MaviMelek
"Ayda bir gün gök kafama yıkılır, geldiğimde, başka bir film görürüm yapmak istediğim." Steven Spielberg

[Sinema-Müzik]"Yedinci Sanatla İkinci Sanatın İzdivacı II: John Williams & Steven Spielberg - George Lucas" | Emre Karacaoğlu - Hikmet Temel Akarsu

E.T. | Steven Spielberg

"SİNEMA ve SENFONİNİN BÜYÜSÜ"

Filmlerinden bir sahneyi ya da bir karakteri ve ona yakıştırdıkları özellikleri izleyicilerinin hafızalarına kazıma konusunda Steven Spielberg ile George Lucas'ın yetenekleri muhteşemdir. Indiana Jones'un, “Raiders of the Lost Ark”ın (Kutsal Hazine Avcıları) başında, antik tapınaktaki altın idolü aynı ağırlıktaki bir çuvalla değiştirdiği sahneyi hatırlayın. Ya da “E.T.”deki çocukların bisikletlerle ayın önünden uçma sahnesini...“Jurassic Park”taki Alan Grant'in, arka ayaklarının üzerinde ağaçlardan yaprak yiyen “brachiosaurus"la karşılaşmasını...

Peki ya Lucas'ın “Star Wars” (Yıldız Savaşları) serisi? Darth Vader'ın Luke Skywalker'ın kolunu kesip onun babası olduğunu söylediği dövüş sahnesi... Ya da dördüncü bölüm “A New Hope”un (Yeni Bir Umut) Death Star üzerindeki savaş görüntüleri... Peki disk biçimli “Millennium Falcon”un uzayda süzülmesini hangimiz unutabiliriz?

Bu filmleri izlemiş milyonlarca kişiden biriyseniz, cümleleri okur okumaz sahneler hemen gözünüzün önüne gelmiş olmalı. Hatta bu filmlerin müthiş müzikleri de herkesin kulağında kendini hissettirmiş olmalı; çünkü her biri usta Amerikalı besteci ve orkestra şefi John Williams'ın elinden çıkma. Bütün sinema kariyeri boyunca, sadece biri (müziklerini Quincy Jones'un yaptığı “The Color Purple”) dışında bütün filmlerinin müziklerini Williams'a teslim eden Spielberg'le birlikte yakın arkadaşı Lucas da o belleklerde yer eden sahneler ve milyon dolarlık gişe filmlerinde Williams'a çok şey borçludurlar. Eserleriyle 45 kez Oscar adayı olan (Walt Disney'den sonra Alfred Newman'la birlikte yeryüzünde Oscar'a en çok aday gösterilen ikinci kişi) ve beş kez de bu ödülü kazanma onuruna erişen müzisyenin Spielberg ve Lucas sinemasına sanatsal katkısı asla yadsınamaz. Dahası; ne bu müzikler ne de filmler birbirlerinden ayrı düşünülemez. Bu açıdan bakıldığı zaman Williams'ın bir röportajındaki(*) sözleri, bu mucizevi ve mükemmelliğe yakın birlikteliğin ruhani boyutunu ortaya koyar. “Yıldız Savaşları” için yaptığı film müziğinin listelerde ilk 20'de yer aldığı hatırlatılıp, buna nasıl bir tepki gösterdiği sorulduğunda gülerek şöyle der:
“Bu kadar pop-dışı bir çalışmanın böyle bir ticari başarı yakalaması ne film, ne de müzik endüstrisinde görülmüştür. Bunun en büyük kısmını filme borçluyuz. Müziği film olmadan yazsaydım, onu kimse duymayacaktı bile. Bu kombinasyona bir de o garip, belirsiz ve hiçbirimizin elinde olmayan şans faktörü ve zamanlama da gelince bu olay gerçekleşti işte. Eğer böyle bir fenomeni tahmin edebilseydik ya da bir grup müzisyen olarak istemli bir şekilde her sene yönlendirebilseydik, zenginlik pınarlarında yıkanıyor olurduk. Ama bu öyle bir şey değil işte. Sonuçta, her besteci eserine başlarken ‘bu başarılı bir çalışma olacak' diye başlar.

“Dindar bir insan değilim ama ellerimizin belirli yönlerde idare edildiğini görmek bana hep son derece ilginç gelmiştir... İster istemez ‘ilahi bir rehberlik' diyesiniz gelir. Sanatsal buluşmalar sizi mucizelere inandırır: Tiyatro, sinema ve müzik bir araya gelip bir makine gibi çalışır ve seyirci de onu özümsemeye hazır bir şekilde kollarını açıp bekler. Bu da bir mucizedir.”

New York'un en iyi konservatuarlarından biri olan Juilliard'da Rus piyanist ve piyano pedagogu Rosina Lhévinne'den eğitim alan Williams, bar ve gece kulüplerinde caz piyanistliği yaparken Henry Mancini ile zamanın meşhur dizisi “Peter Gunn”ın müziğinin kayıtlarında çaldı (açılış riffini çalan bizzat kendisidir). Jenerik müziği zamanla dizinin kendisinden bile daha fazla üne kavuştu. Aynı ekiple Carey Grant ve Audrey Hepburn'lü “Charade”in ve Blake Edwards'ın yönettiği “Days of Wine and Roses”ın da müziklerini yapan Williams, film müziği besteciliği konusunda bu yolla pişti... Ta ki 1967 senesinde “Valley of the Dolls” ile ilk Oscar adaylığını ve 1971 senesinde “Fiddler on The Roof” ile ilk Oscar'ını alana kadar. Bu noktadan sonra kendisi için Steven Spielberg'lü, George Lucas'lı ve daha birçok yönetmenli, günümüze kadar devam eden bir dev bütçeli filmler serisi başlamıştı.

John WilliamsJohn Williams'ın müziklerinin insanlığın ortak belleğinde bu kadar yer etmesinin, çalıştığı filmlerin sinematografik kalitesi dışındaki, en büyük nedenlerinden biri eserlerinde ustaca kullandığı leitmotif ögesidir. Leitmotif, müzikte, edebiyatta, tiyatroda, sinemada ve hatta resimde (Dali'nin her resminde gözlemlediğimiz köpeklerini, ya da cennet/cehennem imgelerini düşünün) rastladığımız, sanatçının belli bir karakter, yer ya da duygu ile bağdaştırdığı ve her defasında okuyucunun/dinleyicinin/izleyicinin önüne sunduğu bir temadır. Türk sinemasındaki müzik kullanımı ele alındığında buna verilebilecek en güzel örnek Melih Kibar'ın “Hababam Sınıfı” için bestelediği parçadır. Sahnenin tonuna göre yavaş ya da hızlı çalındığında farklı etkiler yaratabilen müthiş bir melodisi vardır. Bir leitmotif olarak işlevsellik kazanmış ve Hababam Sınıfı serisininin kişilikli bir hal almasında büyük rol oynamıştır.

“Jaws”un iki art arda notadan oluşan leitmotifini düşünün. Bu ezgi hayatımıza artık o kadar işlemiştir ki filmin kendisini ya da köpekbalıklarını bırakın, herhangi bir tehlike anında kulağımızda duyar gibi olduğumuz müzik o olmuştur. Ya da “The Empire Strikes Back”te (İmparator) duyduğumuz “The Imperial March” temasını anımsayın. İlk defa, imparatorluk droid askerlerini Galaksi'nin öbür ucuna yollarken kalın pikololardan dinlediğimiz bu melodiyi film boyunca, ufak varyasyonlarla o kadar çok duyarız ki, Darth Vader ve ona dair hissettiğimiz duygularla beraber anarız bu ezgiyi.

Williams'ın etkilendiği isimleri sıralamak istersek, leitmotif kullanımına bakarak ilk dile getirmemiz gereken kişi Wagner olur. Neoromantizmin orkestral gücünü tarzından asla eksik etmezken savaş sonrası modernizmini de Amerikalı besteci Aaron Copland ayarında eserlerine yediren Williams, kimi zaman Jean Sibelius gibi klasikçilere ya da Tchaikovsky gibi bale bestekârlarına bile göz kırpar.

Etkilendiği isimler, belleklere kazınmak için kullandığı teknikler bunlar olabilir. Peki yakaladığı ezgilerin gücü ve dünyadaki bütün insanlara bu denli etkili bir şekilde hitap etmesi nasıl oluyor? Örneğin, nasıl oluyor da bütün dünya çocukları kahramanlık, macera oyunları oynarken arkeolog Indiana Jones'un temasını mırıldanıyorlar? Ya da nasıl oluyor da “Star Wars”, sadece epik bir bilim-kurgu fantezisiyken, müziğinin de verdiği muhteşem tını ile birlikte derlediği ilgi sayesinde, hayranları tarikat kuracak kadar fanatikleşebiliyor?

Bu olguyu açıklamak için Amerikalı mitoloji profesörü, yazar ve George Lucas'ın da yakın arkadaşı Joseph Campbell'e başvurup, “Star Wars” serisini örnek vereceğiz. Lucas, “Star Wars” evrenini yaratırken ve filmleri için senaryo yazarken Campbell'in 1949 seneli The Hero with a Thousand Faces kitabından esinlendiğini birçok yerde söylemiştir. Kitapta, dünya mitolojilerinde rastlanan “kahraman” arketipinin yolculuğu anlatılır. Campbell de Lucas'ın filmlerini izledikten sonra karşılaştırmalı mitoloji ve din ile analizlerini yapmıştır. Analizlerinde, mesela, Darth Vader gibi bir figürün bütün dünya mitolojilerinde, farklı dillerde, farklı isimlerde yer aldığını belirtir. Ana kahramanın başarıya ve mutluluğa ulaşması için çekmesi gereken sıkıntılar, acılar, hatta kaybetmesi gereken uzuvları bile vardır. Senaryodaki bu gibi ayrıntılar ve imgelerin, filmi izleyen herkesi kültürlerin, dillerin, dinlerin ötesinde ortak bir bilince, hafızaya götürdüğünü söyler, Campbell. Bu filmler tüm insanlığa ortak bir maziyi hatırlatmıştır adeta.

Bu aşamada filmin müziği de çok hassas bir noktaya yerleşmiş oluyor. İnsanlığın ortak hafızasına hitap eden bir bilim kurgu filminin müzikleri nasıl olacaktır? Filmde hiç görmediğimiz gezegenler ve bu alemlerde var olduğu söylenen acayip mahlukatlar ve robotlar gösterilmektedir. Buna rağmen epik edebiyat ve sinemadakine yakın bir tarz mı tutturulacaktır?

John Williams - George Lucasİşte bu noktada John Williams'ın dehası kendisini şöyle gösterir: Böylesi grafik bir bilim kurgu filmi için hiç de fütüristik olmayan, 19. yüzyılın sonlarının senfonik müziğini seçmiştir. Film aslında ne kadar yabancı dünya ve varlıklardan bahsetse de yaşanan olaylar ve tasvir edilen duygular son derece insansaldır: Savaş, keder, dayanışma, iyilik, kötülük, dostluk, aşk, zafer vs. John Williams bunu çok iyi tahlil etmiş ve bütün insanlığa hitap edecek ortak bir müzikal payda yakalayabilmiştir. Lucas filmiyle insan bilincinin ortak hatıralarına dokunurken, Williams da orkestrasıyla aynı bilincin ortak duygularına, derinliklerine dokunmuştur.

Williams'ın Spielberg'le olan birlikteliğindeki film yelpazesine bakınca ağzımız hayretle açık kalıyor: “Jaws”ta korkuyu, “Indiana Jones” serisinde kahramanlığı, “E.T.”de çocuksu masumiyeti, “Schindler's List”te (Schindler'in Listesi) kederi ve hatta “Close Encounters of the Third Kind”da (Üçüncü Türden Hesaplaşmalar) -ki bu filmdeki beş notalık tema uzaylıların gemisinin haberleşme sinyali olarak da kullanılmıştır- bilinmeyeni notalarla anlatabilen bir müzisyenden bahsediyoruz.

Williams, olabilecek en klasik müzikal anlayış ve senfonik sunumdan yola çıkarak, bütün zamanların en fütüristik, en fantastik, en serüvenci, en çılgın filmlerini tutucu bir epik algı ile taktis etmiştir. Leitmotif olarak seçtiği partisyonları adeta “Rigoletto” kadar basit, sıradan ve anlaşılır kılarak dünya çapında popüler olmalarını garantiye almış, daha sonra gelişkin müzikal ögelerle kuşatmıştır. Müziklerini yaptığı filmlere olan eşsiz katkısı bu dahiyane kontrasta yönelmesinde, klasikle fütürüstiği birleştirmesindedir.

Çünkü bu sayede sıradan bir avangardizmi temsil edecek fütüristik ya da fantastik yapıtlar ansızın insanlığın temel kaygılarının birer temsili haline dönüşmüş, birer klasik halini almıştır. Bunu başarabilen eşsiz bir bestecidir Williams'dır. Spielberg ya da Lucas onsuz çok eksik kalırdı.

(*) http://www.filmscoremonthly.com/features/williams.asp
~~~

Emre Karacaoğlu & Hikmet Temel Akarsu
emrekaracaoglu@hotmail.com htakarsu@gmail.com

Sayı: 38, Yayın tarihi: 04/06/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics