MaviMelek
"Acıtmayan karanlıklarına geri dönecekler. Güzel bir rüyadan uyanmanın tatlı şaşkınlığını yaşayacaklar bir süre. Sonra unutacaklar." - Oğuz Atay

[Gökçeyazın] "Tutunamamanın Dayanılmaz Hafifliği" | Tuğçe Ayteş

Tutunamayanlar | Oğuz Atay

"ZAMANININ ÖTESİNE GEÇEN
BİR KÜLT ROMAN"

"Sen öldün: ben de koridorlarında, anlamsız bekleyişlerin içinde ölüyordum. Gerçekten öldün mü Selim? Bu yalnızlık dolu koca dünyada bütün tutunamayanları öksüz bırakıp gittin mi?
Bat dünya bat!
"
Tutunamayanlar / Oğuz Atay

Zamanını aşan bazı eserler vardır; çoktan dünyamızı terk etmiş olsa da yazarını sonradan ilgi odağı haline getiren. Ortaya konulduğu/üretildiği an itibariyle anlaşılmayan, hak ettiği değeri yeterince göremeyen; yazarını da çoğunlukla maddi/manevi acılar içinde kıvrandıran bu tür eserler, altın değerinde oldukları için er ya da geç bir gün parlarlar. Yazar, zaten bu ışığı görmüştür ki, eserinden tereddüdü yoktur. Fakat toplum… Belki o an itibariyle gözündeki perdeyi aralamaya hazır olmayabilir… İlgilendiği, öncelediği, hayatiyetine inandığı başka meseleleri olabilir toplumun o an itibariyle…

Tutunamayanlar da edebiyatımızın geç keşfedilen klasiklerinden biridir. Oğuz Atay hayattayken bu önemli roman, eleştirmenler ve okurlar tarafından gereken ilgiyi neredeyse hiç görmemiş, günümüzde ise yeni yeni anlaşılmaktadır. Bunun başlıca nedenlerinden biri olarak, romanın işlenişindeki yenilikçi tavrı gösterebiliriz; diğer bir neden ise, yazıldığı dönemdeki toplum gerçekçi edebiyat algısı. Bireyin henüz sözünün bile edilmediği bir dönemde Oğuz Atay, eserinin odağına bireyi koyarak zamanına bir nevi meydan okumuştur da diyebiliriz. Bu yüzden Tutunamayanlar'ı kendi zamanını aşan bir roman olarak tanımlamak hiç de yanlış olmaz.

Romanın konusuna gelince, mutsuz ve iletişimsiz bir evlilik hayatını süren inşaat mühendisi Turgut Özben, kısa bir süre önce intihar eden yakın arkadaşı Selim Işık'ın etkisi altındadır. Bir yandan onun intihar nedenini öğrenmeye çalışırken bir yandan da kendi hayatını sorgular. Selim'in hayatına giren insanlarla tanışır, onun mektuplarını ve bıraktığı notları incelemeye girişir. Yani roman bir bakıma, Selim'in “ışığında” Turgut'un kendisiyle mücadelesi üzerine kurulur. Turgut, Selim'in ani ölümünü içine sindirmekte zorlanıyordur ve bunu hayal arkadaşı, alt egosu veya savunma mekanizması Olric'le konuşarak kimseye anlatamadığı sıkıntısının derdini hafifletmeye çalışır. Onun arkadaşlarını, daha önce bilmediği aşkı ve meşguliyetlerini öğrendikçe Selim'i daha da içselleştirir. Sonunda da Selim'in eleştirdiği küçük burjuva hayatını bırakıp o da bir “tutunamayan”a dönüşür.

Ben Buradayım | Yıldız EcevitOtobiyografik Özellikler:(1)

Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın kendi yaşamıyla harmanladığı neredeyse otobiyografik sayılabilecek bir romandır. Öyle ki roman karakteri Selim'in babasıyla yazarın babası ciddi bir biçimde benzeşir. Eskiye dönük, dediğim dedik bu adam Oğuz Atay'ın yaşamını daha en baştan belli ki olumsuz yönde etkilemiştir. En basitinden öğretmeninin resme yetenekli gördüğü genç Oğuz, babasına bundan bahsettiğinde resmin para getirmeyeceği karşılığını alır. Tutunamayanlar'ın Selim'i ise bu durumu, “babasının gençlik günahları” olarak açıkça ifade eder.

Oğuz Atay, annesini babası kadar yermez. Ancak onun aşırı korumacılığından şikâyet eder ara sıra. Selim, romanda “Annem de yerli yersiz şımarttı beni: başka türlü oluşumu yanlış yorumladı,” der. Selim'in yaşamının son döneminde annesiyle aynı evde bulunmak dışında pek fazla paylaşımı yoktur. Annesi oğlu için endişe eder, ama Selim kendi içinde boğuluyordur o sıralarda. Bunun dışında, Oğuz Atay'ın annesi gibi Selim'in annesi de ona erken yaşta okuma alışkanlığı kazandırır. Yaşıtlarının, kitapta da bahsi geçtiği üzere birbirlerinin acemi aşk şiirlerini beğendiği dönemde o, klasikleri hatmeder. Hal böyle olunca yaşıtları tarafından anlaşılamayıp dışlanmış ve ergenlik çağından itibaren (Selim'in artık en son günlüklerinde itiraf ettiği gibi) anlaşılmak için çabalar.

Bunlara ek olarak, Selim'in mühendislik okuması, Turgut'un başlarda küçük burjuva yaşantısına kapılıp, evlenmesi, çocuk, iş, ev sahibi olması ve romanın sonunda eşini ve çocuğunu terk etmesi de Tutunamayanlar'la Oğuz Atay 'ın hayatındaki paralellikler arasında sayılabilir.

Tarihi Arkaplan:

Romandaki tarihsel arka planı da es geçmek olmaz. Selim'in çocukluğunu göz önünde bulundurursak, Osmanlı İmparatorluğu resmen çökeli çok olmamış. İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye'de ekmeğin karneyle dağıtıldığı zamanlar. Cumhuriyetin de daha çiçeği burnunda. Çok partili yönetimin de öyle. Bu şartların birleşimiyle oluşan belirsiz ve sıkıntılı dönem doğrudan bireylere yansır. Bu dönem Tutunamayanlar'da şöyle dile getirilir: “Osmanlı, koskoca Osmanlı çöktü anlıyor musunuz?” … “Yurdumuzun semalarında ağır bir hava esiyor.” … “Avam kamarasında mıyız ki en şiddetli tartışmalardan sonra bile iktidar ve muhalefet olarak meclisten kol kola çıkalım?” … “Ben savaş yıllarının çocuğu olduğum için, ilk talihsizliğim beslenme şartlarının kötülüğüyle başlamıştır.

İnsanlar bir yandan zor yaşam koşullarına dayanmaya çalışırken bir yandan da değişen alfabeye, kılık kıyafete (“bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar”) ve benzerlerine alışmak durumundadır. “Bizdeki kitapların çoğu iri harflerle basılıyor Olric. Kültür seviyemizi gösteriyor bu iri harfler. Okumayı yeni öğrenen bir millet olduğumuz için iri harfleri tercih ediyoruz.” Genç nesil uyum sağlamaya daha yatkındır, ama Selim'in babası gibi bir önceki nesil genelde eski alışkanlıklarından kopamaz. Bütün bu zorlukların üstüne bir de kuşak çatışması keskinlik kazanır. “Okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın –sonra peder oldu– beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. Önümüze elifbe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. Babam, ona da elifba dedi.

Çocuklar alışırlar alışmasına ama yine de etraflarında neler olup bittiğini çok da anlamazlar. Tutunamayanlar'da bu durum şöyle ifade edilir: “Bir de vatan denen şey vardı ki, çok iyi korunması gerekiyordu.” … “Bir de çatık kaşlı adam resimleri vardı ki, babam onlara, gazetedeki amcalara yaptığım gibi, sakal bıyık takmamı şiddetle yasak etmişti.” Geçmişe dönüp bakıldığında, evet, acı anılar unutulmamıştır, ama roman bocalamakta olan halk konusunda yine de bir umut taşır: “Bu fakir millet, sırası gelince, büyük değerler yaratabileceğini her zaman göstermiştir.” Romanda karakterler ayrıca, “cumhuriyet çocuğu”, “harp çocuğu” olduklarını ara ara tekrarlarlar. Ama “Ata'nın izinden gitmekten başka bir kavramı olmayan” kişiler de Oğuz Atay'ın eleştiri oklarından payını alır.

Oğuz AtayRoman karakterleri:

Romanda en sık adı geçen ve romanı asıl şekillendiren karakterler Selim Işık, Turgut Özben, Günseli Ediz ve Süleyman Kargı. Onun dışında Esat, Burhan, Metin ve Güner gibi karakterler de Selim'in hayatına ve aslında dolaylı olarak Turgut'a da etki ediyor. Soyadlar, karakterlerle yakından ilişkili.

Selim Işık, romanın esasen etrafında döndüğü karakter. Baş tutunamayan. Derdi sürekli “can sıkıntısı” ve insanların onu anlamaması. Işık soyadı az bir ihtimalle öldükten sonra “Yolun ışık olsun” sözüyle alakalı. Daha büyük ihtimalle de Selim'in günlüklerinin sonunda sık sık değindiği İsa-Mesih'e bir atıf. (Yıldız Ecevit de Ben Buradayım'da bu ihtimal üzerinde durur.) İsa, tüm insanların günahlarını ödemek için ölmüştür. Yaşarken çok az kişi onu anlamıştır. Ayrıca kötülüğe karşı da mücadele etmek yerine pasif kalmayı savunur. Selim “ressamların İsa'sına” değil, bu gerçek insan olarak İsa'ya hayrandır. Zira kendisi de anlaşılmadığını, insanlığın yükünü taşıdığını düşünür. Zaten yaşamın ağırlığına bir süre sonra katlanamaz hale gelir ve kendini öldürür. Romanda bu durum şöyle ifade edilir: “Başka çare göremedi demek kendini anlatmak için.

Turgut Özben, düşüncelerinin akışı içinde kaybolan, alt egosu veya kendi zihninin ürünü hayal arkadaşı Olric'le sohbetlere dalan bir karakter. Hayatı Selim tarafından en fazla etkilenen karakterlerden. Selim'in aksine o, “normal” hayatı seçer, yani sürüye kapılır. Selim, hayattayken onu bu konuda yerden yere vurmuştur. Turgut evlenince Selim'le ilişkilerine ister istemez mesafe girmiştir. Selim'in ölümünden sonra Turgut da kendi kendini eleştirir: “'Düşünmekten korkan; korkudan düşünmesini unutan inek.' Evlendi diye, oyunun her dakikasını kuralına göre oynamaktan başka bir şey düşünemeyen inek.” Bir süre sonra evliliği ve işi gözüne batmaya başlar. Sonunda da Selim'in etkisi ağır basar ve tutunamayanlar ansiklopedisine yazılmaya hak kazanır. Kendiyle, benliğiyle bitmek bilmeyen mücadelesi “Özben” soyadında kendisini belli ettiği gibi “Turgut Özben'in özbenliği” olarak da dile getirilir.

Günseli Ediz, Selim'in biricik aşkı, onu son zamanlarında yaşama bağlayan tek unsur. Selim, aşka pek yanaşmak istemese ve kadınlarla ilişkilerinde derinlikten uzak durmaya çalışsa da Günseli onun hayatında bir istisna olur. Günseli, teyzesiyle yaşadığı için Selim başlarda kısıtlanmış hisseder. Ama daha sonra kendine ne kadar ters olsa da Günseli'nin ailesiyle tanışmaya kadar ilerletir ilişkiyi. Günseli, ışık seli anlamına gelen bir kadın ismi olarak gizliden gizliye Selim'in soyadına atıfta bulunur. Ayrıca Selim ona “Günselim” diye hitap ederek de çok hoş bir söz oyunu yapar. Günseli'nin kitabın sonlarında Turgut'a, Selim ile ilişkisini ve Selim'in intihar öncesi ona yazdığı mektubu anlattığı kısımlarda hiç noktalama işareti yoktur. Okuyucu bu yolla, aşkın hezeyanını, belki de kural tanımazlığını hisseder.

Süleyman Kargı, Vüsat O. Bener'ın romanda hayat bulmuş halidir. Süleyman Kargı adı romanda çokça geçse de onunla birebir olarak Selim'in şarkılarına yaptığı yorumda tanışırız. Süleyman Kargı orada kendi tarihini yazar. Dinler, tarihsel kişilikler ve hatta değişik hayvan türleri (“disconnectus erectus”) yaratır. Kargı kelimesinin de eski çağlarda kullanılan bir silah olduğu düşünülürse bu soyadın da rastgele seçilmediği anlaşılır.

Yusuf Atılgan'ın romanı Aylak Adam'da başkarakterin ve ideal kadınının isimlerinin sadece baş harfi kullanılırken Tutunamayanlar'da isimlere soyadlarıyla birlikte abartılı bir vurgu vardır. Aslında Oğuz Atay, Selim'in ağzından belirtir bunun da nedenini: “Şiir, Rilke'nin. 'Rilke' demekten hoşlanmıyorum; sanki onu çok iyi tanıyormuşum da, ondan böyle konuşuyormuşum gibime geliyor. Rainer Maria Rilke: daha güzel ve insana yerini bildiriyor.” Bu iki romanda isimlerin kullanımındaki bu farklılık Yusuf Atılgan'la Oğuz Atay'ın idealizme bakış açılarından ileri gelir. Aylak Adam idealizmle neredeyse dalga geçerken Tutunamayanlar'a idealizm hâkimdir. Tutunamayanlar'ın idealist karakterlerinin sadece bir harften ibaret olması düşünülemez.

Sıkça kullanılan kavramlar:

Romanda fazlasıyla kullanılan kelimeler ve kavramlar var. Rüya, hayal, hayal gücü, masal, hikâye, roman, oyun ve tabii bir de ölüm ile yaşam. Hayal ve hayal gücünün masal, hikâye, roman ve oyunla alakası bulunur.

Oyun, Tutunamayanlar'da sıkça geçen “tiyatro oyunu” dışında, Selim'in hayatı katlanabilir kılmaya çalışma yöntemi olarak karşımıza çıkar. “Oyun 'gündelik' veya 'asıl' hayat değildir. Oyun, bu hayattan kaçarak, kendine özgü eğilimleri olan geçici bir faaliyet alanına girme bahanesi sunmaktadır… Böylece oyun bizatihi kendi olarak ele alındığında -ve ilk bakışta- bize en azından gündelik hayatın içinde bir kesinti, bir rahatlama meşguliyeti olarak gözükmektedir. Fakat oyun düzenli olarak tekrarlanan bu niteliğiyle bile, genel anlamdaki hayata eşlik etmekte, onun bir tamamlayıcısını, hatta bir parçasını meydana getirmektedir. Hayatı süslemekte, onun boşluklarını doldurmakta ve bu bağlamda vazgeçilmez olmaktadır.”(2)

Oyunun yanı sıra yaşamla rüya, rüyayla hayal, hayalle yaşam, yaşamla ölüm, ölümle rüya, hayalle masal, masalla yaşam, yaşamla oyun arasında hep geçişlilik söz konusudur. Bu geçişliliklere ilişkin örnekleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
Rüya ve yaşam arasındaki geçişlilik: “Belki, yaşadığını sandığı hayat bir rüyadan ibarettir ve uyandığı zaman o da bütün gerçekleri görecektir; ya da herkes uyumaktadır da onun yaşadıkları gerçektir. Yazar da bir gün onlar gibi uyuduğu zaman herkesin gerçek sandığı rüyaları görecektir. Belki dün rüya görüyordu, belki bugün rüya görüyor, belki yarın rüya görecek. Belki dün yaşıyordu, belki bugün yaşıyor, belki hep yaşayacak.

Hayalle hayat arasında: “Yalnız hayallerle beslenen bir arkadaşlık ne kadar kısa sürüyordu. Günlük meselelerin çözülmesinde bir hayalin ne faydası olabilirdi? Zavallı bir ruh, insanı nereye götürebilirdi? İnsanın ihtiyaçlarını nasıl karşılayabilirdi? Her gün karşınıza çıkan canlı, elle tutulur varlıklarla bir ruh nasıl başa çıkabilirdi?” … “hayalimde yazacağım bu mektubu yazacağım insanın beni kurtarmasını”.

Masalla hayat arasında: “Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını fark edemiyorum.” Ölümle rüya arasında: “Dün gece rüyamda biri beni öldürdü.” … “ölüm de bir rüya değil mi”.

Yaşamla ölüm arasında: “Kayboluyorum. Yaşamak, ölmek gibi değil.” … “Ölümü bilerek yaşamak istemiyorum Olric. Yaşamanın anlamını bilmek için, ölümün anlamının karanlıkta kalmasını istemiyorum.

Turgut'un elinde sadece Selim'in hayali kalmıştır. Onu hafızanın geçiciliğinde kaybetmemek için çabalar: “Belki de gördüğü rüyaya onları da inandırdı o zamanlar. Bütün rüyalar artık birbirine karışıyor Olric. Düş ve gerçek arasındaki çizgi siliniyor. Selim de imtihanlardan önce böyle olurdu: bu olayı gerçekten yaşadım mı, yoksa dün gece rüyamda mı görmüştüm? Senin rüyalarını yeniden yaşamaya çalışıyorum Selim.” Hayal, rüya ve masal bazen gerçeklerden uzak oluşu, öyle oldukları ortaya çıktığında üzüntü yaratmaları açısından yer yer eleştirilir. “Oblomov gibi geviş getiriyoruz hayallerle.” … “Rüyadan gerçeğe geçmenin acılarını yaşama.” … “Bir insan hayalleriyle nereye kadar yaşayabilir? Bu gücü her zaman kendinde bulabilir mi?

Fakat yine de ideal olan, hayaller, rüyalar, masallar ve romanlardaki yaşamdır: “Acıtmayan karanlıklarına geri dönecekler. Güzel bir rüyadan uyanmanın tatlı şaşkınlığını yaşayacaklar bir süre. Sonra unutacaklar.” … “Rüyada da öyle değil midir? Bırak kendini: rüyada yaşamaktan güzel ne var ki?” … “Bütün güzellikler hayal gücündeydi.

Tutunamayanlar | Oğuz AtayTutunamayanlar'da adı geçenler:

Tutunamayanlar'da Selim'in 4 isimlik listesinin (Kierkegaard, Oswald Spengler, Kafka, Nietzsche) yanı sıra felsefe, tarih ve psikolojiye doğrudan ve dolaylı birçok atıf bulunuyor: Oscar Wilde, Dostoyevski ( Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Yeraltından Notlar ), Oblomov, Bernard Shaw, Marx, Freud, Fromm, Gorki (Benim Üniversitelerim ), Vadideki Zambak, (Balzac) (kurgusal bir başka versiyonu olsa da) Hegel, Fichte, Gauss, Ranke, Wundt, Panati Israti, Tolstoy, Ölü Canlar, Dickens, Ömer Seyfettin ve Efruz Bey , Don Kişot, Alice Harikalar Diyarında, Dönüşüm, İbsen ve Hortlaklar, Andre Gide, Diderot, Kant, Rousseau, İsa-Mesih…

Bu isimlerden bazıları sadece isim olmaktan öte romanda içsel bir öneme de sahip. Kafka'daki rüya gibi kavramların kullanımı, yalnızlık ve dışlanmışlık temaları zaten Tutunamayanlar'da da yoğun olarak karşımıza çıkmakta. Sonlara doğru Selim hayattan o kadar bunalıyor ki Kafka'yı bile okuyamıyor. Buna yargısı da kesin: “İnsan Kafka'yı okuyamazsa bitiktir işi.

Selim'in listesinden devam edersek Oswald Spengler, varoluşçu tarihçi olarak bilinir. Spengler, “Uygarlıkların ortaya çıkışını insanın gelişim dönemlerine göre sınıflandırmıştır. Çocukluk döneminde toplum ortaya çıkmıştır. Din bu dönemde kendini göstermeye başlar. Gençlik dönemi aklın egemenliğiyle geçmektedir. Olgunluk dönemi entelektüelliğin üst seviyede olduğu, sanatın, felsefenin, bilimin tavan yaptığı dönemdir. Yaşlılık döneminde tüm değerler parçalanmaya yüz tutar, kaçınılmaz olarak çöküşün habercisidir.”(3) Spengler'ın görüşünde Tutunamayanlar'la bağdaşmayan bir yazgısallık yatsa da Selim'in hayatı da tam bu sırayı izlemiştir aslında. Çocukluğunda okula başlar, toplumla tanışır. Ergenlik çağının ortalarına kadar din hayatında önemli bir yer tutar. Sonra dünyaya yavaş yavaş daha akılcı, daha eleştirel bakmaya başlar. Olgunluk çağında da artık ölür/kendini öldürür.

Kirkegaard'un listede adının yer alması tesadüf değil tabii ki. Kendisi modern varoluşçuluğun atası sayılır. Soyuttan çok somut, genelden çok öznel olana yönelmiştir. Bu filozofun tavrı, dolayısıyla Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'daki tavrıyla uyuşmaktadır.

Nietzsche'nin de Böyle Buyurdu Zerdüşt'ünde insanın bir tekâmülü mevcuttur: Deve, aslan ve çocuk. İnsan önce bütün yükleri üzerinde taşır, sonra bu yükleri atar üstünden ve en son da kendini gerçekleştirir, yeniden çocuk olur. Ayrıca Nietzsche'nin üstün insanı da tüm toplumsal/etik değerleri reddedip yerine kendi değerlerini koyar. Selim karakteri, bu açıdan tutunamayanlığının yanı sıra Nietzsche'nin Zerdüşt'ünü de hatırlatır.

Kitapta adı geçen diğer isimler hakkında da tahminler yürütmek mümkün ama Oğuz Atay belki de çok kurcalamamamız için bizleri baştan uyarmış: “Felsefeyi seviniz fakat koparmayınız.

Tutunamayanlar'da Biçim:

Tutunamayanlar, postmodern bir roman örneğidir. Yani okuyucuya yazılanların gerçek olmadığı roman içinde açık edilir. Bu, gerek içerik yoluyla gerek de anlatının sık sık kesintiye uğramasıyla sağlanabilir. Oğuz Atay, Batı'daki örneklerinden farklı olarak bunu yaparken mizahtan da bolca yararlanmıştır.

Ayrıca, Tutunamayanlar 'da tek bir biçime bağlı kalmamıştır. Düz bir anlatım yerine içsel konuşmalarla sayıklamalara, katmanlı ve adım adım açılıp roman ilerledikçe yine adım adım kapanan bir kurguya yer verir. Mektuptan günlüğe, efsaneden tiyatro oyununa kadar pek çok yazın türünün biçimleri Nabokov, Joyce gibi yabancı yazarların romanlarında kullandıkları teknikleri harmanlar.

Yukarıda da bahsedildiği gibi, Günseli'yle Selim'in aşklarını anlatabilmek için ilgili bölümde hiçbir noktalama işareti kullanmamış, metnin aşkın anaforuyla akmasını sağlamıştır. Bundan, en azından bu bölümün sadece biçim kaygısıyla böyle yazılmadığını çıkartabiliriz.

Ayrıca romanda eski Türkçeyle ve özellikle Öztürkçe kelimelerle yazılmış bölümler de vardır. Oğuz Atay böylece yaşadığı zamana hâkim olan Öztürkçe takıntısını eleştirdiği gibi bir yandan da dile yetkinliğini okuyucuya göstermektedir bu yolla.

Romanda bu kadar çok türün ve tekniğin uygulamasının yanı sıra Oğuz Atay, karakterlerinin ağzından edebiyatımızda “monografi,” yani tek bir konu üzerine yazılmış eserlerin azlığından da dem vurur.

Sonuç:

Tutunamayanlar, tutunamayanlar için bir ansiklopedi önererek aslında ironik bir biçimde tutunacak bir dal yaratır. Kitabın kendisi de gerçek hayattaki tutunamayanlar için öyle. Tutunamayanlar yazıldığında, İkinci Dünya Savaşı sonrası postmodernizm ve varoluşçuluk akımlarının ağır basmasının yanı sıra Türkiye'de de siyasi istikrar çabaları sürüyordu. Bugün de yine benzer siyasi istikrarsızlıklar ve ekonomik krizlerle şekillenen hayatımızda Tutunamayanlar kendine yine yer buluyor. Oğuz Atay'ın yaşadığı dönemde kıymeti fazla anlaşılamayan (ki romanın kaderi de Selim gibidir bu açıdan) ama zamanının ötesine geçen bu kült roman, gelecek nesillerce de kim bilir hangi şartlar altında tekrar tekrar okunmaya devam edecektir.

tugce@mavimelek.com

~~~

(1) Bu bölüm için genel olarak Yıldız Ecevit'in Ben Buradayım eserinden yararlanılmıştır.
(2) http://turkoloji.cu.edu.tr/GENEL/4.php
(3) Kaynak: EkşiSözlük.

~~~
Sayı: 44, Yayın tarihi: 24/01/2010

Satın al
Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics