MaviMelek
"Ey, mutluluğu bulanlar, ölmeden önce, / Mutlu olduğunuzu sanmayın." - İlyada / Homeros

[Deneme]"Troyalı Kadınlar" | Hüsen Portakal

Tanrıların adaleti

"TROYALI ESİR KADINLAR KOROSU"

Vae Victis!

Savaşın olduğu yerde insaf olmaz. Troyalılar istemeyerek bir savaşa sürüklenirler, tüm yiğitliklerine ve çabalarına karşın yenilirler. “Troyalılar yenildiler” demektense, “Troya düştü” demek belki daha doğru olur.
Bir kent düşünce silahsız halkı kılıçtan geçirilir, yağmalanır, yağma edilen mallar arasında kadınlar ve çocuklar da bulunur.
Troya savaşını sonuçta Yunanlılar kazanır, ama savaşın sonunda Yunanlılar Tanrıça Athena'ya ve tapınağına saygısızlık yaptıkları için bu Tanrıça Yunanlıların cezalandırılmasını ister; bu nedenle amcası –ve dayısı– deniz tanrısı Poseidon ile işbirliği yapar.
Poseidon bu işbirliğini kabul eder ve ekler:
Akılsızdır, ölümlülerin kentlerini
her kim yağmalıyorsa,
ölülerin mezarlarını, kutsal eşyalarını yıkanın
kendisi de yıkılacaktır.1

Bu sözlerden tanrıların adaletten yana olduğu düşünülebilir. Oysa Athena, kendisine saygısızlık yapıldığı için Yunanlıların cezalandırılmasını ister; ayrıca, Tahta At'ın yapılması düşüncesi Odysseus'tan geldiği halde, Athena bu kurnaz kahramanın yanında olur.

Troya atıTanrı Adaleti Kavramı

Bilindiği gibi Herakles de daha önce Troya'yı yağma eder, öldükten sonra tanrılar katına yükselir, Hera ona kızını verir. Tanrı adaleti kavramı yeterli olmadığı için insanlar kendi yasalarını yaparlar, kendi yargı kurullarını oluştururlar.
Tanrı adaleti tanrıların önce kendi aralarında birlik olmasıyla sağlanabilirdi; ama Troya savaşlarında tanrılar ikiye ayrılıyorlar; birinin haklı bulduğunu, öteki haksız buluyor ve bu tanrılar yan tutarken, silahlarıyla insanlara karşı savaşıyorlar.

Troya düşünce, Kral Priamos öldürülür; zaten o savaşta elli oğlunu, özellikle de başkomutan olan oğlu Hektor'u yitirdikten sonra canlılığını ve umudunu yitirmiştir.
Geriye kraliçe Hekabe kalır. Hekabe anlı şanlı bir kraliçeyken, yaşlı çağında artık bir tutsak, birilerine hizmetçi olacağını anlar. Onun tragedyası önce oğullarını yitirmektir; sonra kocasını ve kraliçesi olduğu kenti yitirir, hiçe indirgenir. Kendi yazgısından yakınır:
Hekabe - “Ey bahtsız kadın, kaldır kafanı.
Yok artık Troya ve Troya'nın bir kraliçesi.
Katlan değişen alın yazısına.

Yıkılan Troya kenti ve yiğitleri, atları, kumaşları ne kadar ünlüyse, Yunanlıların zaferi de o kadar büyüktür.
Ana kraliçe Hekabe şaşkınlık ve korku içinde beklerken, Yunanlıların habercisi Talthybios onun yanına gelir. Ona haber getirdiğini söyler. Kraliçe önce geriye kalan kızlarının yazgısını sorar. Kassandra'yı, Agamemnon kendine ayırmış, yatağına eş olarak seçmiştir.
PolixenaPeki en küçük kızı Polixena'nın durumu ne? Acaba o kurada kime çıkmıştır?
Haberci bu prensesin Akhilleus'a hizmet etmesi için onun mezarına gömüldüğünü bildirir ve bunun kızı için iyi olduğunu söyler. Hekabe bu açıklamayı pek anlamaz.
“Niçin böyle dedin? Yoksa güneşi görüyor mu?” diye bir daha sorar. Çünkü güneşi görmek, yaşamaktır. Ölmek ise, yeraltında alaca karanlık Hades'e gitmektir.
Habercinin yanıtı bir müjde verir gibidir:
“Ölüm onu acılardan kurtardı.”

Polixena, Tanrıça Thetis'in oğlu ve bilinen en büyük kahraman Akhilleus'a kurban edilmiştir.
Kara haberleri tek tek sayar Talthybios: Andromakhe, Akhilleus'un oğluna verilmiştir. Tragedya'nın en önemli kişilerinden birisi de Hektor'un eşi Andromakhe'dir.

Andromakhe, Kilikya'daki Thebai Kralı Aetios'un kızıdır. Daha önce Akhilleus bu kenti ele geçirmiş, yağmalamış, halkı kılıçtan geçirmiş ve kralla yedi oğlunu da öldürmüştür. Hektor bu tutsak kraliçe ile evlenir, aralarında her zaman içten bir yakınlık kurulur. Andromakhe yalnız kaldığından ve yabancı bir saraya gelin olduğundan, savaş sırasında kocasını yitirmekten korkar; korkar çünkü daha önce kimi varsa hepsini yitirmiştir. Korkar, çünkü kent yıkıcısı ve yağmacısı Akhilleus Troya savaşında da karşılarına çıkmıştır.

Kocası Hektor, Akhilleus ile karşılaşmaya giderken, ona seslenişi, Andromakhe'nin duygularını çok iyi açıklar:
Sen benim saygın babamın, annemin, kardeşimin yerini aldın; sen benim yetkin kocamsın. Öyleyse bana acı, surların üzerinde kal, oğlunu yetim, beni de dul bırakma.2

İnsanların yazgıları önceden yazılmıştır. Zeus bunları bilir ve önlemeye çalışmaz. Önce Hektor, Akhilleus'un en sevgili arkadaşı Patrokles'i öldürecek, sonra Akhilleus Hektor'u öldürecek, Paris de yaralanmaz Akhilleus'u topuğundan vuracak, yeryüzünden bir korkuyu kaldıracaktır.

Hektor ve AndromakheAna Oğul

Andromakhe, Troya yiğidi kocasını yitirmekle kalmaz, kent düştükten sonra, kolundaki tek oğluyla birlikte tutsak olarak alınıp götürülmeyi beklerken, Yunanlıların habercisi yanına gelir, ona kötü bir şey söyleyeceğini söyler.
Andromakhe, “Kötü şeyler söylemedikçe, iyi birisin” karşılığını verir.
Talthybios ise “Çocuğunu öldürecekler, sana büyük kötülük.” der.

Büyük kötülüktür, çünkü tek dayanağı, kendisine güç verecek tek varlık geriye kalan bu çocuğudur. Ama düşmanları ona bu çocuğu bile çok görür. Bu kararı Odysseus verir. Kurnaz ve kötü kalpli Odysseus, her şeyi inceden inceye hesaplamıştır, buna göre Hektor'un oğlu geriye kalıp yaşamamalıdır. Böyle bir çocuk yaşarsa, yarın ayaklanabilir ve öç almaya kalkışabilir.3

Sonra haberci kararı açıklar:
Troya'nın surlarından
aşağı atılması gerektiğini söyledi.
Bu olacak, metin ol.
Hiçbir şey yapamazsın; dayan kötülüğe.
Kent yıkıldı, kocan öldü, dayan.
(…)
Eğer orduyu kızdıracak bir şey söylersen, ne oğlunu gömerler, ne de acırlar.
Susar yıkımlara dayanırsan,
Ölüyü gömüsüz bırakmazlar…

Gömülmeyen insan Hades'e gidemez, ruhu bu dünyada kalır ve sürekli acı çeker.
Demek ölmek yetmiyor, ölüm sonrası bir insanın Hades'e gidip gitmemesi de, insanların, insanın düşmanının insafına kalıyor, yoksa tanrıların kararına değil.

Bu kara haberi alan Andromakhe'in sözleri, tragedya sanatının güzel sayfalarındandır:
Niçin, kanat çırpan yavru bir kuş gibi, ellerinle
giysimi çekiştiriyorsun?
Ne Hektor topraktan çıkıp, ünlü kargısını kapıp
Seni kurtarabilir, ne babanın ailesi, ne Frigya;
Yüksekten düşerek,
Son soluğunu vereceksin.

***

Andromakhe'nin suçu bir kral kızı olarak dünyaya gelmektir; genç yaşında her türlü acıyı tadar. Astyanaks ise Hektor gibi bir yiğidin oğlu olmanın cezasını çeker. Henüz yaşamın ne olduğunu bilmeden, annesinin kollarından sökülüp alınır ve öldürülür.
Oğlunun ölümüne tanık olan anne, henüz gençtir, Odysseus'un oğlu Pyrrhos'a cariye olarak verilir. Bu adam Yunanistan'a dönünce, Epire kentini kurar.

KassandraKassandra

Priamos ile Hekabe'nın kızı, Troya prensesi Kassandra, mitolojinin en ilginç kişilerinden birisidir. Troya kentinin surlarını yapan ve savaşta bu kentin halkının yanında yer alan tanrı Apollon, bu güzel kıza vurulur; bu sevgisine karşılık ona peygamberlik yeteneği kazandırır. Ama güzel prensesten karşılık görmeyince, onu inandırıcı olmaktan uzaklaştırır. Böylece genç kız, çelişkili bir durumda yaşar. Ona biraz da kaçık gözüyle bakılır.

Habercinin tutsak olarak alıp götürmek istedikleri arasında Kassandra da bulunur. Bu sırada Kassandra elinde bir meşale ile sahneye girer; ateşi Prometheus'un elinden almış gibidir; konuşması, içinde yaşadığı acılı olayları dile getirir:
Kaldırın havaya meşaleleri
ateşi getiriyorum size. Kutsuyorum ve yakıyorum.
-Bakın, bakın- şu kandilli tapınağa, ey efendi Hymen, kutsal koca,
ben de Argoslu bir kralın kutsal gelini.
Ey efendi Hymen!
Sen anne, sen gözyaşınla, ağıtınla
Ölü babam ve vatan için yas tutuyorken,
Ben, gelin olacak genç bir kızın yaptığı gibi,
Düğün ateşimi yakıyorum.

Burada Hymen, Apollon'un oğlu ve evlilik tanrısıdır.
Gizemli yanını her zaman korur bu genç kız. Nasıl olur da Apollon gibi bir tanrının aşkını geri çevirir; biz insanlar için anlaşılır gibi değildir. Buna karşılık Apollon da ona sahip olmak için zora ya da -Zeus gibi- hileye başvurmaz. Az sonra göreceğimiz gibi, belki de Apollon onu başka amaçlar için saklıyordur:
Kassandra; “Anne süsle başımı ve
Esenle kral düğünümü, eğer hazır değilsem zorla itersin beni.
Eğer Loksiyas varsa,
Akhalıların komutanı Agamemnon,
Helene'den daha mutsuz bir evlilik yapacak.
4

Kassandra sonucu görür gibidir, çünkü bu evlilik uğursuz bir evliliktir ve iyi bitmeyecektir; kendisi de çok geçmeden ölecektir.
Öte yandan Apollon'na da pek güvenilmez, bu nedenle ayrıca Loksiyas yani dürüst olmayan, dolambaçlı işler yapan adını alır.
Kassandra annesinden başka tüm aile yakınını yitirdiği, içinde yaşadığı kentin yakılıp yıkıldığı bir anda nasıl evlenebilir? İşte alaycı sözleriyle bunu dışa vurmak ister.
Evlenmek ister, ama mutlu olmak için değil, düşmanından öç almak için.
Kassandra – “Artık elveda anne – artık ağlama.
Ey sevgili vatan, ey artık toprak altında
Olan kardeşlerim ve ey bizi doğurtan baba,
Uzak değil yanınıza gelmem.
Bizi perişan eden Atreuslar'ın5 sarayını yıktıktan sonra,
Ölülerimize de zafer getireceğim.

Düğün yapılır; Kassandra, Agamemnon ile birlikte yola çıkar, Argos'ta sarayın kapısından içeri girer, sonra bir çığlık sesi duyulur. Yeni efendisiyle birlikte artık gün ışığını görmez olur.
Saraylar kralların konutudur, krallığın merkezi ve yönetim yeridir. Sarayın ortaya çıkışı, krallıkların örgütlenme aşamasına geldiğini gösterir. Kral, yönetimin tek sahibi olmaz, yüksek görevliler arasında bir işbölümü yapar.
Bununla birlikte, her türlü entrika da bu sarayların içinde çevrilir. Saraylar, halka kapalı yerlerdir, kapalı kapılar arkasında yönetim yeridir. Genelde siyasal cinayetler bu kapalı sarayların içinde işlenir.
Agamemnon da, Troya dönüşü kendisini nelerin beklediğini bilmeden sarayından içeri girecektir.

***

HekabeKassandra sahneden çekildikten sonra,ana kraliçe Hekabe yeniden görünür, yere çömelmiş -çökmüş- bir haldedir:
Hekabe – “Bu adamlar, Hektor'u doğuran beni alıp götürecekler,
ya kapıların anahtarlarını bekleyen
bir hizmetçi olarak
ya da hamur yoğurmaya;
kral yataklarından
kamburlaşan sırtımla
yerdeki yataklara uzanarak,
güçsüz bedenimin paçavralarla
örtünmüş durumda.

Hekabe, büyük Troya kralı Priamos'un eşidir, kraliçedir, en önemlisi de Hektor'un anası olmasıdır.
Hektor, Akhilleus ile savaşmaya giderken, babasından sonra anası da onun savaş alanına çıkmasını, insan kıyıcı Akhilleus ile karşılaşmasını istemez; göğsünü açarak oğluna gösterir, tüm içtenliği ile ve gözyaşları içinde ona seslenir:
Hektor, çocuğum, bu göğüse saygı göster ve bana acı. Eğer bu göğsümle sana mutluluk verdiysem, şimdi onu düşün, sevgili oğlum, kendini o adamdan korumak için duvarların içinde kal. Onunla karşılaşma.6

Hektor onları dinlemez, içeri dönmez; eğer Troya'nın en yiğit askeri savaştan kaçacak olursa, o zaman kimse savaşa gitmez; onun savaşçılığı ve ünü bir anda biter.
Hektor'un Akhilleus ile karşılaşmaya gitmesi, onun Troya kapısından son çıkışı olur. Hekabe, kendi yazgısından yakındıktan ve yiğit Hektor'un anası olduğunu söyledikten sonra, sözlerini şöyle bitirir:
Ey, mutluluğu bulanlar, ölmeden önce,
Mutlu olduğunuzu sanmayın.

Bu son sözler o dönemde çok ünlüdür, daha önce Solon, Krezus'e söylemiştir. Sophokles de yeri geldikçe anar.
İnsan son anında mutlu değilse, tüm ömrü de mutlu geçmiş sayılmaz.
Hekabe, gelini Andromakhe'ye son kez bakarken tanrılara karşı ayaklanır gibi seslenir:
Tanrıların değeri olmayanı göğe çıkardıklarını,
değeri olanı ise yerin dibine attıklarını görüyorum.

Evet, tanrılar insanlar arasında eşitliği ve adaleti gözetmekten, haksızdan yana olmaktan çok, kendi kaprislerine göre davranırlar, canları nasıl isterse, öyle karar verirler.
Tanrılar hem yerin, hem göğün sahibidir.

Gelin Kaynana Kavgası

Hekabe bir yanda şaşkınlık içinde ve tutsak olarak götürülüşünü beklerken, sahneye Menelaus girer.
On yıllık savaş sırasında geriye sağ kalan üç beş kahramandan birisidir. Sağ kalacak, kendisini bırakıp Paris ile kaçan eşi Güzel Helene ile yüzleşecektir.

Helene ve ParisEy güneşin parlayan güzel ışığı,
karım Helene'yi esir alacağım.
” diye söze başlar.
Troya'ya, düşündükleri gibi, bir kadın için değil,
karımı kandırıp sarayımdan alıp götüren
adam için geldim.
Tanrıların yardımıyla cezasını buldu.

Gerçekte Zeus, Paris'ten çok daha çapkın olduğu için, bu sözler pek geçerli değil.
Menelaus'un konuşmasını dinleyen Hekabe, onu hemen yanıtlar:
Hekabe – “Menelaus, eğer karını öldürürsen,
Seni takdir ederim.
Gördüğünde sakın ondan, özlem seni sarmasın.

Oysa bu kadın, Hekabe'nin iki kez gelini olmuştur. Önce eski kocasından boşanmadan Paris ile evli olarak yaşamıştır. Sonra Paris'i, Akhilleus'un oğlu Pyrrhus'un öldürmesinin peşinden, Paris'in kardeşi Deiphobos ile evlenmiştir.
Menelaus eski eşini öldürmek için karargâhtan oraya gelmiştir. Yoksa onu esir alıp götürmek için değil.
Hekabe'ye göre tüm bu savaşlar, yıkımlar bu aşüfte kadın Helene yüzündendir, ama yine de araya girer ve Menelaus'a onu dinlemeden öldürmemesini söyler.
Helena uzun bir konuşma yapar; tüm suçların, dünyaya Paris gibi uğursuz bir çocuk getiren ve bu çocuğu öldürmeyen Hekabe'nin olduğunu ileri sürer.
Troya'ya geldikten sonra da kaç kez burçlardan iplere sarılarak kaçmaya kalkışmış, korumalar onu engellemiştir.İkinci kocası öldükten sonra da, kendi kayınbiraderiyle zorla evlendirilmiştir. Hekabe bu sözlere karşı çıkar, suçun kocasını bırakıp Paris ile kaçan Helene'da olduğunu söyler:
HeleneOğlum her yönüyle mükemmeldi,
onu gördüğünde, aklın Aphroditeleşmiştir.
Çünkü ölümlülerin tüm aptallıkları
Aphrodite'den geçer ve tanrıçanın adı da doğru
Olarak afrosini, yani düşüncesizlik demektir.
Altınla süslü barbar giysiler içinde,
onun görkemini görünce, aklını yitirmişsindir.
(…)
Menelaus'un sarayındakiler
Lüksünü karşılamaya yeterli değildi.
Bir de oğlumun seni
zorla kaçırdığını söylüyorsun.
Bağırmış olsaydın, hangi Spartalı duymazdı ki?

***

Güzel Helene kaçtı mı, kaçırıldı mı? Troya savaşı neden çıktı? Helene kaçarken eğer Sparta sarayının hazinesini de birlikte götürmeseydi, Troya seferi yine de olur muydu?
Bizce olay şöyle: Eğer Helene istemeseydi, yabancı bir insan tek başına gelip kraliçeyi kaçıramazdı. Ayrıca bu yabancı hazineyi de alıp götüremezdi. Burada Helene'nin bir savunması var; onu Paris'e aşık eden, bu güzel gence borcunu ödemek isteyen Aphrodite'nin kendisi. Ayrıca, Troya savaşı sırasında, eski ve yeni koca karşı karşıya gelir; Paris, sarışın Menelaus'un elinden zor kurtulur. Eve döndüğünde, Helene onu iyi karşılamaz:
Gözlerini çevirerek ve yere dikerek Helene kocasına şu sözlerle homurdandı:
- İşte kavgadan eve döndün! Orada ölüp kalmadın, ilk kocam olan o güçlü insan seni alt etmedi! Ares'in sevdiği Menelaus'a şimdiye kadar gücünle, ellerinle, mızrağınla üstün olduğunu söyleyip övünüyordun. Pekâlâ, Ares'in sevdiği Menelaus ile özel bir kavga yapmak için git meydan oku. Ama hayır, durmanı istiyorum, sarışın Menelaus ile yüz yüze saçma bir kavga vermekten geri dur; çok geçmeden onun mızrağı ile yere serilmenden korkuyorum.
7

Zeus'un kızı Helene, gerçekte çok bencilce davranır; kendi güvenliği için Paris'in ölmesini istemez, yoksa onu çok sevdiğinden değil. Troya sarayında da ona güvenilmez kadın gözüyle bakılmış, örneğin Andromakhe gibi saygı görmemiştir. Kim suçlu diye tartışmalar sürerken, Koro araya girer:
Koro – “Menelaus, atalarının ve sarayının
Onurunu korumak için, karını öldür,
Hellas
8 aşkına, soylu halinle
Düşmanlarına suçlu görünme.

Görüldüğü gibi, günümüze kadar gelen bir namus cinayetinin işlenmesini istiyor Koro.

Bununla birlikte, sonuçta eski koca bu vefasız eşini öldürmeyecek, uzun ve serüvenli bir yolculuktan sonra ayrı ayrı saraya geldiklerinde, birlikte eski günlerine döneceklerdir. Eski günler diyoruz, ama aradan yirmi yıldan çok bir süre geçer, gençlikleri geride kalır, orta yaşa varırlar.

Eski eşler arasında tartışma sürerken, kızgın Menelaus karısına öldürüleceğini açıklar: “– Çık, birazdan, büyük acılar içinde
Akhalıların taşa tutmasıyla öleceksin,
Beni utandırmak neymiş gör.

Bu sözler üzerine Helene eski kocasına yalvarır, bağışlanmasını ister. Can tatlıdır, hele taşlanarak ölmek ne büyük acı verir. Oysa bu kadın yüzünden kaç bin insan ve ne yiğitler ölmüştür. Troya kenti yok olmuştur. Eski koca, eski eşini askerler eşliğinde alır götürür.

Şimdi bir yıkıntı var Troya'nın olduğu yerde

Bu sırada Astyanaks surlardan aşağıya atılmış, öldürülmüştür. Çocuğun ölü bedenini askerler, babasının kalkanı üzerine koyarak taşırlar ve nenesi Hekabe'ye getirirler. Kadın onu yıkayacak, yaralarını temizleyecek ve gömecektir.

Astyanaks'ın surlardan atılışıHEKABE:
Çaresiz hekim gibi, yaralarını
saracağım, ama, gerisi yok,
ölülerle baban ilgileniyor.

Hektor'un oğlu, askerlerin kazdığı mezara gömülür. Sonra İlion tepelerinde ellerinde meşalelerle insanlar görünür. Ölüm meleğinin dolaştığı kentte hiçbir hareket iyinin belirtisi değildir.
Meşale şenlik için, düğün için yakılır. Oysa bu kez Yunanlı komutanlar Troya'yı yakmak için buyruk vermiştir. Akhalı askerler ellerinde ateşle Troya'nın kalıntılarını yakmaya gelmektedir. Artık orada hiçbir insan barınamaz.
Talthybios Hekabe'ye gelir, son buyruğu bildirir:

TALTHYBIOS:
Siz de Troya'nın evlatları, buyruğumdur,
Komutanların buyruğu gereği, ülkeden
uzaklaşmanız için borazan çalınca,
ikişer ikişer doğruca ilerleyip
Akhalıların gemilerine bineceksiniz.
Sen de ey bahtsız kadın, ilerle.
Bu adamlar Odysseus'un gemisinden geldiler,
Kur'a seni vatanından, ona köle olarak gönderiyor.

Hekabe son kez Troya'yı alevler içinde görür. Troya yakılır, çünkü eğer yakılmadan, yıkılmadan bırakılırsa, Hektor'un oğlu canlı kalırsa, Troyalılar yeniden güçlenebilir, Akhalılar için tehlike olabilir. Akhalılar Troyalıları yenmiştir, ama korkularını yenememiştir.

Hekabe kül haline gelen kente bakarken bir kez daha haykırır:
Ey, bir zamanlar ulu olan, şimdi,
barbarlar arasında soluk alan Troya,
çok geçmeden ünlü adını yitireceksin.
Seni ateşe verdiler, bizi de köle olarak
ülkeden götürmek üzereler. Oy, tanrılar!
Niçin tanrılara sesleniyorum ki?
Önceden, daha önceden seslendim, ama
Duymadılar. Ateşe koşmalıyım. Benim için
En iyisi, vatanımla birlikte ateşe atılıp ölmek.

Hakebe kendini Troya'nın ateşlerine atma fırsatı bulamaz, Odysseus'a tutsak olarak verilir. Sonra fırtınalı deniz yolculuğunda o da ölür gider.

Troya'nın son görüntüsünü Koro özetler:
Ülkenin adı da bilinmez olacak,
yıkıntıya döndü,
artık zavallı Troya yok.

Yalniz Troyalıların değil, kentin sonu da trajik şekilde biter.
Troya yıkılır, geriye Homeros'un destanları kalır.

Notlar:
1
Euripides, Troyalı Kadınlar, Türkçesi: Sema Sandalcı, s. 6, Arkeoloji ve Sanat yayınları, diğer alıntıları da bu kitaptan yapacağız.
2 Homeros, İlyada, kitap VI.
3 Çocuğun adı Astyanaks, kentin bekçisi anlamını taşıyor.
4 Euripides, Troyalı Kadınlar, s.18
5 Atreus, Agamemnon'un babası.
6 Ilyada, kitap XXII, İngilizceye çeviren, Samuel Butler.
7 Ilyada, kitap III.
8 Hellas: Yunanistan

~~~
Sayı: 41, Yayın tarihi: 12/10/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics