MaviMelek
"İnsan geçmiş bir olayı kafasından kazıyıp attığını sanıyor. Değil. Tortuya benzer bir kalıntı var." Aylak Adam / Yusuf Atılgan

[Öykü]"Veda" | Leyla Süslü

Veda

"PİS KIZIL KOMÜNİST!"

Sıkıcı bir günü daha bekleyerek geçirecektim. Asıldığım duvarın kirli renginde parlayan mavimin rengi gitgide soluyordu. Kim derdi ki, bana hayat veren güneş bir gün gelip bana ihanet edecek.

Doğduğum günü dün gibi hatırlıyorum. Aylardan eylüldü. Adana'nın keskin sıcağı azalmıştı azalmasına ama hâlâ ter boşalıyordu her yerimden. Düz ovada beliren kardeşlerim süt beyaz bedenlerini güneşin sıcacık kollarına yaslamış gülümserken, karanlıkta beklediğim kozadan başımı umutla ışığı hissettiğim yöne çevirmiştim. Her şey bulanıktı. Umutsuzca kendimi sıkışıp kaldığım kozaya bırakmıştım. Koza sıcaktı. Ellerimi başımın altında kenetleyip amansız bekleyişe devam etmiştim.

O aralar kendi sesimi duymaktan çıldıracaktım. Ara sıra vadi boyunca yayılan rüzgârın uğultusundan başka bir ses yoktu. Doğduğum gün tüm beyazlığım ve yumuşaklığımla güneşe kendimi teslim ettim, topak topak oluncaya dek bekledim, ardından yorgun, çilekeş eller beni dikenli kozamdan çıkarıp kardeşlerimle beraber fabrikaya gönderdi. Dokundum, boyandım ve bir umutla mağazalara gönderildim.

Günlerce mağazada bekledim. Bir gün Hilmi Bey gözleri ışıl ışıl çıkageldi. Bana dokundu. Yumuşaklığımdan etkilendi. Hatta yüzüne sürüp tatlı tatlı gülümsedi. Güneşin sıcaklığını taşıyan bedenimi gerdim boylu boyunca.
Hilmi Bey, "Alıyorum!" dedi büyük bir heyecanla gözlüklü, esmer tezgâhtar kıza. Tezgâhtar kız alacağı primden çok Hilmi Bey'in sevinciyle beni özene bezene paketledi. Sonra Beşiktaş minibüsüne binip eve geldik.

Beni masanın üzerine bıraktı. Havasızlıktan boğulmak üzereydim. Heyecanla açılmayı ve sahibimle buluşmayı bekliyordum. Günlerce bekledim. Sonra bir gün Hilmi Bey beni çıkardı. Sevinçle askıya asıp duvardaki çiviye yerleştirdi. Yine gözlerinde o ışıltıyla hayran hayran beni izledi. Sevinçten eteklerim zil çaldı.

Yanı başımda duran antika masanın üzerindeki guguklu saatle tanıştım. Uzun süredir bu evdeymiş. Hilmi Bey'in anneannesinden yadigârmış. Hilmi Bey her gün odaya girer, fesleğenleri sular, kokularını içine çekerdi. Oda bahar kokardı. Minnacık serçeler pencereye tüner, gün boyu öterdi. Evin kedisi Pisi yalanarak odada dolaşır, Hilmi Bey'in ayaklarının dibinden ayrılmazdı. O zamanlar guguklu saat tıkır tıkır çalışıyordu. Mutluydu. Mutluyduk.
Sonra kara adamlar gelip Hilmi Bey'i yaka paça götürdüler.
Komünist mi neymiş. Kütüphanedeki kitapları bir poşete doldurup suç delili olarak mahkemeye sunulmak üzere gönderdiler.
"Kitaplar nasıl suç delili olabilirdi ki?"
Guguklu saate sordum. Ne de olsa o çok görmüş çok geçirmişti.
"Sen bu insanoğlunu bilmezsin" dedi içini çeke çeke! "Saçmalıklarına bunca yıl ben de akıl sır erdiremedim."
Sonra alt komşulardan kokoş Ferizan pencereden dudaklarındaki kırmızı rujunu bozan ağız dolusu tükürükle, "Pis kızıl komünist!" diye bağırdı Hilmi Bey için.
Bu cümle gücüme gitti. Hırsımdan ve yapılan haksızlıktan buruş buruş oldum. İçim yandı.

Odadaki kitapları bile şefkatle okşayan, gün boyu gözlüklerini takıp saatlerce okuyan bir adam kime ne zarar verebilirdi? Bazen arkadaşlarıyla toplanır dünyanın ahvali üzerine derin tartışmalara dalarlardı.
"Bu sefalet bitmeli" derdi gözleri çakmak çakmak.
"Bunu insan hak etmiyor."
Sen de hak etmemiştin Hilmi Bey…
Hilmi Bey için guguklu saat zırıl zırıl ağladı.
"Sakın Ağlama!"dedim, kızdım guguklu saate.
"Hilmi Bey gibi insanlara ağlanmaz!"

Bir gün Hilmi Bey eve döndü. Rengi bembeyazdı. Titriyordu. Çok üzgündü. Sanki gözlerinde dünyayı taşıyordu. Kırmızı kanepeye çöktü. Saat, ben ve fesleğen üzüntüyle onu izledik.

Sevgilisi Remziye Hanım'ı 1978'in kara kışında sokak ortasında güpegündüz vurmuşlar. O da komünistmiş. Onun da kanı kırmızıymış.
Oysa ben ışıltılarla sarılacağım bedeni mavilerle bezemek istemiştim. Kahrımdan kendimi yedim, bitirdim.

Hilmi Bey iki gün hiç uyumadı. Bazen yorgunluktan sızıp birkaç saat kestirip ardından gözlerini uzaklara dikip öylece kaldı. Bir hafta sonra Hilmi Bey banyo yaptı, tıraş oldu. İlk kez dışarı çıktı. Çıkarken hüzünle bana son kez baktı. Çıkış o çıkıştı. Bir daha Hilmi Bey'i görmedik.

Hilmi Bey gittikten sonra guguklu saat günlerce kendine gelemedi.
Ve bir gün bana artık çalışmak istemediğini söyledi. Böyle bir dünyada zaman harcamaya değmezdi. Son dönemlerde romatizma ağrıları artmıştı. Ayaklarına yazıktı. Bir gece benimle vedalaştı.
Onu durduramadım. Çekip gitti. Fesleğen susuzluktan öldü. Serçeler uğramaz oldu. Pisi evden kaçtı. Ben tek başıma kalakaldım.
Ama bir gün Hilmi Bey döner miydi? Yine bana şefkatli elleriyle dokunur muydu?
İçimdeki mavi hâlâ umutluydu.

Sayı: 34, Yayın tarihi: 23/01/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics