MaviMelek
Hermes Kitap
"Kimse bir gün gözlerimi sevmeyecek, biliyorum / Kimse bir gün kimseyi sevmeyecek korkuyorum." Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka / Edip Cansever

[Öykü]"Sabıkasız Temizlik Elemanı Aranıyor" | Fatih Kaynak

Sabıkasız Temizlik Elemanı Aranıyor | Genco Demirer

"DOLGUN ÜCRET, SSK, YEMEK, YOL…"

Her zamanki boklu talihin peşinde, sabah erkenden yollara düşüp akşamı edene kadar iş ilanlarının izini sürüyor, bir yandan da kalacak ucuz bir yer arıyordum. Fakat iş ilanları gerçekten işe ihtiyacı olan bir adam için yeterince düzmeceydi ve harcı insanların alın teri ve gözyaşlarıyla karılarak, vaatler ve yalanlar üzerine kurulmuş, çok uluslu şirket düzenbazlarının yüreği kadar alçakçaydı ve burnuma hiç de hoş kokular gelmiyordu.
"Gözünüz yükseklerde mi? Kariyer yapmak ve ayda üç bin yedi yüz dolar kazanmak ister misiniz?" Yahut, "Bünyemizde yetiştirilmek üzere takım arkadaşlığına inanan, başarının sırrının disiplinden ve özveriden geçtiğini bilen, on iki avanak aranıyor" türü, onlarca ilan arasından doğru dürüst bir iş bulmak, o kadar kolay olacağa benzemiyordu.
Bir kere, kariyer yapmak veya yükselmek istemiyordum. Ayrıca takım arkadaşlığına da inanmıyordum ve üstüne üstlük sabıkalıydım. Gittiğim her iş ilanından ret cevabı almayı artık kanıksamıştım. Randevu aldığım ikinci, üçüncü, hatta dördüncü sınıf işlerden bile geri çevriliyordum.
Bir defasında bir temizlik işine kadar düşmüştüm. İlanda, mesai saatlerinden sonra banka ve şirketlerin gece temizliğini yapacak elemanlar arandığı yazıyordu. Dolgun ücret, SSK, yemek, yol… İşin bana göre olduğuna karar verdikten sonra bir güzel tıraş olup ilandaki adrese doğru yollandım. Geldiğim yer, Mecidiyeköy Meydanı'nın aşağı tarafındaki ara sokakların birindeydi. Ofise girer girmez, masada oturan sekreter elime bir başvuru formu tutuşturup, doldurduktan sonra sıramı beklememi söyledi. Formu alıp tam karşısına, benimle beraber bekleşenlerin arasında bir sandalye bulup oturdum. Formu doldurup verdikten sonra, mülakatı hemen oracıkta sekreter yapıyordu.
Bekleşen diğer tipler benden daha bitik ve kaybetmiş görünüyorlardı. Birçoğu için bu iş son şans demekti. Bense daha devam edebilir görünüyordum. Üstü başı dökülen, ilkokul mezunu, gariban kadın ve erkekler topluluğu arasında daha genç ve eğitimli görünmek sanıldığı gibi avantaj değil; dezavantajdır. Hatta bir zaman sonra, iş görüşmelerinde sırtında taşıdığın bir kambur, alnına yapıştırılmış bir utanca dönüşür.
Birçok kere, böyleleriyle bekleşirken onlardan daha çok şeyim varmış gibi görünmekten utanmışımdır.
Sekreter, hepimizden iğrendiğini açıkça belli eden bıkkın ve aceleci tavırlarla mülakatları yapmaya devam ediyordu. Klasik başvuru formlarından biriydi bu da. İsim, soyisim, doğum yeri, eğitim ve sabıka durumu… Bir de referans. En dramatiği de buydu. Kendi kendine bile yeterince referans olamayan bir adama kim referans olurdu ki? Eğitime lise mezunu yazdım. Üniversiteyle ilgili herhangi bir şey yazdığında, o iş için yeterince yenik ve kabullenmiş olmadığını düşünüyorlardı.
İşe gerçekten ihtiyacım vardı ve sabıka konusunda kararsızdım; bir sabıka kaydım olduğunu yazmalı mı, yazmamalı mıydım? Yazmadım.
Sıra bana geldiğinde sekreterin karşısına sandalyeye oturdum. Başvuru formuna dikkatlice göz attıktan sonra konuşmaya başladı.
"İşimiz gece işi biliyorsunuz?"
"Evet."
"Mesai saatlerinden sonra, genellikle bankalar olmak üzere işyerlerinin temizliğini yapacak elemanlara ihtiyacımız var. Daha önce böyle bir işte çalıştınız mı?"
"Hayır."
"Çalışmadınız. Hımm… Lise mezunusunuz. Ücret bölümüne ne kadar düşündüğünüzü yazmamışsınız."
"Siz makul ücreti belirlerseniz benim için sorun olmaz."
"Peki Ferit Bey, başlamanız için herhangi bir sorun görünmüyor. Sabıkanız olmadığını yazmışsınız, bununla ilgili gerekli araştırmayı yaptıktan sonra biz sizi bir iki gün içinde arayacağız."
O an yapılacak iki şey vardı; ya "Araştırırsanız araştırın, sizi gidi kan emici şirket sıçanları!" diyerek basıp gitmek ya da doğruyu söylemek. Biraz duraksadıktan sonra, "Bakın hanımefendi," diye söze girdim.
"Benim aslında bir sabıka kaydım var, fakat bunun yapacağım işle pek ilgisi olmadığını, yani sizin uygulamaya çalıştığınız güvenlik prensipleri açısından bir sakınca teşkil etmeyeceğini düşünmüştüm."
Bunları yavaş ve müşfik bir ses tonuyla söylememe rağmen, durumda bir terslik olduğunu sezen diğerleri pür dikkat kulak kesilmiş ve sabıkalı olduğumu anlamışlardı. Hepsi birer büyükbaş hayvan gibi bana bakıyordu.
"Nasıl yani?.."
Yine o müşfik ses tonunu takındım.
"Şöyle ki; sabıka kaydım adli veya yüz kızartıcı bir suçtan dolayı değil, siyasi veya fikir suçu diyebiliriz belki."
İnanmamıştı. Kafayı üşütmüşüm gibi aval aval bakıyordu yüzüme. Haksız da sayılmazdı. Fikir suçlusu deyince benim de aklıma, boğaz manzaralı dairesinde oturup, kadınları heyecanlandırmak için yazılar yazan ve arada bir politik maskaralıklar yaptığında, yazdıkları yüzünden aldığı cezayı daha fazlasını kazandırmak üzere gazetenin patronuna ödeten sakallı bir zampara, yahut da bir Avrupa başkentinde hesabına her ay tıkır tıkır maaşı yatarken, dağlarda birbirine vurdurulan fakir çocuklarına dair çifte standartlı ölüm ağıtları yakan bir taşeron kalemşor geliyordu.
"Anlıyorum beyefendi, fakat elemanlarımızı daha önce sabıka kaydı olmayan adaylar arasından seçiyoruz. Bu en önemli şirket prensiplerimizden biridir. Maalesef yapabileceğim bir şey yok, üzgünüm."

Akıp gidenin dışında kalmayı istemek, ömür boyu her sabah tıraş olmayı reddetmek veya çalışmanın erdem olduğuna inanmamak kendi tercihinle ilgili bir şey değildi.
Çalışmayı reddedersen aç kalırdın. Yıllarca çalışıp emekli olsan bile yine aç kalma ihtimalin yüksektir. Asgari ücret kirayı bile ödemezken; üniversite mezunu, askerliği yapmış olmak gibi kriterlere sahip olmadan, maaşı sadece kiraya, tuvalet kâğıdına ve bir çift ayakkabı almaya yeten ikinci sınıf bir işe bile talip olamıyordun. Sanayi Devrimi tezgâhından geçememiş üçüncü dünya trajedileri de tam bu noktada başlıyordu.
Çalışmayı reddedersen aç kalırsın. Askerliğin peygamber ocağı olduğu bu ülkede on beş aydan kaçarken, daha fazlasını hapiste geçirebilirdin; fakat babadan kalma biraz paran varsa, merkezi bir semtte ufak bir büfe açarak köşeyi dönebilirdin.
Bana sorarsanız, her zaman "Favori işim şirket kapıcılığıdır," derim. Bütün gün yapacağın tek iş; sana tahsis edilen küçük kulübeden kafayı uzatıp gelene gidene, "Buyur birader nereyi aramıştınız?" , "… tamam üçüncü kat, ikinci daire," gibi diyaloglar kurmak ve arada bir genel müdürün arabasını yıkamaktır. Bütün klasikleri rahatlıkla okuyabileceğin tek iş, şirket kapıcılığıdır. Kapıcılar evrenin en şanslı adamlarıdır bence.

Neyse tüm bunları bir kenara bırakıp şu bizim sekretere VERDİĞİM CEVABA gelelim.
"Çirkin prensipler prensesi, senden bankanın kasa dairesinde bir iş istemiş veya cari hesaplar müdürlüğüne talip olmamıştım ki. Sadece siktiğimin bankasının B-OK-LU- H-E-LAsını temizleyecektim. Şimdi, burada bekleşen tüm sabıkasız temizlik elemanı adaylarınınkiler ve benimkisi, sana ve şirketin tüm üst düzey kadrolarının kıçına girsin!"

Sayı: 25, Yayın tarihi: 06/05/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics