MaviMelek
Hermes Kitap
"Dünyanın dışında yaşayan birileri için benzerlerini aramamak güçtür doğrusu." İnsan Yazgısı / Andre Malraux

[Öykü]"Uzaylı Maviler" | Volkan Gemili

Uzaylı Maviler | Alex Grey

"LÜTFEN ONLARI AFFET!"

Herkese, benim inandığımı düşündükleri yalanları söyledim. Yalanların gerçekleşme korkusundan korkuyordum. Ama kaçmadım bu sefer. Köşeye sıkıştırılmadım. Canımı da acıtmadılar. Nefesim de kesilmedi. Yürüdüm bütün cadde boyunca. Her zaman, yüzlerini ardına sakladıkları maskelerinin kölesiydiler. Bunun farkındaydılar ama anlamak mı istemiyorlar, yoksa anlamıyorlar mıydı?

Köyün, her zamanki sabahlarından bir tanesi değildi. Bu sabah, sadece bir şeye odaklanmışlardı. Her biri, ellerinde tuttukları ve nereden geldiklerini bilmedikleri mavi yaratıkları seviyordu. Ama nasıl bir sevgi… Var olmaları dışında büyüyerek, içinde paramparça olmuş duygularının avuçlarından akıp gidişi yaratıkları besliyor ve güç veriyordu. Ben, böyle bir şey düşünmemiştim. Düşüncelerim büyüyüp gerçek olmamalıydı. Üstelik böyle bir yalan söylediğimi hatırlamıyordum. Düşüncelerim ve yalanlarım o kadar çoktu ki, unutmuş olabilme ihtimalimi de düşündüm. Korkum, giderek büyüyordu. Ben, yine de cadde boyunca yürüyordum. Bu yaratıkların, ileride neler yapabilecekleri konusunda hiçbir şey bilmiyordum. Beni, taktıkları maskelerle zehirleyen, kanatan, yalanlar söyleyerek hayatımı yaşanmaz bir hale getiren bu insanlardan artık intikam alabilirdim. Bu sefer yalan söylemek yoktu. Sadece düşünmem yeterliydi. İstersem, o yaratıkları onların içindeki duygularıyla besleyip, içlerinde onlara karşı oluşan o büyük sevgiyle boğulmalarını ve hatta onlara karşı aşktan da öte bir duygu beslemelerini sağlayabilirdim. Sonrasında bu yaratıkların kölesi olurlardı. Ya da tam bağlandıkları anda, bu küçük mavi dostlarımın ruhlarını ait oldukları yere gönderip, cansız bedenlerini geride bırakırdım. Sabah uyandıklarında, kendi elleriyle hazırladıkları yataklarında onları ölü halde bulmaları, bana çektirdikleri acılara karşılık olabilirdi. Birçoğu, bu yaratıkların, Tanrının kendilerine verdikleri bir ödül olduğunu düşünüyorlardı. Oysa birçoğu Tanrıya inanmadıklarını söylerdi. Bu köydeki herkesi, ilk defa bu kadar mutlu görüyordum. Ve artık benimle ilgilenmiyorlardı. Sanırım, bu bana Tanrının verdiği bir hediyeydi.

Karanlık, geceyi dingin bir şekilde sarıyor, daha önce kapalı olan lambaların hepsi ışıldıyordu. Bulunduğum tepeden, aşağıdaki evlerin içindeki mutluluğu görebiliyordum. İçimi kemiren düşünceler yakamı bırakmıyordu. Onlara karşı duyduğum nefret, elime geçmiş olan bu fırsatla daha da büyüyordu. Tek kurtuluşum uyumaktı. Uyursam her şeyi unutacaktım. Her düşündüğüm dakika, beni daha da yoruyordu. Bir şey beni ayakta tutuyor, başka bir şey ise düşüncelerimden tamamen vazgeçirmeye çalışıyordu. Peki, bu kadar acının karşılığında, ben onlara gene mi boyun eğecektim? Beni yine maşa gibi kullanmalarına izin verip, yavaşça yok etmelerini mi izleyecektim? Tanrının beni bir ucube gibi yaratması, benim suçum değildi. İçimi ferahlatan bir rüzgâr, düşüncelerimi benden aldı; yerine mavi bir meleğin düşüncelerini bıraktı. Mavi, buradaki insanlara huzur veriyordu. Benim ise, düşüncelerimin denizinde oluşturduğum küçük dalgalarla boğuşmama neden oluyordu. Çünkü mavi, benim için gizemdi. Gökyüzü ve yıldızlar… Bunların hepsi gizemdi ve hepsi mavinin içinde saklıydı.

Arkamı dönüp yatağıma doğru giderken, evlerin çatılarında bir hareketlilik başladı. Gökyüzündeki yıldızların aşağıya doğru süzülen ışıkları, mavi yaratıkların bedenlerinin içinden geçiyordu. Sanki onlardan bir şeyler alıyordu. Yirmi üç evin çatısından, yirmi üç yıldız… Yaratıklar verdikleri şeyden memnun, kendi etraflarında deviniyorlar ve yaptıkları hizmetten büyük bir zevk duyuyorlardı. Birden, ışıklar yükselerek yıldızların içine girdi. Gökyüzündeki büyük bir ışık patlaması gözlerimi kapattı, kör oldum. Tekrar görmeye başladığımda, her şey bıraktığım yerdeydi. Evlerin bacalarından süzülen dumanlar hariç, ortalıkta hiçbir şey gözükmüyordu. Bunun ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. İçimdeki ses bana, uyumamı sadece uyumamı söylüyordu. Yatağıma uzanıp, yastığa başımı koydum. Gözlerim, hiç acele etmeden yavaşça kapandı. İçimdeki huzur büyüyordu. Bu huzur beni dinlendiriyor ve korkularımdan uzaklaştırıyordu. Uykuya dalmadan rüyalarım başladı. Uykuyla rüya arasında bir yerdeydim. Aşağıdaki bütün insanlar, gözlerimin önünden teker teker geçiyordu. Surat ifadeleri belirsizdi. Acı mı çekiyorlardı yoksa mutlu muydular? Ya da şaşırmışlar mıydı? Hiçbiri bana bakamıyordu. Hepsi, gözlerini benden kaçırıyordu. Bir kaçı benimle konuşmaya çalışıyor fakat kendilerinde o cesareti bulamıyorlardı. En sonunda birisi üzerime atlayıp "Lütfen! Daha fazla düşünme, yalvarıyoruz sana. Daha fazla düşünme." dedi. Herkes, hızlıca köyün meydanına doğru koşmaya başladı. Yirmi üç kişi, yirmi üç yaratıkla gökyüzünde ışıldayan yirmi üç yıldızın altında, köyün meydanındaki saatin önünde toplandılar. Saat kulesinin devasa akrep ve yelkovanı, zamanı kaçırmış ve yakalamaya çalışıyormuş gibi hızlıca dönmeye başladı. Herkes, o noktaya odaklanmış ve hipnotize olmuştu. Evimin olduğu yamaca doğru koşmaya başladım. Gökyüzü karışmaya başlamıştı. Ay ve yıldızlar hareket ediyor, kendi aralarında yer değiştiriyordu. Tepeye vardığımda, dizlerimin üzerine çöküp ellerimi birleştirdim. Gözlerim kapalı, gökyüzüne doğru "Lütfen onları affet!" dedim. Gözlerimi açtığımda, yerde mavi bir kutu buldum. Eğilerek kutuyu aldım ve doğruldum. Kapağını açtığımda, saat kulesindeki akrep ve yelkovan oldukları yerden fırlayarak, kalabalığın ortasına saplandı. Yerde açılan çatlaktan mavi bir ışık, yirmi üç yıldıza doğru yükseldi. Bu ışık, yıldızlara çarparak yeryüzünde büyük bir mavi daire oluşturdu. Her şeyi içerisine alarak yavaşça dönmeye başladı. İnsanlar, yaratıklar, yıldızlar, köy ve ay… Hepsi, bu mavi dairenin oluşturduğu girdabın içerisine girerek, daha da hızlı dönmeye başladılar. Bütün her şey, mavi bir spiral halini alıp elimdeki kutunun içine girdi.

Birden uyandım ve kucağımda mavi kutuyu buldum. Kutuyla birlikte dışarı çıktım. Güneş parlıyordu. Herkes uyanmıştı. İçimde büyük bir huzur vardı. Kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim. Aşağıdaki insanlara baktım ve kutunun kapağını hafifçe araladım…

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics