MaviMelek
Hermes Kitap
"Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiçbir şey sormadan açsalar: kapının ortasındaki küçük pencereden bakıp da kim o demeseler." Tutunamayanlar/Oğuz Atay

[Öykü]"Uçurtma Günlüğü" | Mithat Gülsoy

Uçurtma Günlüğü | Mark Tansey

"BİR KIZ GİBİDİR UÇURTMA"

Kendimi hiç sevmediğim, nefret ettiğim zamanlar çok oluyor. Yaptıklarımdan, yazdıklarımdan, küfürlerimden, hakaretlerimden utanıyorum. Kendime, herkese zorum, katlanılmazım… Elimde değil, güzel şeyler söylemek, iltifatlar etmek… Pek beceremiyorum, bir şeyler söylesem, “Hocam, hayırdır bugün çok neşelisin”lerle karşılaşıyorum.
Hiç sevmem bu mart ayını, hele Anadolu'da, dağ şartlarında pek zorlu geçiyor mart. Bugünlerde kocakarı soğukları yaşanıyor buralarda. Herkes gergin, hasta, halsiz, asabi, delişmen.
Zorlanarak gittim okula, çocuklar da benim gibi yorgun, isteksiz, çoğunluk hasta. Biliyorum ne anlatsam anlamayacaklar, daha da sinirleneceğim. Sinirlenirsem öfkemi sevdiklerimden çıkartacağım, en çok da sen çektin bu çileyi kanatsız kuşum. Çocuklar da biliyor bu huyumu. Çenem açılıyor, bir anda başlayan sürekli konuşma isteği… Bilmiyorum bu kelimeler nereden aklıma geliyor, dakikalar nasıl geçiyor, anlamıyorum.
Konumuz "Hayalimdeki Uçurtma", Ali Yüce'nin saçma şiiri. Okundu. Açıkladı çocuklar bilmeden, sormadan, meraksızca yıldızlara, aya gezegenlere yolculuklar yaptılar. Nasıl olsa muavinleri de Metin'di. Hiçbiri samimi, içten değil ki… Müfredat değil ki, bu dağın çocukları samimi olsun. Sinirlendim. Ne suçları var? Bu çocuklar birkaç dersten sonra açlıktan, yorgunluktan derslerde uyuyacaklar, nasılda küçülecek göz bebekleri. Şimdiye kadar, hiçbirini uyandırmadım, hayallerini bölmeyi göze alamadım. Gözlerine baktım; çekingenler, içimden sırt ağrıma küfür edip kalktım. Uçurtma bu mu lan, senin uçurtman bu mu? Yıldızlara, aylara, taşıma aracı mı bu lan dedim. Çocuklarım sus pus. Kapattırdım gözlerini, dinleyin dedim.
Uçurtmalar sakin havaları sevmezler, uçma isteği oluşmaz böyle günlerde. Sakinlikte kim kime meydan okumuş ki! Uçurtmayı uçurtan rüzgârdır, fırtınadır. Gökyüzünde soylu süzülüşleri fırtınalarladır, rüzgârlarladır. Yüzünüzü okşayan, içinizi ısıtan, sevgiyi çağrıştıran rüzgârlarda, narin, genç, güzel, bir kız gibidir uçurtma. Nazlanır gökyüzünde, çiçeklere, kuşlara, derelere, ırmaklara, çocuklara göz kırpar. İdare etmesi kolaydır.
Fırtınalar nasıldır? 100 yıllık çınarları devirir, arabaları sürükler, çatıları, tenekeleri, kâğıtları, naylonları… katar önüne takla attırır, yırtar, parçalar, başlarını döndürür, kan kusturur onlara, sizler korkudan titrersiniz; hele akşamları, annem biz çocukken hep dualar okurdu. Uyku tutmaz, delirticidir ıslıkları, saplanır kulaklarınıza, çatılarınız yeryüzünün en uyumsuz orkestrasıdır, en kötü müziği çalar.
Alın uçurtmanızı, salın gökyüzüne, o fırtınalara meydan okuyacak birileri var: Bizim uçurtmalarımız.
Dans eder, süzülür, fırtına çıldırdıkça daha da yukarılaradır onun yolculuğu, tepeden bakar fırtınaya.
Benim kollarım yeryüzünün en kırılgan otlarından, kamıştandır, kâğıtlarla, naylonlarla kollarımı bağlattırdım çocuklara, bir suçlu gibi değil. Bak insanlar sana suçlu gibi bakıyorlar. Ya bana? Saf, masum, tertemiz, dereler, çiçekler gibiyiz çocuklarla. Bantla, yapıştırıcıyla kollarımı gerdiler. Saldılar gökyüzüne, sen öfkelendikçe yukarılara çıktım, bırakmadın peşimi, deliye döndün tepene çıktım, azgın ıslıklarını saldın, köpükler saçtın, hiç yaralanmadım. Sana teslim olmayacağım, senin karşında gökyüzünün asi çocuğuyum, deliliklerimi söylüyorum sana, gel teslim al beni, ne duruyorsun. Senin gücün arabalaradır, zavallı. Savunmasız çınarlaradır. Saçını yolduğun yetmedi, kökünü kazıdın, çalılara yeter gücün, güçsüz kâğıtlara, zavallı poşetlere. Ben deliliğimi, asiliğimi çocukların hayallerinden alıyorum, o hayalleri parçalatmayacağım. Nerde heybetin kudretin, kırılgan kollarıma, naylon kanatlarıma gücün yetmedi mi?
Tüm çocuklar tanır beni, mutlulukla gülümsetirim onları, hayallerini çoğaltırım, Tanrıyı, sevgiyi, özgürlüğü, gökyüzünü anlatırım onlara. Kıramadığın kollarıma, kanatlarıma, gücü işte bunlardan alırım. İnsanlara çok benziyorsun, kırıp, yırtıp, söküp, yok edip atıyorsun, bu çocuklara bir şey bırakmıyorsun. İnsanlar izin verdi, ben çocukların hayallerini yıkmana izin vermeyeceğim. Gücün bana yetmediyse, çok da güçlü değilsin. Özdeşin insanlara git sen.
Açtırdım çocuklara gözlerini. Ahh Dilek, kurşunkalem karası kızım, gözlerin ne güzel parlıyordu, sen ki sınıfın en yoksulu, en umutsuzusun, hayat seni bir daha böyle, karalığınla ışıldatır mı? Gözlerine bakınca nasıl hüzünlendim. Ya diğer yoksul çocuklarım, hepsinin gözlerinde aynı ışıltıyı görmek. Eşşekoğlu eşşekler, beni ağlattınız ya sınıfta, neye ağladığımı bilmiyorum. Hepsi hüzünlendi. Nasıl, nereden geldi aklıma bu kelimeler bu öfkeli günümde, bilemiyorum. Ben de şaşırdım, böyle konuşmaya alışık değilim oysa.
Biz haftaya sınıfta uçurtma yapacağız. Dostlar, herkesin uçurtmasından bir dileği olacak, kimse kimseye söylemeyecek. Okul bahçesinden gökyüzüne salacağız. Aç, dayak yemiş, azarlanmış, mutsuz çocuklara selamlarımızı göndereceğiz, onları gülümseteceğiz. Filistin'de, Irak'ta umutsuz çocuklara yüreğimizi göndereceğiz, gözyaşlarımızı. Onlar bilirler uçurtmaların dilini.
Ne olur küsme fırtına kardeşim. Bir ağabeylik yap şu çocuklara, uçurtmalarımızı hiç uçurtma görmeyen çocuklara taşı…

Sayı: 25, Yayın tarihi: 10/05/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics