MaviMelek
Hermes Kitap
"Rüyalarınla kurut gözlerindeki yaşları / Rüyalarınla yıka acılarını / Rüyalarınla uğurla elvedalarını / Unut yarınları." Franks Theme / Tom Waits

[Öykü]"Yarın Yine Yağmurlu" | Mehmet Fidan

Yarın Yine Yağmurlu | Gülay Altundal

"İÇİMİZDE AYNI YER YIRTILIYOR VE ACIYOR"

Biraz daha gürültüye ihtiyacım olduğunu söylüyor; büyük diyor, kocaman diyor ve kalabalık kelimesini eklemeyi ihmal etmiyor. Bu ormanları, ağaçları, bulutlara yakın oluşumuzu, kuşları, sincapları, tırtılları, balıkları, yeşili, kemirgenleri artık sevmediğini, çocukluğunun bu tür bir yerde geçtiğini, artık dayanamadığını ve en geç iki gün içinde buradan gitmek istediğini fısıldıyor. Yatakta, nehrin kıyısında, balığı kılçıklarından temizlerken, saçlarını toplarken, gardırobunu toparlarken, hep yanında taşıdığı birkaç bibloyu gazete kâğıdına sararken, iç çamaşırlarını mandallarken en geç iki gün içinde gideceğini yineliyor. Onu izliyorum bütün dikkatimle.

Ne güzelsin sevgili diyorum içimden. Ne güzelsin sen. Sonra duymuş gibi; ıspanakları yıkarken dönüp şöyle bir bakıp gülümsüyor. O an kalbimin söküldüğünü hissediyorum. Onu kaybedeceğimden korkuyorum ilk defa. Arkasından yaklaşıp sarılıyorum. Yanağını boynuma sürtüyorum, gözleri kapalı, ağzı açık. Boynumu teninden ayırdığım anda gözleri fal taşı gibi açılıyor. Seni seviyorum. "R"yi bastırarak söylüyor her zamanki gibi. Sonra bir daha. Seni seviyorrrum. İçimizde, aynı anda yırtılıyor bir yer. Acıyla tekrarlıyorum. Seni seviyorrrum. Tırnaklarını avuçlarıma geçiriyor.

Neden içimizde aynı yer yırtılıyor ve acıyor, anlayamıyorum. Kötü bir acı değil, biliyorum. Kötü değil. Fakat söylerken birbirimize o iki kelimeyi, yırtılıyor. Başka bir kelime uyduramıyorum, başka bir kelime ile anlatamıyorum. Yırtılıyor diyebiliyorum sadece. Sonra yırtığın ilk defa bu kadar derin olduğunu hissediyorum. Kaybetmek korkusu dışında bir anlam veremiyorum bu acıya.

Hiç kimsenin olmadığı ve hiç kimsenin olmamasının iyi olduğu, ruhlarımızın seviştiği, adına sonsuzluk dediğimiz o yerdeyiz yine. Öncesinden hiç tatmadığım bir histi bu. Eğilip öpüyorum saçlarından. Musluk açık, su sesi garip bir şekilde sanki o yırtık yerden aşağıya dökülüyor. Şefkatin ne güzel sevgili diye tekrarlıyorum içimden.

Yüzünü bana dönüyor sonra; uzun uzun öpüşüyoruz. Elimi sımsıkı tutuyor. Dudaklarımı ayırdığım anda yine gözleri büyüyor. Tıpkı, d ilimle dudaklarını ıslatarak onu uyandırdığım sabahlardaki gibi bakıyor. Gözleri parlıyor yine. Bana yıllar sonra da böyle bakmasını diliyorum içimden. Tanrım diyorum içimden… N'olur? Bizi birbirimize bağışla. Tanrım kelimesi çıkıyor sadece mırıldanarak ağzımdan. Gerisi içimden o yırtık yere gidiyor. Bizi birbirimize bağışla diyorum. Bir anlam veremiyorum bu acıya. Hayra yoruyorum.

Uzun bir süre susuyoruz ve sonra her şeye rağmen diyor seni sevdiğim için. Karşıma çıktığın için. Şükredeceğim hep diyor. Ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Beni, diyor hiçbir şey senin sevgin kadar onurlandırmadı. Seni tattığım ve tanıdığım için ve beni sevdiğin için ve bana sevildiğimi hissettirdiğin için diyor. Ve bunu bir bakışınla bir gülüşünle yaptığın için… Şükredeceğim hep. Ne madde diyor ne de başka bir şey bunun yerini tutamaz. En çok gülüşümü, gözlerimi ve kirpiklerimi beğendiğini bildiğim için gülümsüyorum. Gülme! Laf değil ha! diyor. Gerçekten… Ölürüm… Devamını getirmesine izin vermeden dudaklarını ısırıyorum. Yine sonsuzluğa gidiyoruz.

Sonra ıspanaklara dönüyor, musluk hâlâ açık ve fısıldıyor yine. En geç iki gün içinde diyor. Gerçekten gideceğini anlamam uzun sürmüyor. En geç iki gün içinde gideceğini biliyorum. Buna dayanamayacağını da biliyor. Tamam diyorum. Tamam Bilge. Gideceğiz buralardan. Gülümseyerek, yıllık tatilimizin kalan on gününü başka şehirde geçirmemizin daha iyi olacağını tekrarlıyor ve nereye gitmek istediğini söylüyor. Kimsenin bizi tanımadığı ve kimsenin bizi tanımamasının iyi olduğu bir yere onu götüreceğimi söylüyorum. Bak! Bu sefer güveniyorum sana. Beni oraya götür diyor. Tamam diyorum.

Ya sonra… Sonra o kahrolası kamyon çıkıyor karşılarına. O büyük ve kahrolası kamyon…

Şirketimiz çalışanlarından Cem Ulaş'ın eşi Bilge Ulaş elim bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. Cem Ulaş'a ve yakınlarına sabırlar diliyor…

Devamını getiremedi. Büyük bir sessizlik sonrası. Büyük değil aslında, oldukça uzun. Kâğıdı küçük parçalara böldü. Mümkün olduğu kadar küçük parçalara… Bilge? Efendim. Bilgeee? Efendim. Efendi olasın aşkım, bana karşı saygıda kusur etmeyesin. Ha ha! Bıkmadın mı bu espriden? Hayır sevgilim. Bir kez olsun dayımın sesini çıkartamazdım telefonda. Telefonu "Efendim" diye açmaktan da vazgeçememiştim. Her seferinde bunu söyler sonra dakikalarca gülerdi dayım. Çok kızardım, ama çok da severdim dayımı. Yıllarca bu küçük oyuna maruz kaldım Bilge? Anlıyor musun? Tam üç defa mırıldandı. Bilgeee? Ses yok. Bilge? Bilge?

Oğuz haklıydı Bilge. "Beklenen geç geliyor; geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor." Başka yerler mi? Neresi orası, burası neresi. Nerdeydin? Oradaydım. Çok küçüktüm Bilge. Seslerin hangi biçimlere karşılık geldiğini sezinliyor fakat yorumlayamıyordum. Şimdi kötü bir şey olacak diyebiliyordum ancak. Ya da galiba bu güzel bir şey. Öğrenmek yıllarımı aldı. Hayra yordum fakat yine de kötü bitti Bilge.

- Neden gittin?
- Gitmedim ki hiç.
- Gittin işte.
- Nerdesin?
- Çok uzaktayım.

Gözleri yanmaya başladı. Gözlerini yaklaşık kırk dakikadır diktiği Bilge'nin elbisesinden bir türlü ayıramıyordu. Elbisenin bütün renkleri birbirine karışıyor fakat gözlerini elbiseden alamıyordu. Renkler birbirine karıştıkça gözyaşları hızlanıyordu. Gözleri kocamandı artık.

- Ne yapıyorsun Cem?
- Ağlıyor musun yoksa?
- Hayır aşkım.
- Ben hep yanındayım.
- Yalancı!

Yanaklarından ağzına ulaşan bütün gözyaşlarını yavaşça emdi. Bilge olsaydı o da emerdi. Sonra öperdi ağzımı.

Ben de ölseydim. Ben de ölseydim. Beni neden burada bıraktın. İnan, ben bırakmadım. Üzülme sevgili. Hem her gece geleceğim yanına. Söz mü? Söz. Kendi soruyor, biraz bekliyor, ses etmeyince Bilge, kendisi cevaplıyordu.
Yarın yağmur var Cem. Yağmur. Tamam Suat.

Cem'in yakın arkadaşı İlhan ve Suat çukura toprak atıyordu. İlhan, yavaş. Suat, lütfen yavaş olun. Cem gözlerini çukurdan alamıyordu. Biraz daha yağmur yağdı, toprak yumuşadı, giderek katılaştı. Bilge'nin çıkması zorlaşıyor. Lütfen dur yağmur. Suat! dur lütfen. Üstü tümüyle toprakla kapanıncaya kadar Bilge'nin kımıldamasını, elleriyle toprağı delerek mezardan çıkmasını bekledi. Bir mucize bekledi. Bir gök gürültüsü, bir ışık, bir zaman deliği, bir ses… Kimse müdahale etmedi. Hayvansınız hepiniz diye olanca gücüyle bağırdı Cem.

Boşuna kazma mezarcı
Aşkımızı gömemezsin
İkimiz de sevmiştik
Bunu sen bilemezsin

Uzaklardan yankılanan arabesk tınılar. Kulak arkasına almıştı, alabildiği kadarını. Bir şeylerin tamamlanamadan bitmesi ne kötüydü! Onu hep özleyecek olması, tüm eşyaların onun kokusunu ve sıcaklığını yayması, durmadan onu hatırlatması…

- Üzgünüm Bilge? Çok üzgünüm.
- Kendini suçlama aşkım. N'olur suçlama.
- O kamyon dedi o büyük kahrolası…

İçi titredi, gözleri karardı ve bayıldı.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics