MaviMelek Edebiyat
"Aşk düşünmez hiç başkasını. / Hep kendisine kafa yorar. / İstemez kimsenin mutluluğunu, / Cennetlerden Cehennemler yapar." William Blake

[Deneme]"William Blake" | T.S. Eliot*

William Blake | Death's Door

"SANRISAL BİR DÜŞLEM GÜCÜ"


I

Blake'in kafasını, şiirsel gelişmesinin değişik aşamaları boyunca izleyen biri için, onu bön, yabanıl bir adam, aşırı eğitimle incelmiş kimselerin yırtıcı sevgilisi gibi görmek olanaksızlaşır. O yabansılık buğulaşır gider, kendine özgülüğün, bütün büyük şiirin kendine özgülüğü olduğu anlaşılır. Homeros'ta, Aeschylos'ta, Dante'de, Villon'da bulunan, Shakespeare'de epey derinlerde gizlenen –Montaigne'de, Spinoza'da da başka biçimde karşımıza çıkan bir özelliktir bu; her yerde bulunmaz. Bu yalnızca, herkesin dürüstlükten özellikle korktuğu bir dünyada gösterilmiş, kendine özgü bir dürüstlüktür. Hoşa gitmediği için bütün dünyaca yadırganan bir dürüstlük. Blake'in şiirinde büyük şiirin hoşa gitmezliği vardır. Hasta, kuraldışı, sapık diye adlandırabileceğimiz şeyler; bir dönemin, bir akımın hastalığına kapılanlar bu nitelikten yoksundurlar; yalnızca insan ruhunun temel sayrılığı ya da gücünü olağanüstü bir yalınlıkla ortaya koyan yapıtlar taşır bu niteliği. Bu dürüstlük hiçbir zaman büyük bir teknik ustalıktan ayrı var olamaz. İnsan olarak Blake için kafalarda belirecek soru, bu dürüstlüğü yapıtına aktarmasında hangi olayların etkin olduğu, hangi koşulların onu sınırladığıdır. Başta gelen olumlu etkenler arasına şu ikisi de sokulabilir belki: Küçük yaşta bir el işçisine çırak girmekle yazın alanında kendi istediğinden daha fazla bir eğitim görmeye ya da bir amaç için yetişmeye zorlanmamıştır; gösterişsiz, küçük bir taş oymacısı olduğundan gazetecilik gibi bir yol da kapalıydı ona.

Bu demektir ki onu bu ilgisinden alıkoyacak ya da onun bu ilgisini yıkacak hiçbir şey yoktu; ne anasıyla babasının, karısının tutkuları, ne toplumun ölçüleri, ne de başarının ayartmaları; kendisine ya da başka birine öykünmek gibi bir durumla karşı karşıya da değildi. Onu suçsuz kılan şey, içinde bulunduğu koşullardır –yoksa onda olduğu söylenen içten gelme, yapmacıksız bir kendiliğindenlik değil. İlk şiirleri bir dahi çocuğun şiirlerinde olması gereken, sonsuz bir özümseme gücü taşır. Böyle ilk şiirler, her zaman sanıldığı gibi, çocuğun başından büyük bir William Blake | Sconfittaişe girişmesi değildir; gerçekten yetenekli bir çocukta bunlar, daha çok, küçük yaşta da olsa bir iş ortaya koyma yolunda, olgun, başarılı girişimlerdir. Blake'de de böyledir. İlk şiirleri teknik yönden hayranlık vericidir, bu şiirlerin özgün yönü de yer yer gösterdikleri ritimdir. "Edward III" şiiri incelenmeye değer. Ama Elizabeth Çağı yazarlarından kimilerine olan sevgisi, kendi yüzyılının en iyi yapıtlarına gösterdiği eğilim kadar şaşırtmaz bizi. Collins'e pek benzer, pek on sekizinci yüzyıllıdır. "Whether on Ida's Shady Brow" bir on sekizinci yüzyıl şiiridir; akışı, ağırlığı, sözdizimi, sözcüklerin seçilişi:
The languid strings do scarcely move!
The sound is fore'd, the notes are few!

Gevşek teller titremez bile!
Ses zorlamadır, tınlaması pek az!

Gray'le, Collins'le çağdaştır bu şiir, düzyazının denetimi altında gelişen bir dilim şiiridir. Yirmisine değin Blake koyu bir gelenekçidir.

Blake'in şiirde ilk adımları, bu yönden, Shakespeare'in başlangıcı gibi doğaldır. Olgun yapıtlarındaki düzenleme yöntemi, tıpkı öbür ozanlarda olduğu gibidir. Bir düşüncesi (bir duygusu, bir imgesi) vardır, bunu yayarak ya da yeni şeyler ekleyerek geliştirir, koşuğu değiştirir sık sık, son seçimini yapmakta sık sık duraklar. Düşünce yalın olarak gelir, ama gelir gelmez uzun bir işleme girer. İlk döneminde Blake söz güzelliğine düşkündür; ikincide bön bir görünüşü varsa da, gerçekte olgun düşünceye varmıştır. Ancak düşünceler tekdüzeli gelmeye başlayınca, daha özgür, daha az işlenmiş bir görünüş kazanınca, onların doğuşundan, sığ bir kaynaktan gelmiş olmalarından kuşkulanmaya başlarız.

William Blake | Songs of Innocence and ExperienceMasumiyet ve Tecrübe Şarkıları ile Rossetti yazmasındaki şiirler, insan coşkularıyla yakından ilgilenen, o coşkuları çok iyi bilen bir kimsenin şiirleridir. Coşkular çok yalınlaştırılmış, soyut bir biçimde sunulur. Bu biçim, sanatın eğitime karşı, yazarın dilin sürekli bozuluşuna karşı sürdürdüğü sonu gelmez savaşın bir örneğidir.

Sanatçının kendi sanatında iyiden iyiye eğitilmiş olması önemlidir; bununla birlikte, toplumun sıradan kişilerin yetiştirilmesini amaç edinen alışılmış eğitim süreçleri, sanatçının eğitimine yardım etmekten çok ona köstek olur. Çünkü bu süreçler, genel olarak, gerçek varlığımızı, gerçek duygularımızı, gerçekten ilgimizi uyandıran şeyleri gölgeleyen, kişilik dışı bir sürü bilgi edinmemizi gerektirirler. Kuşkusuz, burada sakıncalı olan şey, edinilen bilgi değil, bilginin birikmesinden doğabilecek, uzlaşmacı tutumdur. Tennyson düşüncelerle ezilmiş, çevresi içinde hemen hemen büsbütün erimiş bir ozana iyi bir örnektir. Blake ise kendisini neyin ilgilendirdiğini bilir, onun için de yalnızca gerekli olanı, sunulabilecek olanı, açıklama gerektirmeyeni sunar. Sapmadığı, korkmadığı ya da düpedüz kesin söyleyişlerden başka bir şey düşünmediği için, keskin bir anlayışa sahiptir. Çıplaktır, insanı da çıplak görür, kendi varlığının odağından. Onca Swedenborg'un Locke'dan saçma sayılması için hiçbir neden yoktur. Swedenborg'u benimsemiş, sonunda onu kendi nedenlerine dayanarak yadsımıştır. Her şeye, geçerlikte olan düşüncelerle bulanıklaşmamış bir kafayla yaklaşmıştır. Çevresindeki üstün kişilere benzer hiçbir yan yoktur onda. Budur Blake'in irkiltici yönü.

II

Willam Blake | Antaeus Setting Down Dante and VergilOnu içtenlikten saptıracak hiçbir şey yoktu, ama öte yandan, çıplak adamın karşılaştığı güçlükler vardı karşısında. Düşlemleri, içgörüsü, tekniği gibi felsefesi de kendi malıydı. Bundan ötürü, ona bir sanatçının vermesi gerektiğinden daha çok önem verdi; Blake'i garip yapan, biçim yoksunluğuna yönelten etken de budur:
But most through midnight streets I hear
How the youthful harlot's curse
Blasts the new-born infant's tear,
And blights with plagues the marriage hearse.(1)

Ama çokluk duyarım geceleyin sokaklarda
Nasıl bastırır genç orospunun ilençleri
Yeni doğmuş çocuğun ağlamasını,
Nasıl kargışlar yağdırır evliliğe.

çıplak bir düşlemdir;

Love seeketh only self to please,
To bind another to its delight,
Joys in another's loss of ease,
And builds a Hell in Heaven's despite.(2)

Yalnız kendi çıkarını gözetir aşk,
Kendi zevki için kullanmak ister bir başkasını,
Başkasının dirliğini yitirmesinden haz duyar,
Bir Cehennem kurar Cennet'in yıkıntıları üstüne.

The Temptation of Eve | Willam BlakeÇıplak bir gözlemdir; Cennet ve Cehennemin Evliliği çıplak felsefenin ortaya konuşudur. Ama Blake'in, yer yer yaptığı şiir-felsefe birleştirimleri pek başarılı olmamıştır.

He who would do good to another must do it in Minute Particulars.
General Good is the plea of the scoundrel, hypocrite, and flatterer;
For Art and Science cannot exist but in minutely organized particulars…

Kim ki başkalarına iyilik etmek ister, en İnce Ayrıntılarına dek yapmalıdır bunu.
Çoğunluğun Yararı alçakların, iki yüzlülerin, dalkavukların kalkanıdır.
Çünkü Sanatla Bilim inceden inceye düzenlenmiş parçalarda var olabilir ancak.

Burada biçimlerin iyi seçilmemiş olduğunu duyar insan. Dante ile Lucretius'dan ödünçlenmiş bir felsefe bunca ilginç olmazdı belki, ama biçime daha az zarar verirdi. Blake bir şeyin nasıl ödünçleneceğini bilen, daha çok Akdenizlilere özgü o biçim yetisinden yoksundur; Dante'nin kendi ruh kuramını başka kaynaklardan ödünçlemesi gibi örneğin. Blake ise hem şiir, hem de felsefe yaratmak zorundadır. Buna benzer bir biçimsizlik, çizgilerinde de göze çarpar. Bu yanlış en çok uzunca şiirlerinde gösterir kendini –ya da daha çok kuruluşun önem taşıdığı şiirlerde. Kişisel olmayan bir bakış açısı sunmadan ya da onu birkaç düşsel kişiliğe bölmeden uzun bir şiir yazamazsınız. Ama uzun şiirlerin güçsüzlüğü çok düşlemsel oluşlarından ya da dünyadan çok uzak kalışlarından değil, Blake'in yeterince görememesinden, düşünceye fazlaca saplanmasındandır.

Blake'in felsefesine olan saygımız (belki Samuel Butler için de böyle) ustaca yapılmış bir ev-işi eşyaya duyduğumuz saygıdır: O eşyayı evin içindeki kırık dökükten kuran, birleştiren kişiye hayranlık duyarız. İngiltere bu becerikli Robinson Cruseo'lardan epeyce yetiştirmiştir; ama biz gerçekte, Avrupa'dan ya da kendi geçmişimizden, kültürün yararlarından yoksun kalacak ölçüde kopmuş ya da uzak değiliz.

William Blake | Thomas PhillipsDeğişiklik olsun diye, "daha sürekli bir dinsel tarihe sahip olmak kuzey Avrupa için, özellikle Britanya için daha yararlı mı olurdu?" gibisinden bir sorunun yanıtını kovalayalım kafamızda. İtalya'nın yöresel tanrıları Hıristiyanlığın gelişiyle büsbütün ortadan kalkmamışlardır; bizim devlerimizle perilerimizin kötü yazgısına uğrayarak cüceleşmemişlerdir. Bunlar, büyük Sakson tanrılarıyla birlikte, pek büyük bir yitik sayılmazlar belki, ama boş bir yer bırakmışlardır arkalarında. Hem belki de Roma'dan ayrılmakla bizim mitologyamız daha da yoksullaşmıştır. Milton'ın gök ülkesi, cehennemi, büyük olmakla birlikte yeterince döşenememiş, ağır konuşmalarla doldurulmuş bölmelerdir; burada Puritan mitologyasının cılızlığını görürsünüz. Blake'in şiirlerindeki doğaüstü ülkeler ile o ülkelerde barındığı varsayılan düşünceleri bir kültür yozlaşması diye yorumlamaktan kendimizi alamayız. Bunlardan, daha çok Latin gelenekleri dışında kalan yazarlarda görülen, Arnold gibi bir eleştirmenin hiç duraksamadan yerdiği gevşeklik, özentisi göze çarpar. Sonuç olarak, Blake'in esini için temel gereklilik değildir böyle şeyler.

İnsan doğasını anlamakta göze çarpar bir yetisi, özgün bir dil duygusuyla dilde müzik duygusu, sanrısal bir düşlem gücü vardı Blake'in. Bunları kişisel olmayan usa, sağduyuya, bilimin nesnelliğine duyulan bir saygı yönetseydi, Blake için daha iyi olacaktı. Blake'in dehasının gereksindiği, acı yoksunluğunu çektiği şey, onu kendi felsefesi içinde yitmekten alıkoyarak dikkatini ozanın sorunlarına yöneltecek, yerleşmiş bir geleneksel düşünce çatısıydı. Düşünce, coşku, düşlem kargaşası Also Sprach Zarathustra gibi bir yapıtta karşımıza çıkar; bu hiç de bir Latin erdemi değildir. Dante'nin bir klasik, Blake'in yalnızca bir dahi ozan olmasının nedenlerinden biri: Dante'nin mitologyadan, tanrıbilimden, felsefeden kurulu bir çatıya dayanmasıdır. Belki de burada suç; Blake'in kendisinin değil, Blake gibi bir ozanın gereksindiğini verecek gücü gösteremeyen çevrenindir; onu uydurmacılığa koşullar zorlamış olabilir; belki de ozan filozofun, mitologya bilgininin yokluğunu çekiyordu. Bilinçli Blake, bu durumun nedenlerine bütünüyle bilinçsiz kalmış olsa bile.

(1920)

(1) Blake, Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları, "Toprak ve Çakıl Taşı", 1-4. dizeler.
(2) A.g.y., "Londra", 12-16. dizeler.

* T.S. Eliot, Denemeler; Afa Yayınları, 1987, Türkçesi: Akşit Göktürk

Sayı: 33, Yayın tarihi: 25/12/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics