MaviMelek
Hermes Kitap
"Önemli olan en yüksek ve en düşük noktalardır, diğer bütün noktalar ise yalnızca 'arada'." Jim Morrison

[Sinema-Müzik]"Karanlık Sözler: Müzikte Yabancılaşma Ve Noir Üzerine Bir Deneme"
Emre Karacaoğlu*

The Smiths

"DELİRMENİN SINIRLARINDA GEZEN BİR YABANCILAŞMA HİSSİ"

"Last night I dreamt that somebody loved me
No hope, no harm
Just another false alarm

Dün gece rüyamda birinin beni sevdiğini gördüm
Ne bir umut, ne bir acı
Sadece bir yanlış alarm daha"

The Smiths'in "Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me" şarkısının bu ilk birkaç mısrası çevremdeki insanlarla senelerdir yaptığım bir tartışmanın başlangıç noktası olmuştur. Şarkıyı bilsin bilmesinler, çevremdekilere sorduğum soru şuydu: "sizce bu şarkının ismi, yani giriş cümlesi ve ana teması 'dün gece rüyamda birinin beni sevdiğini gördüm' değil de 'dün gece rüyamda birini sevdiğimi gördüm' olsaydı nasıl olurdu? Hangisi daha ağır, daha acı verici tınlıyor ya da hangisinin daha ezici bir havası var?"

Cevaplar tabii ki kişiden kişiye değişiyordu. Kimileri şarkının orijinal isminin –ne kadar arabesk de dursa- çok daha çaresiz, çok daha hüzünlü bir ruh halinden bahsettiğini söylerken, azınlık olan bir grup da türetilen halinin "daha karanlık, daha olgun," hatta "daha modern bir karamsarlık" halinden bahsettiğini söylüyordu. İki yaklaşım da kesinlikle yanlış değil, zaten böyle bir konuda kesin bir sonuca varmak da çocukça olur; çünkü –uygun bir klişeyle açıklamak gerekirse- "siyah-beyaz" gibi bir ayrım yapmak için oldukça öznel bir konu.

Ancak eminim ki kimse, türetilen ismin çok daha az rastlanan, şarkılarda her gün duymadığımız bir temayı işlediğini reddedemez: çok daha karanlık bir ruh hali olan yabancılaşmayı. Morrisey'in sözleri ağlak, ya da yukarıda söylediğim gibi arabesk dururken türetilen isim aklınıza neleri ya da kimleri getiriyor? Albert Camus? Franz Kafka? David Lynch? Coen kardeşler? David Fincher? Ya da bu eskiler bir şey ifade etmediyse Sofia Coppola'nın son filmi "Lost In Translation" diyelim?

Peki ya müzikte hangi sanatçılar sıradan bir aşk acısını, platonik aşkı incelemektense bu bahsettiğimiz konuya değinmişlerdir sözlerinde? Konuyla ilgilenen müzisyenlerin sayısına bakarak bu konunun çok daha büyük bir sanatsal derinlik, yitkin bir ruh hali ve kara edebiyat/kara sinema bilgisi gerektirdiğini söylemekten yanayım. Sonuçta herkes aşk acısı, elde edememe üzüntüsü yaşar hayatının bir noktasında... müziğin ilk zamanlarından beri sevgililere şarkılar yazılmıştır, ağıtlar dökülmüştür. Bu yüzden, modern zamanların en esaslı hastalıklarından biri olan yabancılaşmayı ve bu psikozla gelen ruh halini, kara aşk anlayışını ve kopuk insan ilişkilerini konu eden noir müzisyenlerini her zaman biraz daha el üstünde tutmuşumdur.

Type O Negative

Type O Negative'in "Life is Killing Me" albümündeki "Anesthesia" parçası bu müzikal yaklaşımın manifestosu olacak şekilde icra edilmiş. Yaşadığı acılar karşısında "kendine anestezi uygulamayı," daha doğrusu, hissizleşmeyi tercih eden bir adam anlatılıyor:

"Betwixed birth and death, every breath regret
I pity the living, envy for the dead
Emotionally stunned; in defense, I'm numb
I'd rather not care than to be aware - be scared

Doğum ve ölüm arasında, her nefes bir pişmanlık
Yaşayanlara acıyor, ölmüşlere imreniyorum
Duygusal olarak afalladım, karşılığında hissizim
Bilmektense ve korkmaktansa umursamamayı tercih ederim"

Şarkının sonunda "hiçbir şey hissetmiyorum" diye bağıran Peter Steele, parçayı çok basit ve güzel bir özetle bitirmektedir.

Alice in Chains


Grunge üstadları Alice in Chains'in yarı akustik E.P.'si "Jar of Flies"ın genel havasına da hakim olan bu psikoz "Nutshell"de doruğa çıkar:

"We chase misprinted lies
We face the path of time
And yet I fight, and yet I fight
This battle all alone
No one to cry to
No place to call home

Yanlış yazılmış yalanları kovalarız
Zaman denen yolu karşımıza alırız
Ama yine de bu savaşı
Tek başıma savaşmaktayım
Ağlayacak kimse yok
Ev diyecek bir yer de yok"


"Don't Follow"da ise:

"Hey, I ain't never coming home
Hey, I'll just wander my own road
Hey, I can't meet you here tomorrow
Say goodbye, don't follow
Misery so hollow
Hey you, you're livin' life full throttle
Hey you, pass me down that bottle
Hey you, you can't shake me round now
I get so lost and don't know how
And it hurts to care, I'm going down
Forgot my woman, lost my friends
Hey, asla eve dönmüyorum
Hey, sadece kendi yolumda devam edeceğim
Hey, yarın senle burada buluşamam
Hoşça kal de ve takip etme
Hey sen, hayatı tam gaz yaşıyorsun
Hey sen, o şişeyi bana da uzat
Hey sen, beni sarsamazsın artık
Öyle kayboluyorum ki ve nasıl oluyor bilmiyorum
Umursamak canımı yakıyor, dibe iniyorum
Kadınımı unuttum, dostlarımı kaybettim"

Müziklerine yabancılaşma atmosferinin hakim olduğu müzisyenlerin uyuşturucu bağımlılığı ve intihar, hayatlarında eksik olmayan motiflerden ikisi. Eroinden kaybettiğimiz Layne Staley'den başka iki isim daha var ki bunlar hayatları boyunca yabancılaşma psikozlarıyla ve belki de bir kaçış aradıkları kimyasal bağımlılıklarıyla hep gözler önündeydiler: Kurt Cobain ve Nick Drake.

Kurt Cobain Kurt Cobain

Cobain, şarkı sözleri konusunda REM, Red Hot Chili Peppers gibi serbest çağrışıma başvursa da yazdığı parçanın bir ya da birkaç ana konu etrafında döndüğü açıktır. "Nevermind"daki grunge marşı "Lithium," sevgisizlik, yalnızlık ve delirmenin sınırlarında gezen bir yabancılaşma hissiyle Cobain'in ruh halini anlatmaktadır:

"I'm so happy because today
I've found my friends
They're in my head
I'm so ugly, but that's okay, 'cause so are you
We've broken our mirrors
Sunday morning is everyday for all I care
And I'm not scared
Light my candles in a daze
'Cause I've found God - hey, hey, hey
I'm so lonely but that's okay I shaved my head
And I'm not sad
And just maybe I'm to blame for all I've heard
But i'm not sure
I'm so excited, I can't wait to meet you there
But I don't care
Bugün çok mutluyum
Çünkü arkadaşlarımı buldum
Onlar kafamdalar
Çok çirkinim, ama önemli değil, çünkü sen de öylesin
Aynalarımızı kırdık
Bana her gün pazar
Ve korkmuyorum
Şaşkınlıkla mumlarımı yaktım
Çünkü Tanrı'yı buldum – hey, hey, hey
Çok yalnızım ama önemli değil, kafamı kazıdım
Ve mutsuz değilim
Ve belki de tüm duyduklarım için suçlu benim
Emin değilim
Çok heyecanlıyım, senle orada buluşmak için sabırsızlanıyorum
Ama umurumda değil"
Nick Drake Five Leaves Left

Ama Kurt Cobain'den çok bu konuyu danışmamız gereken bir numaralı müzisyen tabii ki 26 yaşında (aşırı dozda antidepresan, Tryptizol'le) ölen Nick Drake. Kinaye sanatında, karanlık imgeler yaratmada eline kimsenin su dökemeyeceği bu üstün deha, sözleriyle müziğinin rengini ayrı tutmayı bilmiş, mısralarını insan psikolojisinin en derin karanlıklarından dizerken bestelerinde majör tonlar kullanarak dinleyicilerini büyülemiş, afallatmıştır. Yalnızlığını, utangaçlığını, anlaşılamamışlığını, depresyonunu ve uykusuzluğunu müziğine taşırken müzikal hayatı boyunca çok az röportaj vermiş, sahne korkusundan dolayı çok az konsere çıkmış, yaşamı boyunca elde ettiği az takdirle daha da derinlere batmış ve yalnız başına ölmüştür. Kendisinin üstün yeteneği son on senedir yeni yeni anlaşılmakta, Peter Buck, Brian Molko, Mogwai, Elliot Smith, Mikael Akerfeldt, Badly Drawn Boy, Lou Barlow gibi birçok ünlü müzisyen ve grup Drake'i en önemli etkileri arasında saymaktadır.

İntihar kokulu ölümünden yaklaşık dört ay önce kaydetmeye başladığı "Made To Love Magic" albümündeki şarkılar, kariyeri boyunca müziğinin üzerinde gezen kara bulutların iyiden iyiye belirginleştiği şarkılar içermektedir. 1972'de yaşadığı sinir krizinden sonra bir daha hiçbir zaman toparlanamayan Drake, kendine has arpej stili ve söyleme tekniğini bile stüdyoda düzgün icra edememiş, vokaller ve gitarlar ayrı kaydedilmek zorunda kalmıştı. Bu kayıtlardaki parçalardan "I Was Made To Love Magic:"

"I was born to love no one
And no one to love me
Only the wind in the long green grass
The frost in a broken tree

I was made to love magic
All its wonders to know
But you all lost that magic
Many many years ago

Kimseyi sevmemek için doğmuşum
Ve kimse de beni sevmemek için doğmuş
Sadece uzun yeşil çimlerdeki rüzgârı
Kırık bir ağaçtaki kırağıyı sevmek için doğmuşum

Ben sihri sevmek için yaratılmışım
Ve bütün mucizelerini
Ama siz o sihri kaybettiniz
Çok seneler önce"

Orta yaş bunalımını evinin kapısına gelen kara gözlü bir köpek imgesiyle -daha 26 yaşındayken- anlattığı "Black-eyed Dog:"

"A black eyed dog, he called at my door
A black eyed dog, he called for more
A black eyed dog, he knew my name

I'm growing old and I wanna go home
I'm growing old and I don't wanna know

Kara gözlü bir köpek kapıma geldi
Kara gözlü bir köpek daha fazlasını istedi
Kara gözlü bir köpek ismimi biliyordu

Yaşlanıyorum ve eve gitmek istiyorum
Yaşlanıyorum ve bilmek istemiyorum"

Ve ilk albümü "Five Leaves Left"te yer alan "Time Has Told Me" parçasındaki itirafları, içe dönüşü:

"Time has told me
You're a rare rare find
A troubled cure
For a troubled mind

And time has told me
Not to ask for more
Someday our ocean
Will find its shore

So I`ll leave the ways that are making me be
What I really don't want to be
Leave the ways that are making me love
What I really don't want to love

Zaman bana söyledi
Sen çok ender bir buluşsun
Sorunlu bir akıl için
Sorunlu bir şifasın

Ve zaman bana daha fazlasını
İstememi söyledi
Bir gün okyanusumuz
Sahilini bulacak

Böylece olmak istemediğim şeyleri
Olmama neden olan yolları bırakacağım
Sevmek istemediğim şeyleri
Sevmeme neden olan yolları bırakacağım"


Bob Dylan

 

Başka bir folk üstadı Bob Dylan da kariyeri boyunca konuya dönem dönem değinse de ilerleyen yaşı ve görmüş geçirmişliğiyle bağlantılı olarak yabancılaşma hakkındaki en iyi şarkısını "Wonder Boys" filmi için yazmıştır: "Things Have Changed."

"A worried man with a worried mind
No one in front of me and nothing behind
There's a woman on my lap and she's drinking champagne
...
People are crazy and times are strange
I'm locked in tight, I'm out of range
I used to care, but things have changed
...
I hurt easy, I just don't show it
You can hurt someone and not even know it
The next sixty seconds could be like an eternity
Gonna get low down, gonna fly high
All the truth in the world adds up to one big lie
I'm in love with a woman who don't even appeal to me

Endişeli bir akla sahip endişeli bir adam
Önümde ve arkamda kimse yok
Kucağımda bir kadın var ve şampanya içiyor
...
İnsanlar çıldırmış ve bu zamanlar çok garip
Sıkışıp kalmış, menzil dışındayım
Eskiden umursardım ama her şey değişti
...
Kolayca kırılırım, sadece göstermem
Birisini kırabilir ve bilmeyebilirsiniz
Önümüzdeki altmış saniye sonsuz gibi gelebilir
Aşağılara ineceğim, yükseklerde uçacağım
Dünyadaki tüm doğrular tek büyük bir yalanda toplanır
Bana hiç çekici gelmeyen bir kadına aşığım"


-Devam edecek-

* Yüxexes, Kasım 2006

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics