MaviMelek
"İnsanoğlu özgürlüğe yazgılıdır; çünkü, bir kere dünyaya atıldıktan sonra yaptığı her şeyden sorumludur." Jean-Paul Sartre

[Gökçeyazın] "Varlık ve Hiçlik" | Osman Çakmakçı

Varlık ve Hiçlik | Jean-Paul Sartre

"BİR BÜYÜK SORU: KENDİMİ İSTEDİĞİM GİBİ VAR EDEBELİR MİYİM?"

Yani kendi özgür seçimlerimle kendimi şu şekilde değil de bu şekilde var kılabilir miyim? Öyle değil de böyle olabilir miyim? Yoksa öz'üm, ben var olmadan çok daha önce belirlenmiştir de ben sadece o öz'ün kendini gerçekleştirmesinin etkisiz bir aracısı mıyım? Ama değil, yoksa ben kendimi kendi özgür seçimlerimle var ederek mi kendi özümü oluştururum? Bu sorular elbette ki varoluşçuluğa dair en temel sorular. Şimdi yeniden gündeme getirmemizin nedeni ise Varoluşçuluğun 20. yüzyıldaki en önemli düşünürü Fransız Jean-Paul Sartre'ın en önemli felsefi eseri Varlık ve Hiçlik'in (L'être Et Le Néant) İthaki Yayınları tarafından daha yeni yayımlanması. Kitap Fransa'da 1943'teki ilk yayımından geçen 66 yıl sonra ilk kez dilimizde. Peki bu sadece bir tesadüf mü? Yani bu kitabın ülkemizde tam 66 yıl sonra yayımlanarak gündeme gelmesinin sebebi yalnızca yayımlanmış olması mı? Değil, bence Varoluşçuluk postmodernizmin ve postmodern durum realitesinin kendiliğinden beraberinde getirdiği düşüncelerin ve tartışmaların doğal bir uzantısıdır. Postmodern durum öznenin üzerini çizer ve onu adeta silerek belirsizleştirirken bu duruma karşı hiç de küçümsemememiz gereken insan'ın tepkisiz kalması düşünülemezdi. İnsan yok olmaya dayanamaz. Postmodern durumun sanal koşullarının doğal bir sonucu olan ölümü kabullenemez. Bu duruma karşı diklenmesi ve yeniden bedensel bir varoluş sancısını hissetmesi kaçınılmazdı. Varlık ve Hiçlik'in ülkemizde tam da böyle bir ortamda yeniden yayımlanması dünyada da bu tartışmaların yeniden gündeme geldiği bir döneme rastlaması bakımından oldukça anlamlı ve hatta katkı yapıcıdır. Dünyada Varoluşçu eğilim yeniden güç kazanıyor gibi görünüyor. Dediğim gibi bu bir salt düşünsel ya da felsefi reaksiyon değil, tam tersine ontolojik, varlıksal bir diklenmedir, yeniden arayışın sonucudur.

Sartre çoğu filozof olan ya da olmayan aydın tarafından dumanlı Paris kafelerinin entelektüeli olarak değerlendirilegelmiştir çoğu zaman. Varoluşçuluk da bir felsefi düşünce olmaktan çok bir edebiyat modası olarak görülmüştür. Ama yine de ve kesinlikle hiçbir düşünceye önyargılı yaklaşmamak gerekir; Varlık ve Hiçlik altbaşlığının da belirttiği gibi bir “fenomenolojik ontoloji denemesi”dir ve kökleri ta Kierkegaard'dan başlayıp Heidegger'den geçerek boy atar. Üzerinde çokça, uzun uzun çalışılmış bir felsefe eseridir. Öyle, moda filan denilerek hafifsenebilecek ve kayıtsız kalınabilecek bir yapıt değil.

Sartre, temel ontolojik kavrayışını Heidegger'den alır. Dünya, iki varlık türüne bölünür: “kendine-varlık” ve “kendisi-için-varlık.” Bunlardan ilki şeylerin varlığıdır, ikincisi ise insanların varlığıdır. Şeyler basitçe vardırlar; kendilerinde tamdırlar. İnsan varlıkları ise tam değildirler; onlar geleceğe, henüz gerçekleştirilmemiş bir geleceğe doğru açıktırlar. Bu ayrım ve iki tanım varoluşçuluğun temelini oluşturur. Varoluşçuluğun temel iki kavramı “saçma” ve “seçim” de bunların üzerinde yükselir. Eğer insan varlığı henüz tam değilse ve kendinde tam değilse o zaman kendisini kendi özgür seçimleriyle gerçekleştirmek için bir olanağı vardır. Eğer tam olmuş olsaydı, dönüştürülemez ve yerinden ırgalanamazdı. Sartre'ın varoluşçuluğu özgürlüğe ve özgür seçime büyük bir önem verir. İnsanın kendi seçimlerini yaparak kendini var kılabileceğini ileri sürer. “Sartre'a göre insan doğasının özsel içeriği, o halde, onun henüz belirlenmemiş bir tasarı olduğudur. İnsan doğası, geleceğe doğru açıktır. O, içerikle doldurulmak durumunda olan intentionalite formudur.” (Alasdair MacIntyre) Bu özgür seçim imkânı doğal olarak insanı etikle karşı karşıya bırakır. Seçimlerimizin etik temeli önem kazanır. Sartre'a göre seçimlerimiz olumsaldır; etik de öyle.

İkinci ana kavram ise “saçma”dır. Sartre, varoluşu saçma diye adlandırdığında, iki ana iddiayı bağlayıp birleştirir görünmektedir. Bunlardan ilki, şeylerin oldukları şekilde olmalarının ve başka türlü olmamalarının hiçbir yeter sebebi olmadığıdır. İkincisi ise, şeylerin olumsal oldukları ve zorunlu olmadıklarıdır. “Saçma” kavramının da felsefe tarihi boyunca önemi hiç azalmamıştır. Hatta, büyük bir imaj bombardımanının yaşandığı günümüzde, sanki her şey rastlantısal olarak olduğu gibi olmaktadır ve başka türlü olsalardı da olabilirdi, nitekim başka türlü de olabilirlerdi. Bütün kültürel nosyonlar günümüzde “saçma” temelinin üzerinde hareket ediyor. Onların öyle olmalarının kökensel ve ontolojik bir nedeni yok. Bir açıklaması da yok. Öyle oldukları için öyleler, ama her an başka türlü de olabilirler. Varoluşçuluğun bu iki temel kavramı günümüzde yeniden ele alınıp dolaşıma sokulmayı bekliyor. Hele postmodernizm sonrası diyebileceğimiz yeni bir modernist atılım bu kavramlara çok şey borçlu olabilir.

~~~
Varlık ve Hiçlik - Fenomenolojik Ontoloji Denemesi
Yazar: Jean-Paul Sartre
Türkçesi: Gaye Çankaya Eksen, Turhan Ilgaz
İthaki Yayınları, 2009; 784 s.
~~~
Sayı: 39, Yayın tarihi: 10/07/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics