MaviMelek
"Her şeyi, her şeyi şuradan bakarsan kısa, buradan bakarsan uzun algılamaktasın ama asıl boyutlar zihninde saklı (…)" - Cüce / Leylâ Erbil

[Deneme] "Aynada İki Hüzün, Bir Bedende Çift Kalp" | Arzu Eylem

Tuhaf Bir Kadın | Leylâ Erbil

"HİÇLİKTEN KENDİİÇİN VAROLMANIN YOLCULUĞU"

İnsanları seviyorum, sözünde bir utanmazlık, hatta bir küstahlık seziyorum ben ama ne olduğunu çıkaramıyorum?
Tuhaf Bir Kadın / Leylâ Erbil

Başlarken

Şimdi elde var iki roman, bir ayna… Fokur fokur kaynayan bir, iki, üç… kalp. Televizyonda “flash” haber. Fatmagül'ün suçu, Ezel'in intikamı… Sonra yetmezmiş gibi biz, siz, onlar da bölünmüş kalmış bir ülke, evetçi hayırcı. Hayırsız yalan dünya! Semaverin üstünden in karınca! İhanetin iki yüzü, hüznün şarabı, bir ben vardı benden içeri kaç kişi kaldı benden geriye. Hoh ayna hoh… Göster bize iki kişi, ikisi de öteki. Biri tuhaflaşan Nermin, diğeri cüceleşen Zenîme.

Tuhaflaşan Nermin

Başta bütünlüklü, dirayetli bir kadın olarak karşımıza çıkar Tuhaf Bir Kadın'ın Nermin'i. Onun gözlerinden bakarız doğrulara, yanlışlara. Bize ahlakla geçinenlerin iki yüzünü, muhalif bildiklerimizin düzen içinde çizdikleri çemberleri, şair/yazarlığına hayranlık duyduğumuz kalemlerin dimdik cümlelerinin altında kalan çürümüş sözcüklerini gösterir. Sonra Nermin de tuhaflaşır. Karşıtlığın içinde karşı olunanı saklayan durumlara o da karışır ve çemberin içinde kalır. Nermin'in baştaki bütünlüğü romanın ortalarında parçalanmaya başlar. Metin ilerledikçe tuhaflık artar. Tuhaf kelimesi ötekiliğin yerini tutar.

Tuhaf Bir Kadın, Nermin'in kişisel tarihine gizlenmiş toplumsal yapıyı sorgular. “Kız”, “Baba”, “Ana”, “Kadın” olmak üzere dört ayrı bölümden oluşan romanda, her bölüm birbirinden bağımsız farklı zamanları anlatır. “Kız” adı verilen bölümde anlatı tekniği kullanılır ve anlatıcı Nermin'dir. Öylesine ağırdır ki yaşadıkları günlük demeye dili varmaz da “yılık” der adına. Şiir yazar Nermin ve her fırsatta yakın arkadaşı Meral'le Lambo adlı mekânda alır soluğu. Nermin orada “O” dediği kişiyle karşılaşır ve ilk hüsranını yaşar. Şiirlerini beğendiremediği “O”, şaire diye hitap eder Nermin'e. Böylece şairliğin erkeklere atfedildiği zihniyetin gösterilmesiyle hikâye başlar. Nermin'in kendine en yakın bulduğu çevrede…

Leylâ ErbilLeylâ Erbil, Marks'ın aile, ataerkillik ve kadına dair önermelerini Freud'un psikanaliziyle buluşturduğunu, sistemi destekleyen/reddeden karakterlerin dünyaya bakışlarını daha çok cinsiyetçilik bağlamında ele aldığını romanda adı geçen kitaplarla verir sanki. Bunlardan biri bu bölümde Nermin'in bahsettiği Freud'dur.

“Ben Freud'un Totem ve Tabu'suna başlamıştım.'Vaktine yazık' dedi. Kendimi yetiştirmek istiyorsam ilk elde okumam gereken başka şeyler de varmış.” (s. 28)

Erbil, Tuhaf Bir Kadın'da bedensel temasa indirgenmiş, duygulardan arınmış cinsel birleşmeye ve yaralanmış bilince, sosyalist mücadeleyi de içine alarak dikkat çekmeye çalışır. Romanda kapitalist düzene karşı çıkan karakterler de verili koşulların dışına çıkamamışlardır. Bu yanıyla Erbil, salt ekonomik politikalarla toplumsal yapıyı değiştirmek isteyenlere, dönemsel olarak başkaldırır. Nermin'in yaşadığı dönemde henüz dışarısı-içerisi ayrımı da ortadan kalkmamıştır. Romanda farklı kimliklerle ortaya çıkan karakterler, içeride başka, dışarıda başka davranmaktadırlar ve cinselliğe bakışlarıyla aynıdırlar.

Erkeklerle, annesiyle ve arkadaşlarıyla gerçekleştirdiği diyaloglardan Nermin'in sevgiden mahrum biri olduğunu; kendinde olmayanı inandığı ideallerle tamamlamaya çalıştığını sezeriz. Erkeklerle sadece arkadaş olmak istemesi, cinselliğe fazlasıyla anlam yükleyen topluma bir eleştiri gibi dursa da, aslında Nermin'in korkularına göndermedir.

Bilinçdışının temsili

İkinci bölüm olan “Baba”da anlatıcı Nermin'in babasıdır. Bilinç akışı tekniğinin kullanıldığı bölüm geriye dönüşlerle aktarılır. Baba, tarihsel olaylar eşliğinde kızı Nermin'i üçüncü bir gözle eleştirir.

“Akıl onu mutlu etmedikten sonra, üstelik doğru yoldan çıkardıktan sonra ne yapayım o aklı…” (s. 122)

Babanın doğrusunun ne olduğu bilinmemektedir. Çünkü hasta yatağında sayıklayan biridir o. Sayıklamanın özgürlüğünden faydalanarak pek çok düşünceyi ve olayı anlatır durur. Bu nedenle adına doğru yol dediği şey muallakta kalır. Böylece Nermin'in görüşlerini tümleyen dünyayı temsil eder. Nermin'in akılcı yanı da burada netleşir.

“Kaçırmasa ölçüyü! Pabucum eskir düzen yüzünden der, Mahsunehanım bir adamla yakalanmış düzen yüzünden der, gemiler fırtınayla batar düzen yüzünden der. 'Bu sosyalistlik ne iyi şeymiş' dedim ona bir gün, 'İnsana hiç iş kalmıyo ne bokluk varsa düzen yüzünden!'” (s. 114–115)

Baba, Nermin'in söylemiyle eylemi arasındaki çelişkileri gösteren nesnel anlatıcıdır ve Freud'daki bilinçdışının temsili gibi durur. Yazar, babanın ağzından Nermin'in bilince çıkarmadığı, reddettiği ve barışamadığı yanlarını gösterir. Başka açılardan izletir Nermin'i. Bahsi geçen tarihsel olaylar da anlatıyı besler. Böylece dünyada/dışarıda olup bitenler de okurun önüne serilir.

“Ana” bölümünde yine Nermin anlatıcı olarak karşımıza çıkar. Anlatı tekniğinin kullanıldığı bölüm -miş'li geçmiş zamanla aktarılır. Bu da olayların Nermin'in zihninde olup bittiğini hissettirir. Çünkü “Kız” bölümündeki zar bekçisi anneden farklı bir anne çıkar karşımıza. Anne, “Savaş ettik savaş, erkeksiz savaştık, biz kazandık!” (s. 216) benzeri cümlelerle konuşan birine dönüşmüştür. Freudcu yaklaşıma göre anne kadının bilinçaltını temsil eder. Bilgi anneden kıza aktarılır. Bu nedenle düşsel anlatım, annesine uzak olan Nermin'in bilinçaltını yeniden düzenlemesinin, ona yaklaşarak zihnindeki anne imgesini öldürme çabasının bir yolu gibi durur. Çünkü anne kızın korkularının simgesidir.

“Yalan söylüyorsan, bizden saklı bir şeyler yapıyorsan öteki dünyada yılanların, çıyanların yemi olacaksın…” (s. 24)

“Kadın” bölümünde önceki anlatıcılardan farklı, üçüncü tekil anlatıcı karşımıza çıkar. Baştaki anlatım tekniği sonlara doğru yerini bilinç akışına bırakır. Bu yüzden anlatı zamanı olay zamanından uzundur. Nermin, üyesi olduğu İşçi Partisi'nin kitleselleşeceğine dair inancını yanına alır, halkı üstüne çökmüş olan tabakadan (s. 221) kurtarmak ve onlara bilinç taşımak için Taşlıtarla'ya taşınır.

“Bayan Nermin kamyonun üzerine yüksekçe bir yere kauçuklu okuma koltuğunu güzelce yerleştirdi, kendisi de içine gömülüp bacak bacak üstüne attı ve bir de cigara yakarak Taşlıtarla'nın yolunu tuttu.” (s. 216)

İdeal dünya özlemi

Oradaki kadınlarla hiçbir biçimde iletişim kuramaz, onlar gibi olmaya çalışırken komik durumlara düşer. İnce boyunlu, fırlak gözlü çocukların arasında Chopin'den vals dinler. Tanrısallaştırdığı halkına inip çıkan merdivenlerde bir türlü onlara erişemez. En sonunda Bedri karısının düştüğü durumlara dayanamaz ve Nermin'i terk eder. Ve üçüncü tekil anlatıcı -di'li aktarımdan bir anda -miş'li anlatıma geçer. Böylece Nermin'in geçmişinden anlatı zamanındaki sayıklamalara döneriz.

“Üstüne basarak gidip yatağına uzandı… O yıl kış erken bastırmıştı.” (s. 248)

Nermin, bizi ayna karşısında beklemektedir. Öylesine kuşatılmıştır ki, bu kez düşlerle kendi gerçekliğini yaratmaya çalışır. Amacına ulaşmak isterken kendisini araçsallaştırır. Fidel Castro, Stalin ve Lenin'le tartıştığı ve onlarla seviştiği sanrılar kurmaya başlar. Dışarıdan duymak istediği sözleri aynadaki kadına söyletir. Yıllardır bastırdığı cinselliğini serbest bırakır. Aynadaki görüntü kişiye kendini gösterse de kişinin kendisi olamayacağı için, Nermin aynayı kendini yeniden yaratmak için kullanır. Fakat bu defa narsizmin kollarına düşer. “Kadın” Nermin'in en tuhaf olduğu bölümdür. Leylâ Erbil bu bölümde korkuya karşıt olarak sevgiyi koyar. Nermin sevgisizlikten doğan boşluğu, yarattığı ideal dünya özlemiyle doldurmak istemiştir, fakat ideallerinin bile ondan sevgi beklediğini anlayamamıştır.

Tuhaf Bir Kadın'da Cüce'de de olduğu gibi çıkışsızlık vardır. Fakat Nermin romanın sonunda kendisine “sen” diye seslenmeyi başarır, nihayet dışarıdan bakar.

“İNSANLARI SEVİYOR MUSUN ACABA SEN?” (s. 263)

Cüce | Leylâ ErbilCüceleşen Zenîme

Biz de öyle kasvet çağının çocuklarıydık: kederin rengini hâlâ çıkaramadım alnımdan…
Cüce / Leylâ Erbil

Erbil, imgesel diliyle Cüce'nin gerçeklikle olan ilişkisini Tuhaf Bir Kadın'dan farklı kurar. Çünkü Zenîme küresel kapitalizmin imaj dünyasında yaşamaktadır. Şüphesiz Nermin ile Zenîme'nin ortak yanları vardır. İkisi de çıkış yolu bulamaz, ikisi de ötekidir. Fakat Zenîme pek çok memleket görmüş, dört bir yanda sevgilileri olmuş, her ne kadar kendisini hiç yazar saysa da yazar olmayı başarmış ve bir kitap yayınlamıştır. Sanki Zenîme Nermin'i yutan aynadan çıkmış, farkındalığa ulaşmıştır. Bu yanıyla Nermin'in yaşlılığı gibidir.

“Yazarın Notu” ile başlar Cüce. Zenîme'ydi adı dediği komşusunu anlatan birinci yazar, aslında çok da iyi tanımadığı kadının dağınık yazılarını toplayıp kitaplaştırır. Notta yer alan tasvirler hem Zenîme'nin yaşadığı dönemi hem de ruh halini anlatmaya dönük bir sunum niteliği taşır. Metin Zenîme'nin yazarlığa bakış açısına dair izler içerir. Leylâ Erbil “Yazarın Notu” bölümüyle Zenîme'yi okur gözünde bir yere koyarken, kullanacağı üsluba zemin hazırlar. Biçimi anlatıyla birlikte kuracağının sinyallerini verir. Nermin'in aynada parçalanmış yüzünü, “sen” diye seslenen sesini de Zenîme devralır. Böylece Nermin'in baştaki bütünlüğünü Zenîme'de bulamayacağımızı anlarız.

Zenîme'nin yaşadığı dönem arzu çağıdır ve haz sonsuzluk gibidir. Kısacası Freud'un yerini Foucault'nun önermeleri almıştır. Artık cinsellik tabu olmaktan çıkmış, çeşitli biçimlerde provoke edilmeye alışmıştır. Değişmeyen tek şey ise duygusuz birleşmedir. Ayrıca toplum sınıfsal ayrımın dışında pek çok kimliğe bölünmüş, bu kimlikler birbiriyle sürekli çatışma halindedir. İktidarın bedenlerde nüksettiği bu dönemde, sorunun kaynağı olan asıl iktidarın kimliği ise muğlaklaşmış, sisteme karşı olan fikirler manipüle edilmiştir. Kaynağını yine erkek egemenlikten alan karmaşık bir savaş sürmektedir dünyada.

“Kendisi kara kalemle, bodur şövalyeler, kılıç ve kılıç boyunda erkeklik organı desenleriyle kenar süsleri de çiziktirmişti bazı sayfalara. Hangi savaştan söz ettiği hiç anlaşılmıyordu. Din savaşlarına benzettim ben biraz; acımasız, kıran kırana, kanlı bir savaş! Ancak taraflar belli değildi (…)” (s. 9)

Cüce | Mustafa Horasan"Aitsiz Kimlik!"

“Yazarın Notu”nun ardından üçüncü tekil anlatım beklerken, “Siz” diye başlar ikinci yazar olan Zenîme Cüce'ye. Sonra da “senanlatıcı”ya geçer.

“Size doğru dediğime bakma, onca ecdadını çiğneyerek, 'sana doğru' demeye varmıyor dilim de ondan; biliyorum kaçmışsındır iyelik sıfatlarından, zamirlerinden ve kiplerinden hayat boyunca kaçtığın gibi resmi kâğıtlardan.” (s. 13)

Zenîme kendine dışarıdan bakar, kendini ötekileştirir. Soyu bozuk, bir kavme sonradan katılan, hiç kimseden olmayan, kimliksiz Zenîme… Yazar karakterine bir ad verirken hileli yollardan adını geri alır. Onu adsız bırakır. Böylece okura yakınlaşıp kendine uzaklaşmak isteyen yazar tavrı, kendine dışarıdan bakan yazarla aynı yerde buluşur.

“(...) küllerimiz düşlerimiz ve karıncalarımız karışmış da olsa birbirine, onlardan da değilsin sen, sen hiçbir yere ait değilsin, aitsiz kimliksizsin sen, 'Aitsiz Kimlik!'” (s. 29)

Zenîme adını bulmanın, hiçlikten kendiiçin varolmanın yolculuğuna çıkar. Tam bu noktada dil eğilip, bükülmeye ve devrilmeye başlar. Yazar değiştiremediği zihniyete dille başkaldırır. Çünkü dil erkek egemenliği yeniden üreten en güçlü silahtır, onu yıkmadan dünyayı değiştirmek mümkün olmayacaktır.

Zenîme'nin yaşadığı dönemde artık dışarısı ve içerisi ayrımı yoktur. Hiç yazar olmayı göze almışken, sıkı sıkıya kapattığı kapılar içeriyi dışarıya karşı koruyamaz. Karıncalar her yerde gezinmektedirler. Nasıl olduğunu anlamadığı bir biçimde kapısını gazeteciye açan Zenîme, durumun farkındadır. Diğer yandan kulağından eksik olmayan “ma” sesi onu öz kadınlığa çağırmaktadır. Onun mücadelesi daha çok içinde bulunduğu küresel düzen ve medyayladır. Bu yüzden Nermin'in kendini yatağa attığı sahnede karşısına aldığı ayna, Cüce'de metin boyunca Zenîme'nin yanındadır ve acımasızca doğruları göstermektedir.

“Baktığında aynaya yoktu orada yüzün! Yüzün yoktu orada! Yutmuştu seni ayna! O sana bakıyordu bomboş sen de ona, aynaydın da sen artık o sadece yansıtıyordu senin aynalığını sana.” (s. 46)

Cüceyi beklerken yıllarca inandığı değerler ikiye bölünür. Unutulmak ile ebedi olmak arasında gidip gelen bir yazardır artık Zenîme. Senelerce aynaya baktığı bir çift gözüne üçüncü bir göz eklemiştir. Cüce, zihnini ve davranışlarını daha bekleyiş anında ele geçirmiştir. Ne var ki metin boyunca karşı durduğu dünyaya olan tavrını, ona acı veren olayları aklından da çıkaramamaktadır.

“(…) sense bugün kara saçlarını –vaktiyle her bir teline bir aşığının kendini astığı–, göz altı kırışıklıklarını silip atasıya öylesine çektin, gerdin, boğdun ki ensende –yedi TİP'li genci telle boğan müreffeh katilleri gibi Türkiye'nin–, gözlerin bir anda, bir samuray kılıcı keskinliğinde incelerek edindi yepyeni görme boyutları.” (s. 15)

Leylâ ErbilYazarlık Sorunsalı ve Çift Kalplilik

Tuhaf Bir Kadın'da yazar/şair olmak isteyen bir kadın karakter vardır. Nermin edebiyat çevrelerinde kabul görmek ister ama sırf kadın oluşundan dolayı dikkate alınmaz. Hakkında dedikodular çıkar. Annesinin söylemine göreyse Nermin'in “iki çeşit hayatı vardır.” (s. 24, Tuhaf Bir Kadın) Nermin çiftkalpliliğin anlamını henüz bilmese de, düşüncesiyle eylemleri birbirinden farklı olan insanların arasındadır. Nermin'in sonraki zamanlarda yazar olup olamadığına dair bir bilgiye rastlamayız. Olmuşsa eğer karşılaştırmalı bir okumada ilerleyen yıllarda Zenîme olduğuna inandırabiliriz kendimizi.

“Elbette gerçek bir devrimci değilsen sözünde ve eyleminde tekleşen, böyle çift kalbin olur, başını ağrıtır durursun insanların(…)” (s. 32, Cüce)

Kendini hiç yazar olarak tanımlayan Zenîme bir yazardır. O kendi eylemiyle söylemini bir tutma çabasındadır. Fakat Nermin'in yaşadığı zamanlarda var olan kabul sorununa bir de görünürlük sorunu eklenmiştir. Bir yazar kendini ön plana çıkarmadıkça unutulup gitmeye mahkûmdur. Bu yüzden yazarın medyayla sürekli içli dışlı olması gerekmektedir.

“(…) ama şu anda yazarlık mesleğinin 'tanıtım-reklam-pazarlama-paketleme-satma' zorunluluğunu, anlayamadığın bir nedenle, bir yazara karşı en büyük ayıp, giderek aşağılama olarak algıladığının üzerinde de durmak istiyorsun. Saçma olmasına saçma bir düşünce, kimse de onaylamayacak biliyorsun seni; nedenini bir türlü çözemediğin bir aşağılanma korkusuyla kaçmaktasın aslında ünden, hayranlıktan, sevgiden bile… Ne kadar da kırılgansın ya da kibirli misin sen!” (s. 21, Cüce)

Ben'i bulmak isterken hem çiftkalpli hem de üç gözlü biri olmuştur Zenîme. Artık kendine baktıkça eleştirdiği hayatı görmektedir. Tuhaf Bir Kadın'da dışarıya bakarak Nermin'i tanımlarken, Cüce'de Zenîme'ye bakarak sanki dışarıyı izleriz.

“Öyle ki, seni seven, sevmeyen (kendini güncelden öylesine çekmiştin ki sevmeyenlerin bile özlemişlerdir seni), bunca insanın dile getirdiği, 'ya uymak ya yok olmak' öğüdüne kulak asmıyor gibi görünsen de şu bilinmezlik –sizlerin de (okurların) ayırdına çoktan varmış olacağınız bir biçimde–, akordsuz iki kalp taşıyan insana dönüştürmüştü seni!” (s. 30, Cüce)

Uyuma giden yol

İki uçlu dünyanın ikisini de seçmemenin ağırlığı ile tutarlılık yerini sürekli bir iç çatışmaya bırakır. Buna rağmen Zenîme, kendine yakıştıramadığı bekleyişi yücelterek cüceye yukardan bakmayı sürdürür.

"Bekliyorsun, sürekli bekleyişleri art arda ekliyorsun; seni seyrediyorum ve ses etmiyorum çünkü bekleyişin süslü bir imparatorluğu vardır. Umut silinene kadar güçlü bir direnişle dikilirsin tahtında." (s. 20, Cüce)

Fakat gitgide yok olmaktan uzaklaşıp uymaya doğru yürüyüşe geçer. Cüceyle yaşadığı diyalogların eşliğinde tepeye tırmanmaya, onunla sevişmeye başlar. O da Nermin gibi sonunda cinsel arzularını serbest bırakır. Bıraktıkça kendinden uzaklaşır. Zenîme'ye göre bu bir özgürleşme değildir. Salt medyaya yaranmak ve kalıcı olmak adına bedenin araçsallaşmasıdır. Yaşanan diyaloglarda duygu yoktur, salt akıl ve strateji vardır. Uyuma giden yoldur bu.

“Daha da tepelere çıkmayı düşündüm sevgili okurlarım, istesem elimdeydi bu fırsat -fırsat sözcüğü de en açık bayağılığıdır bu dünyanın tıpkı 'sevgili okurlarım' diye tutturan yazarlar gibi-, göstermek üzere marifetlerimi ama bence daha da tepe diye bir şey yoktu anladım; ben çıkmak istedikçe, tüm tepelere egemen olduğunu sanan ve marifetlerimle alay eden yalancı tepeler vardı ve tek başına sonsuzluğa doğru alabildiğine yükselmenin acıklı ve aşağılayıcı anlamıyla karşılaştım orada, çünkü gökyüzü de yeryüzü de ayaklarımızın altındaydı.” (s. 83, Cüce)

Hatçabla'nın Ölümü

Hatçabla Zenîme'nin komşusudur. Hatçabla'nın oğluna ve kocasına düşkün bir ev kadını oluşunu, eşinden yediği dayakları Zenîme anlatır bize. Hatçabla hiç konuşmaz metin boyunca. Bize Zenîme'nin farklılığını gösteren somut tek kadındır o. Hatçabla onun küçük burjuva hayatını yeniden üretendir. Belki de kabullenişi ve kaderine boyun eğmeyi sembolize eden bu kadının ölümü, Zenîme'nin içindeki kadınlardan birinin daha ölümüdür. Peki, Zenîme nasıl ölecektir? Hatçabla'dan sonra Zenîme iyice dağılır. Metnin başındaki sis ortadan kalkar ve Zenîme kendisine “sen” diye seslenmeyi bırakır. “Ben” demeye başlar. Buradaki “ben” metnin başındaki özkadınlığın sesi olan “ma”nın çağrısından farklıdır. Öze dönüşü temsil eden “ben” bağımsızlığını ilan edememiş, dışarıdan beslenen ego ise savaşı kazanmıştır. Artık cüceden çıkan sert erkek ses duyulan tek sestir. O sesten Zenîme'ye doğru oklar uçuşmaya başlar. Zenîme cüceyi cüce yapan yüceliğini, tepelere tırmandıkça geride bırakır. Vardığı yerdeyse kendini görememektedir.

“Kamaştı gözlerim; hiçbir şey göremiyorum, dur artık! Ayna gibi parıldıyor orası! Dön, geri dön, dön geri!.. Seni göremez oldum!../ Söz vermeler/ yeminler/ öpüşlerimiz…” (s. 81, Cüce)

Havva'nın elmasını cüceye uzatır Zenîme. Sevişme biter. Artık erkeğim diye çağırdığı cüce “Tanrı Zeus'un kafasından bin yıllık ana tanrıçayı yeniden yaratması gibi” (s. 87, Cüce) Zenîme'yi yeniden yaratır. Böylece fırsat, son şans kelimeleri onun hayatına damgasını vurur. Ortaya çok ses getirecek bir çalışma çıkmıştır. “Ya uymak ya yok olmak” yerini “Ya başar ya öl! ” (s. 88, Cüce) nidasına bırakmıştır. Artık o cüceden de cücedir. Başarmak için değerlendirdiği SON ŞANS karşına ölümü oturtur. Zenîme aynayı kırar ve sistemi dışlayan yazarın ölüsü yatağa uzanır.

“Karıncalarla birlikte, rıhtları yüksek tutulmuş merdiveninden yukarı katına çıktım iğrenç atalarımın, koridorun başında gerili bekleyen aynaya bakmadan bir yumruk indirdim merkeze (…)” (s. 88, Cüce)

Karıncalar

Uçmak için yaratılmışlar herhalde, ama yerde sürünüyorlar. Ayaklar altında. Topraktaki deliklere girip çıkıyorlar zorlukla, kanatlarını koruyarak, kanat takmışlar. Ne tuhaf. Uçan karınca mı bunlar, sürünen kuş mu?” (s. 71, Tuhaf Bir Kadın)

Nermin'in yıllığında gezinen karıncaların kimliği sanki Cüce'de saklıdır. Leylâ Erbil'in pek çok röportajında düzeni besleyenleri anlatmak için seçtiğini söylediği karıncalar, Zenîme'nin evinde, aslında daha çok da zihninde dolaşmaktadırlar. “Yazarın Notu” bölümünde elimizdeki metni bir araya getiren birinci yazar, Zenîme'nin sürekli bir iç savaştan bahsettiğini söyler. Dışarıda sürüp giden savaşın iç dünyaya yansıyan yanı, Erbil'in Myrmidonlar diye açıkladığı, Yunan mitolojisindeki karıncalarla imlenir. Bu karıncalar Zeus'un/erkin lanetlemesi sonucunda ortaya çıkmış; para, savaş ve ticaretten başka bir şey düşünmeyen ve emirleri itirazsız kabul edenlerin yaşadığı dışarının temsilidir.

Zaman ve Mekân

İki romanda da olay zamanıyla anlatı zamanı birbirini tutmaz. Çünkü çoğu yerde olaylar geri dönüşler ve bilinç akışı tekniğiyle aktarılır. Leylâ Erbil nesnel zamanı ortaya koymak için kurmacanın içine tarihi olayları ve medya haberlerini serpiştirir.

Tuhaf Bir Kadın'nın “Baba” bölümde ölüm döşeğindeki baba, Mustafa Suphi'nin öldürülmesi, Kuvayi Milliye, Birinci Cihan Harbi, Kurtuluş Savaşı gibi olaylardan bahsederek kendi gençliği üzerinden bize nesnel zamanı gösterir.

Cüce'de Hatçabla'nın oğlu Yıldırım dışarıdan haber taşıyarak Zenîme'nin bekleyiş anlarındaki zamanı işaret eder. Böylece metnin 1990'lı yıllarda yazılmış olduğunu çıkarırız.

“Yıldırım koşarak geldi, aneeey, aneeey aç televizyonu, bulmuşlar senin katillerini, tümü müslüman, babam dedi ki biz adam yakmazmışız, öldürmezmişiz, hepsi sünnii!..” (s. 52, Cüce)

Ölüm oruçları, Sivas ve Gazi olayları, gözaltında ölümler şerit gibi geçer göz önünden. Bu kesitler gazete kupürü şeklinde yazılmıştır. Yazar sanki anlatıyı kurarken, dışarıda olup bitenden kendini soyutlayamamış, hem zamanı hem de dışarıyı anlatmak için bu haberleri metne yerleştirmiştir.

Mekân tasvirleri ise imgeseldir. Dışarıdan çok karakterlerin iç dünyasını gösterir.

“(…) hayatından bıkmış koltuklar, baş eğmiş kapılar, baygın düşmüş eşikler ve isyana hazırlanan kitaplarla birlikte; boş zamanın da o kadar çok ki, düşüncelerin bir ortaçağ salgını gibi ürkütüyorken seni, geçemedin bu monologdan yemek odasındaki çocuk takımı, hasır yemek masası, bir oturak, cüce bir yatak ve taburelere ait canlandırmalara ...” (s. 49-50, Cüce)

Geçilemeyen canlandırmalar, hem başlanamayan mekân betimlemelerini hem de Zenîme'nin toplumdaki ötekiliğini anlatır. Cüce'de mekâna dair çoğu cümle cinsel çağrışımlar içerir.

“Malzeme mi! Bilmem arka bahçe de var, buyurun işte girin içeriye, bu ev böyle eski, dağınık ve karıncalı, artı savruk ve perişan, çarpı çözük ve paramparça, eksi köpeksiz ve pireli, bağışlayın efendim kalan beni, geçin kapıdan geçin, yemek odasından da terasa ve arka bahçeye çıkılıyor, böyle, böyle buyurun…” (s. 69, Cüce)

Zenîme'nin cüceyle sevişmeyi kabul ettiği pasajdır burası. Cüceye üst perdeden seslenen ve alay eden Zenîme bundan böyle o bahçede yer alan ağaca tırmanmaya başlayacak, tırmandıkça kendi içinde bir yerlerde yuvarlanacaktır. Yuvarlandıkça yalancı tepelere varacaktır. Yalancı tepe orgazmı çağrıştırır. Libido Zenîme'yle alay eder. Böylece Tuhaf Bir Kadın'daki duygulardan arındırılmış cinsellik Cüce'de de karşımıza çıkar. Zenîme, Nermin'i yanına alarak, üstünde Chanel marka elbisesi ve musikinin eşliğinde uykulara dalar.

“(…) yatakta parfömler, mırıltılar, kimsede bulamadığım dokunmalarla ve günlerce en görkemli sevişmesini gerçekleştirdiğimizi sandığımız dünyanın şimdi rahmetli olan sonsuz özlemiyle uzandım yatağa.” (s. 88, Cüce)

Bitirirken

Şimdi elde var iki roman, bir yazı. İki aynanın arasında silikleşen yüze bakan şaşkın gözler, etrafını sarmış yalancı tepeleri, incinmiş ruhların kendi karanlığına yuvarlanıp gitmesini seyrederken; neyse ki kalem tutan eller var. Bir gece güneş doğana dek birbiriyle konuşma zahmetine girmeyen dudakların öpüştüğü sahnelerle dolu bir zihin... Dinler gibi görünüp yarım ağızla geçiştirilen sözler... Ve her an kalpten kalkıp gitmeye alışmış tek gecelik cüce aşklar var. Lakin böylesi bir gerçekliğe dur diyecek yürekler de var hâlâ. O yüreklerin varlığına inanan umutlar… Bitirirken o umutla başlanacak ne çok yazı var daha… Sevgiyle…

Kaynakça:
- Tuhaf Bir Kadın, Leylâ Erbil, Okuyanus Yayınları, İstanbul, Ekim 2005
- Cüce, Leylâ Erbil, Kanat Yayınları, İstanbul, Nisan 2008
- Leylâ Erbil'de Etik ve Estetik, Hazırlayan: Süha Oğuzertem, Kanat Yayınları, İstanbul, Nisan 2007
- “Öyküde 50 Kuşağı Leylâ Erbil”, Yılmaz Varol, Düşler Öyküler dergisi, Sayı: 4, Mayıs 1997
- “Hayat Her Yerde Dolaşır”, Orhan Koçak, Söyleşi, Virgül, Aralık 2002
- “Çilekeşin Arzusu”, Orhan Koçak, Virgül, Aralık 2002
- “Leylâ Erbil 'in Romanlarında Cinsellik Sorunsalı”, Hülya Dündar, Tez, Bilkent Üniversitesi, Ankara, Haziran, 2004

arzueylem@mavimelek.com

~~~
Sayı: 49, Yayın tarihi: 02/12/2010

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics