MaviMelek
"Açılan gözlerinde iki yumuşak fener gördüm. Karanlıkta güneş titredi; deniz, sayısız hayvan yıllarının sesiyle uğuldadı. Uzaklaştın. Ayrıldık." Bilge Karasu

[Öykü]"Vadiyi Beklerken" | Çiğdem Aldatmaz

Francis Bourdouxhe

"FIRTINADA ÇIĞLIKLAR ATAN
BİR GEMİSİ VARDI"

Yağmuru boynuna astı, aştı gitti gökkuşağından. Hepimiz arkasından bakakaldık. Bir rüzgâr bulutu geldi, ayak izlerini sildi sonra. Gözlerimizi açamadık. Başımızı kaldırabildiğimizde vadide büyük bir sessizlikten başka bir şey kalmamıştı. Pusulasını yaşlı dilencinin heybesinde unuttu giderken. Kuzey yıldızının masallarıyla büyüdüğünden sıkıntı çekmez diye düşündük, yanılmamışız. Her on dörtte bir nefesini yüzümüze üfledi geceleri. Ay şarkıları öğrenip duruyorduk hiç yoktan. Bilmeyenler yel deyip geçtiler. Bilmeyenler inanmayı bir türlü beceremediler.

Çocukken bir ağacın yarası olmak isterdi. Gövdesinden zehrini kusan bir kahverengi, gözlerini çepeçevre sarmıştı. Gün doğumunda yorgun ve acılı bakışlar edinmeyi bıraktı büyüdükçe. Biz çocukluk hevesidir geçer sanmıştık. Yanılmışız. Artık büyümüş, hayatın ve ölümün kıyısından yollar edinmiş bir yolcu yaraydı. Uçuruma gözlerini dikip saatlerce bakardı. Bazen nedensiz susar, bazen nedensiz neşelenirdi. Ağrısını ve sevincini aynı değirmende öğütmeyi öğrendi. Delifişekti biraz. Hepimizden daha az istekli, hepimizden daha az umutluydu. Vadinin sessiz şarkısıydı. Kendinden bekleneni kanatıp insanların kucağına bırakmakta üzerine yoktu. Hiçbirimizden anlaşılmayı beklemeden sadece gözlerimize baktı uzun uzun. Vadinin ileri gelenleri bazen alaycı bir gülümsemeyle bakardı yüzüne, çoğu zaman da umursamazdı. Bu durum ona hep herkesi şaşırtan bir mutluluk hissettirirdi. Biz bir gün herkese bir şeyler ispatlayacak sandık. Yanılmışız. İspata ihtiyacı olan zavallılar onu hiç anlayamadı.

Her şey yavaş yavaş kirlenip birbirine karışırken, kasırgalar büyüten kalplerimiz yabancılaşmışlığımıza isyanlar dillendirirken ve anlamını kaybederken renklerimiz, o hep kuzey yıldızının izini sürdü ıssız göğünde.

Bir gün ellerinde bir türlü ödeşemedikleri günahlarıyla çıkıp geldi karanlığı çok adamlar. Korkudan titriyorduk. Yaşlı dilenci bin yıldır yaşayan gözlerini gözlerime dikti. “Vadiyi griye boyar insanoğlu” dedi. Çünkü biz beyazın içinde tüm renklerin bulunduğunu biliyorduk sadece, ama buna hiçbir zaman inanmadık. Oysa inanmak büyüler çağırırdı hayatlarımıza. Bunu bir gün oturup defterine yazmıştı. Gideceği o günden belliydi aslında. Sadece çizilen çizginin içinin dolmasını bekler ya insan, o da bekleyecekti.

Bir akşam ateşin etrafında toplandık. O bize kâğıt gemiler gibi bir şiir yaptı oracıkta. Alıp iç sularımızda yüzdürdük. Kafamızın içindekiler güzel, yıldızlar parlaktı. Başımıza gelen inanılmazdı sahiden de. Ama o tükenmişti.

Gözlerindeki ışık bitmesin diye
Kuzey yıldızı onu terk etmesin diye
Yaraları iyileşip boşluğa karışmasın diye gitti.

Hepimiz şaşkın bakışlarına aldanarak gidişini izledik. Ağlasak mı gülsek mi bilemiyorduk. Yaşasak mı ölsek mi diye düşündük. Yolcu mu etsek, kolundan tutup çeksek mi bilemedik.

Fırtınada gemisi vardır bazılarımızın. Açıklarda ve hep kurtarılmayı bekleyen... Karada hayat nasıl akarsa aksın, gün ve gece ne getirirse getirsin hepsi yalandır. Aslolan o bitmeyen fırtına ve hep rüyalarını hançerleyen o gemidir. Aldanmışlığı onu yanlış yere saldığı köklerinden koparıp attığında, kuzey yıldızı oyunlarını bozduğunda, cevaplar sorulara mağlup olduğunda, gidip o gemi mutlaka bulunmalıdır. Bulunmalıdır ki, uzaktaki çığlıkları susturulsun.

Fırtınada çığlıklar atan bir gemisi vardı onun da. Bir sabah kimsenin bilmediği, hiçbir yerde söylenmemiş bir şarkı olmak için gitti. “Kuzey yıldızının toz zerresi tenime değmese de gölgesi düşer bir gün.” dedi. “Vadi suskun burgaçlarıyla etimi kanatıyor, canım acıyor benim de herkes gibi” dedi.

Anlaması kolaydı gemilerin çığlıkları uykularını bölenleri.
Her gün uyandığı sabaha geceden yabancı gözler edinenleri.
Anlaması kolaydı gideni, vazgeçeni, kaybedeni, çünkü herkes aynıydı aslında.
Hayat yabancısı olduğumuz bir dilin en dikenli kelimeleriyle öğretmeye kalktığında kendini,
Ağır ağır damarlarımızdan eriyip aktığında suyumuz,
Bütün benzemezlerin sırrı ortalığa saçıldığında,
Anlaması kolaydı gideni,
O da gitti.
Ve biz nedense hâlâ vadiyi bekliyorduk…

~~~
Sayı: 37, Yayın tarihi: 08/05/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics