MaviMelek
Hermes Kitap
"Tanrılar kendi gövdeleri üstünde hora tepiyorlar / Yeni çiçekler açıyor Ölüm'ü unutarak" Mandala / Allen Ginsberg

[Öykü]"YaHülyaYaHülya" | Emre Güçdemir

YaHülyaYaHülya | Sinan Çakmak

"KORKMA, ARTIK BENİM OLACAKSIN"

Her Allah'ın günü aksatmaksızın aynı saatte, aynı yerde. Ona öyle bağlanmıştım ki kiracı olarak kaldığım bu evden nefret etmeme rağmen bir türlü taşınamıyordum.
Akşam üzeri 4 civarını bekleyerek geçiyordu günlerim. Adeta günün diğer saatlerini amacım olan 4 civarına varabilmek için araç olarak kullanıyordum.
Saat 16:00'a yaklaştığında ise ister fırında yemeğim olsun, ister kıta aşırı mesafeden akrabam gelmiş olsun, ister dünya yıkılsın hatta ve hatta bir oda dolusu dilber benle sevişmek için yalvarıyor olsun geçiyordum Camel Soft kokulu odamın penceresine, karşı apartmanın penceresini seyre dalıyordum. Ve o… Bazen umduğumdan erken bazen geç ama bir şekilde çıkıyordu ve arz-ı endam eyliyordu.
Dışarıda onun gibi binlercesi varken neden ona bağlandığımı ise anlamıyorum. İmkânsızlığı gözüme gözüme sokması mı onu değerli kılıyordu? Bu uzak mesafeden göz rengini tam olarak tayin edemeyişim mi? Yoksa asaleti mi büyülüyordu Rabbimin bu aciz kulunu, beni…

Karşımızdaki pencereye ondan başka çok nadir olarak üniversite çağında, yirmili yaşlarda bir oğlan çıkmaktaydı. Belli başlı combovari hareketleri vardı. Tüm mahallenin pencerelerini ve sokağı kesip boşluğundan emin olduktan sonra burnunu karıştırması veya aşağıya balgam sarkıtması en pis iki combosu. Ek olarak, duş sonraları nice gelinlik çağda kızın aklını alma maksatlı belden aşağısına bornoz sarılı cam önüne geçişi de ayrı bir combosuydu. Ama asıl bu gençle özdeşleşen combo gölge oyunu combosuydu. Eleman gün aşırı otuz bire kendini vermekteydi. O kendini her türlü gözden ırak sanırdı, lakin coşkun sıvazlama seansları perdede adeta bir Karagöz-Hacivat oyunu edasıyla tüm mahalle tarafından ilgiyle ve beğenilerek takip edilirdi.
Bu genç adamdan gayrı da kimseyi görmedim zaten o pencerede. İkisi beraber yaşıyorlardı anlaşılan. En çok kanıma dokunan husus da buydu zati. Ölesiye kıskanıyordum bu masturbatör genci. Ama ya o? O asil, o güzel, o elde edilmesi imkânsız yeteneklere sahipken nasıl da bu sivilceli, belden aşağı temalı hayal gücü gelişmiş kimseyi ev arkadaşı yapardı?

Günlerden bir gün her zamanki gibi saat 16:00 sularında pencere önündeki yerimi aldım ve onu beklemeye başladım.
Bekledim, bekledim, bekledim…
Hiç bu kadar gecikmezdi. "Evdeki abaza zorla sikiyor olmasın cancağızımı?" diye düşündüm. Sonra bu düşüncemi bastırdım, zira uzun tırnakları yardımıyla parça pinçik ederdi o herifi de, izin vermezdi kendisine ilişmesine.
Saat 17:00'ye gelirken o piç çıktı cama. "Hülyaaa!!!" şeklinde bir kaç tur haykırdı fazla kalabalık sayılmayan sokağa doğru. Adını da ilk defa işte o anda öğrendim.Gayet saf, gayet güzeldi.
Bu seslenişler üzerine çocuğun alt komşusu balkona çıktı. Vücudunu mümkün mertebe balkon sınırları dahilinde tutmasına rağmen başını çıkarabildiği kadar dışarı çıkararak ne olduğunu sordu gence. Oğlan panik içinde Hülya'nın kapıyı açık bulduğu bir anda evden kaçtığını anlattı, nasıl bulacağını bilmediğini ekledi. Alt komşu teyze "Siktiğiminin kedileri tee Kırşehir'e atsan bilem haftasına gelir bulur evi. Arsız oluyolar ellaam." diyerek hem evde kalmış olmasının verdiği negatif elektriği tüm sokağa boca etti, hem de kendisi için uzak uzak diyarların Kırşehir'den ibaret olduğunu belli etti.
Bense bu detaya takılmadan önce Hülya'nın evde kilitli kalıyor olmasına takılmıştım, demek Hülya zorla hapsediliyordu o evin içinde. Genç adama karşı beslediğim kıskançlık duygusu yerini bütünüyle kine bıraktı.
Peki ya Hülya nereye gitmişti? En azından bu civarlardadır belki düşüncesiyle üzerime bir şeyler giyip sokakta onu aramaya karar verdim. Her şeyim tamamdı bir tek pantolonum kalmıştı ki kapı çaldı. "Geliyorum" diye avazım çıktığınca çemkirip üstümü giyme işlemini tamamladım. Odamdan antreye çıktım. Kapıya giderken pantolonun fermuarını da kapadım.
Açmadan önce delikten baktım lakin kimse çarpmadı gözüme. "Allah Allah?" nidasıyla açtım kapıyı. Göz hizamda kimseyi göremeyince acaba bir paket mi bırakıldı diyerek bakışlarımı eşiğe çevirdim. Çevirmemle birlikte onu gördüm. Hülyam eşiğimde duruyordu. Sevinçten mal olup ağlamaya başladım, bu sırada Hülya içeri girmiş bacaklarımı okşuyordu.
"Hoş geldin" dedim, kocaman kocaman gözlerini yüzüme çevirip gülümsedi. Maviydiler…
"Yıllardır bekliyorum, niye bu güne dek beklettin?" dedim fakat cevap vermeksizin kucağıma oturdu ve titremeye başladı.
"Benim olmak mı istiyorsun? Ol o zaman, ama önce bekle de şu üzerimdekileri bir çıkartayım. Hem ben gelene kadar sen de biraz rahatla. Korkma, artık benim olacaksın" diyip kucağımdan indirdim onu nazikçe ve üzerimi değiştirmeye yatak odama gittim. Salona döndüğümde o büyüleyici, o bana imkânsız gelen halini almıştı: Yere oturmuş, tek bacağını başının arkasına kaldırmış poposunu ve bızırını yalayarak temizliyordu. Bu hareket yakından daha bir süper geldi gözüme. Bitirene kadar ses etmedim, kıpırdamadan izledim. Bittiğinde ise "Gel" dedim "süt vereyim sana". Mutluydu, keyifle "Miyav" diyerek düştü peşime. Artık benimdi.
O günden kelli bir daha akşam üzeri saat 16:00'ı beklememe gerek kalmadı, evden de taşındık. Hülya, ben ve Hülya'nın kumu mutlu mesut bir hayat sürdük…

Sayı: 25, Yayın tarihi: 06/05/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics