MaviMelek
Hermes Kitap
"Sonra ruhumu aldım ve aynalarımı kırdım ve işte şimdi bütün dünya karşımda..." Jimi Hendrix

[Sinema-Müzik]"Karanlık Sözler: Müzikte Yabancılaşma Ve Noir Üzerine Bir Deneme V"
Emre Karacaoğlu*

Lou Reed

"BAŞKA BİRİSİ OLDUĞUMU SANDIM..."

Edebiyatta "yabancılaşma" dendiği zaman akla nasıl Franz Kafka, Jean-Paul Sartre ve Albert Camus, sinemada da David Lynch, Lars von Trier ve David Cronenberg gibi isimler geliyorsa müzikte de öyle isimler var ki ister romantik bir aşk baladı yazsınlar, isterlerse majör tonlarda ritmik bir şarkı yazsınlar, bütün eserlerinin hamuruna o yabancılaşmadan, o soğukluktan bir miktar katıyorlar. Bu ay, bu isimlerden ilk defa biraz daha kapsamlı ele alacağım müzisyen: sivri dilli üstat Lou Reed.

Efsaneye göre genç yaşlarında şok tedavisi (60'lı yıllarda psikiyatristler tarafından uygulanan, Ken Kesey'nin "One Flew Over The Cuckoo's Nest"te de bahsi geçen elektrik tedavisi) gören (ya da "geçiren" mi desek?) Reed'in müzikal kariyeri ve çevresiyle yaşadığı hayat, her zaman yabancılaşma psikozunun etkisi altında olmuştur. Özel hayatında aradığı mutluluğu hiçbir zaman bulamayan Reed (Andy Warhol'un evinde yaşanan sayısız ilişki ve içeriği eroine kadar varan uyuşturucu partileri, travesti sevgililer, iki boşanma vs.), çoğu zaman medya ve müzik eleştirmenleri tarafından da "uzak durulması gereken adam" olarak görüldü. 1970'lerde glam rock ın etkisiyle simsiyah derilere bürünüp saçlarına faşist semboller yaparken (işin ilginç yanı, Reed Yahudi kökenlidir), tarzını etkileyen arkadaşı ve prodüktörü David Bowie'nin gözüne bir yumruk çakmaktan geri kalmayacak kadar zor bir adam oldu hep. En iyi anlaştığı kişilerden birinin dönemin en arsız müzik eleştirmeni Lester Bangs (röportaj yaptığı sanatçılara küfür bile etmekten çekinmeyen bir adam) olması, karakterinin bu yönünü daha da iyi ortaya koymaktadır. (Lester Bangs'in Lou Reed röportajlarını okumanızı şiddetle tavsiye ederim, çok eğlenirsiniz.) Aslına bakılırsa, kişiliği ve yabancılığı hakkındaki en doğru yorumu, bir ayrılıp bir barıştığı dostu John Cale yapmıştır: Reed'in bu kadar zarif ve duygulu şarkılar yazarken, nasıl bu kadar şarkılardakinin zıttı bir karaktere sahip olduğunu hiçbir zaman anlamadığını belirtmiştir.

Transformerİnsanlara yabancılaşmasının bir yansıması da müziği ve müziğin ticariliğine bakışı oldu. "Transformer" (ki bu albümdeki "Perfect Day" ve "Walk On The Wild Side" dönemin sağlam hitleriydi) ve "Berlin" gibi iki başarılı albümden sonra "Metal Machine Music" gibi bir albüm yapabilecek kadar umarsız bir insan, Lou Reed. İki CD dolusu gitar feedback i ve stüdyo ekipmanı gürültüsünü kaydedip "işte bu benim yeni albümüm, gidip satın alın," diyebilen bir müzisyenin ne kadar uçlarda olduğunu anlatmaya gerek yoktur herhalde? Hoş, albüm hakkında "çok ciddiydim...ve kafam da çok güzeldi," ya da "bu albüm Texas Chainsaw Massacre'ın soundtrackidir" gibi sözleri "dinleyici," "hedef kitle" ve "müzik firması" gibi kavramları ne kadar kaile aldığını ortaya koymalı zaten. (Yine Lester Bangs'le yaptığı bir röportajda da Metal Machine Music'te Beethoven'ın Eroica ve Pastoral senfonilerine gönderme yaptığını söylemiştir. Bu göndermeleri gerçekten duyan birine şu ana kadar rastlamadım. Lester Bangs'in albüm hakkındaki müthiş yorumu da burada bahsi hakketmektedir: "bir şaheser.")

2006 MTV Video Müzik Ödülleri'nde sahne alacağının haberi beni çok şaşırtmıştı. Ama sonradan görüldü ki sadece En İyi Rock Videosu vermek için sahneye Pink'le birlikte çıktı ve orada da dilini tutamadı: "MTV daha fazla rock ‘n' roll çalmalı."

Hayatını böyle yaşayan bir adamın şarkı sözlerinde de bu özelliğinin yansıması olmaması kaçınılmazdı tabii ki. Bir hayat kadınına yazdığı "Perfect Day"de bile o kadar aşk, mutluluk ve tatmin taşıyan mısranın arasında, şöyle bir kuple de bulunur:

"...
Just a perfect day
You made me forget myself
I thought I was someone else
Someone good

...
Mükemmel bir gün
Bana kim olduğumu unutturdun
Başka birisi olduğumu sandım
İyi biri"

"Sally Can't Dance" albümündeki "N.Y. Stars" şarkısı kendisini örnek almaya çalışan sanatçılara ve onu eleştirenlere oldukça büyük bir yukarıdan bakmayla yazılmıştır. Bu şarkıyla da Reed, hem hayatta hem de müzikal anlamda tek başına durduğunu ve hiç kimseyi hiçbir şekilde önemsemediğini daha da sağlamlaştırmıştır:

Sally Can't Dance

"...
They say I'm so empty
No surface, no depth
Oh, please, can I be you?
Your personality's so great
Like new buildings
Square, tall and the same
Sorry, Ms. Stupid
Didn't you know it was a game?
I'm just waiting
For them to hurry up and die
It's really getting crowded here
Help me, New York stars

...
Boş olduğumu söylüyorlar
Yüzeysiz, derinliksiz
O, lütfen, siz olabilir miyim?
Sizin kişiliğiniz harika
Yeni binalar gibi
Kare, uzun ve aynı
Üzgünüm, Bayan Aptal
Bir oyun olduğunu bilmiyor muydunuz?
Ben sadece bekliyorum
Acele edip ölmelerini
Burası oldukça kalabalıklaşıyor
Yardım edin bana, New York yıldızları"

70'li yıllardaki hızlı yaşamından bir kesit sunan "Coney Island Baby" albümündeki "A Gift" şarkısı da kadınlara olan bakış açısını (ve dolayısıyla kadınların onda bulduğu adamı) tasvir etmektedir:

"I'm just a gift to the women of this world
Responsibility sits so hard on my shoulder

Like a good wine, I'm better as I grow older
...
It's hard to settle for second best
After you've had me, you know that you've had the best

Coney Island Baby

Dünya kadınlarına bir hediyeyim ben
Sorumluluk omzumda ağır bir yük

İyi bir şarap gibi, yıllandıkça daha iyiyim
...
İkinci iyiyle yetinmek zordur
Beni tattıktan sonra, bilirsiniz ki en iyisini tatmışsınızdır"

Peki ya bu hızlı hayatın son döneminde, yaşadığı son boşanmadan sonra bestelediği albümün ismi neydi: "Ecstasy", yani mutluluk. Bu albümdeki şarkılar tüm insanlara olan genel yabancılaşma temasını daha da karamsar bir şekilde yorumlamaktadır. Çünkü o yabancılığı yenebildiği tek kişiyi bile kaybetmiştir artık, Reed. Albümle aynı isimli parçada:

Lou Reed - Ecstasy

 

"They call you ecstasy
Nothing ever sticks to you
Not velcro, not scotch tape
Not my arms dipped in glue
Not if I wrap myself in nylon
A piece of duct tape down my back

 

Sana mutluluk diyorlar
Hiçbir şey yapışmıyor sana
Ne cırtcırt, ne seloteyp
Ne tutkala batırılmış kollarım
Ne de kendimi naylona sarsam
Ne de sırtımdan aşağı bir metal bandı"

* Yüxexes, Nisan 2007

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics