MaviMelek
"Yalnızlık, ne cesaret! Bile bile, köksüz, şimdisiz, kimselerle buluşmayı kabul etmeden; intihardan başka ne kalır avunmak istemeyene?" - Gecede / Leylâ Erbil

[Öykü]"Tırnak" | Melike Şenyüksel

Tırnak | Onur Saylam

"AZALAN HİÇBİR ŞEY YOKTU"

Sessizlik, perdeleri hafifçe araladığında uçup dağılıverdi. Günlerdir kullanılmayan odadaki yerleşik hava, aralanan pencereden dışarıya doğru tuhaf bir uğultuyla, sanki dillenerek akıp gitmişti. Tüm bu olup biteni izlermiş gibi görünen eski çalışma masası takıldı sonra gözüne. Aralık duran çekmeceleriyle, sokak dedikodularına kulak kabartan kadınlara benzetti onu.

Cebine doldurduğu saklı anlamları çıkardı sonra masanın üzerine. İçlerinden bazılarına dokundu parmakları, hafifçe okşadı onları. Ellerine baktı uzun uzun. Renginin belli zamanlarda koyulaştığına şahit olduğu ellerine... Bu durumun tuhaf bir biçimde ona bir şeyler anlatmakta olabileceğini düşünmüştü hep. Çocukluğundan bu yana hem de.

İşlediği kabahatlerin şahidi olan ellerinden, onlara bakıldığında gizlediği suçların bir bir anlaşılacağından korkardı. Saklardı hep onları ceplerine, arkasına, masa altına, nereyi boş bulursa. Kırdığı vazolardan, söylediği yasak laflardan, sokakta bulup baktığı ayıp resimlerden haberdardı elleri. Hatta ona yardım ve yataklık da etmişlerdi. Ama iş sorumluluk almaya gelince, karşısına geçmiş buluyordu onları her defasında. Koyulaşan renklerini gidermek için defalarca yıkamıştı da üstelik. Ama elleri hep aynıydı ve yine her defasında yüksek sesle bağırırlardı ona: “Sen yaptın! Sen yaptın! Sen yaptın!”

Kulağında uğuldayan seslerden kurtulabilmek için tırnaklarını kemirmeye başlardı sonra büyük bir inatla, ellerinin canını yakıp, onları biraz olsun susturabileceğini düşünürdü böylece. Bu kendi kendini yiyip bitiriş seansları sürüp giderdi dakikalarca…

Durdu. Tırnağının o anlamsız hali çarptı gözüne. Pembe, ablak, ifadesiz bir surata benzetti onu. Belli bir ifadeye sahip olmayan her şeyin bezdirici bir yavanlık taşıdığını düşündü. Hatta onların varlıkları, sırf bu yavanlık kokusunu oldukça ağır bir biçimde salgıladıklarından ötürü hissedilebiliyordu belki de.

İfadesizliğin yokluğa bakar yüzünü, yokluğunsa insanca bir dürtüyle kaçınılması gereken donukluğunu koydu önüne. Güçlü silahlar seçilmeliydi şimdi. Çünkü düşman güçlüydü. Hem yokluğa karşı açılan bir savaşta varlık gösterebilmek pek de kolay olmasa gerekti.

Tekrar tırnaklarına çevirdi bakışlarını. Bu küçük yüzeylerde kaç minik adım atılabileceğini hesapladı gözleriyle. Tuhaf yürüyüş hesaplarından bıkar gibi olunca da hiç duraksamadan dişlerinin arasına aldı tırnak uçlarını. Dişleri yalnız iki tırnağı kavrayabiliyordu aynı anda, fazlasını değil. O halde işe onlarla başlanacaktı. Hafif ısırıklarla açılış yaptı. Dudak arasında kalan çelimsiz tırnak parçasını diliyle kurcaladı biraz ve usta bir hareketle ondan kurtuldu. Tekrar ellerine baktı. Bu kendi kendini yiyip bitiriş seanslarının sonuçlarını görebilmek için. Tırnakları olanca ifadesizliğiyle karşısında duruyordu.

Azalan hiçbir şey yoktu sanki.
Az alan hiçbir şey yok!
~~~

Sayı: 49, Yayın tarihi: 12/12/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics