkar sevimli köpecik ve kalorifer dairesine kadar iner. Kapıcının çocukları onu bulurlar ve biraz yedirirler, severler ve sonra canları sıkılır ve köpeğin boynuna bir ip bağlayıp oradan oraya sürüklemeye başlarlar. Bir süre sonra bundan da sıkılırlar. İpi ikisi de sıkıca tutup kendi etraflarında dönmeye başlarlar, köpek yerden yavaşça çember çizerek havalanır ve ağlayarak çocuklarla birlikte istemeden dönmeye başlar; ağlar gibi sesler çıkararak. İpi birden bırakır çocuklar. Köpek kalorifer kazanına sertçe çarpar ve başı kanamaya başlar. İçlerinden biri yarayı iğne iplikle dikebileceğini iddia eder, ötekisi yapamayacağını söyleyince diğeri hemen eve girip iğne iplik getirir ve köpeği dikme işine girişir. Köpek acı acı ağlıyordur hâlâ, kaçmasın diye diğeri köpeği sıkıca tutar. Dikme işlemi uzun bir uğraştan sonra bittiğinde çocuklardan birinin aklına musluğa takılı hortumu köpeğin boğazından içeri sokmak gelir. Zorla da olsa bu işi başarırlar. Küçük köpeğin ağzından kusmuk akıyordur ve altına işemiştir. Biri gidip musluğu sonuna kadar açar ve köpeğin ağzından su fışkırmaya başlar, karnı şişer ve gözleri birkaç dakika sonra kapanır. Köpecik ölmüştür.

avcının gözleri

Köpek avlarının gece yapılmasının sebebini uzun süre düşündüm, bir süre katliamı gizlemek için böyle yapıldığını zannettim; ancak daha sonra yetkililerin böyle bir derdi olsa daha az ses çıkaran bir yöntem seçeceklerini düşünerek bu vargının yanlış olduğu sonucuna vardım; çünkü bir av tüfeği gecenin sessizliğinde bir bomba kadar ses çıkarır. Asıl sebep küçük bilyelerin yanlışlıkla bir insana isabet ederek öldürmesinden korkulması; fişek patladığında onlarca küçük bilye mesafe uzadıkça birbirinden ayrılarak geniş denilebilecek bir alana yayılır. Buradaki amaç aynı anda daha fazla avı öldürmektir ki kuş sürüleri üzerinde çok etkilidir. Gerçi ben bu zavallı köpekler yerine insanları öldürmeyi yeğlerdim; zira bütün bu karmaşanın sorumlusu biziz ve bizlerden çok daha iyi bir av hayvanı olur; çünkü avcı kovalama zevkini sonuna kadar tadabilir. Ben bu işi yapmasam zaten birileri yapacaktı, ben sadece para için yapıyorum. Normalde zevk için katliam yapmam, birkaç kuş vururum ve olması gerektiği gibi onları yerim; içlerini doldurmak gibi bir aptallık da yapmam. Avımı görüyorum. Tüm insanlık adına -eğer Tanrı gerçekten varsa, umarım yoktur- bağışlanmayı dileyerek ateş ediyorum.

bir yazma eylemi olarak intikam

Üç haftalık bir Sivas Kangal köpeğine uzun ve ağır bir zincir takan genç kız, yavruyu biraz sevdikten sonra kucağına aldı ve her sabah olduğu gibi erkenden evinin kapısından çıktı. Üçüncü katta oturuyordu. Merdivenlerden inerken köpeğin sevimliliğine dayanamayıp, bir bebeği severken çıkarılan sesleri çıkararak köpeği öpüyordu arada bir. Küçük köpek, küçük diliyle genç kızı yalıyordu. Birden zayıf sesiyle havlamaya başladı küçük Kangal. Genç kız bir inilti duydu. Kan izlerini gördü merdivenin altına doğru giden. İzlerin sonunda, kan gölünün içinde yatan yaralı köpeği görünce çığlık attı. Bir kapı açıldı. Kız hemen bu pisliğin temizlenmesi için bir yerlere telefon edilmesi gerektiğini belirtti komşusuna. Komşusu gerekli yerlere telefon etti. Gerekli kişiler geldiğinde köpek ölmüştü. Ceset çöp kamyonuna atılarak ortadan kaldırıldı. Genç kız sevimli köpek yavrusuyla gönül rahatlığı içinde gezintisine çıktı; çünkü yavruyken bütün canlılar zararsız ve sevimlidir.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics