MaviMelek
"Yanlışlar alışkanlık, alışkanlıklar yanlış olunca daha mı kolay yaşanır sanki yanlışlığın alışkısını bile bile" - Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı / Bilge Karasu

[Öykü] "Tekil" | Özge Kurt

Ming Myaskovsky

"AYNI SLOGAN, AYNI MAKYAJLI KADIN, AYNI MI?"

Kalk, yüzünü yıka, kahvaltını et, giyin, bugün açık gri günü, pazartesileri eğlenceli geçsin diye şirketimiz açık gri giymemizi ister. Boşuna, eğlenceli geçmeyecek. Metroya yürü, kapılardan insanlar taşıyor, şurda bir bacak kadar boşluk var, sığabilirim, sığdım. Sığdım mı? Sıcak, hatta daha doğrusu havasız. Hareket edemiyorum ki. Seslensem kimse duymayacak herkeste kulaklık var. Tabloid gazeteler, küçük yolculuk kitapları, en son ne zaman biriyle göz göze geldim hatırlamıyorum. Sıcak. 3 durak, 2 durak hadi yapabilirim, son durak. Son mu? Akşam n'olacak? Sanki hepimiz aynı yere yürüyüp darbe yapacağız, ordu gibi yürüyoruz herkes gri, bazıları açık gri giymiş bizim şirketten olmalılar. Masam sandalyem bilgisayarım, tuş sesleri... Kafamı kaldırıp bakıyorum herkes önündeki işe gömülmüş, ne için… sahi ne içindi? Telefon sesleri bile çok az, artık her şey bilgisayardan; hayat, alışveriş, kültür, eğlence, gezme, aşk, öyle mi? Sağ yanımda oturan çocuğun adı var mıydı? Yaşı, ailesi, uzak akrabaları, ilkokul arkadaşları var mıydı? Yoksa sadece burada mı belirmişti. Sahi ilkokul arkadaşlarımı en son ne zaman görmüştüm. Ofisin ortasındaki televizyonda devamlı aynı reklam aynı slogan aynı makyajlı kadın, aynı mı? Aslında hepsi, farklı ihtiyaçlar, farklı işlevler, farklı renkler. Tamamen aynı vaatler... Akşam eve giderken dondurulmuş yemek almalıyım, unutmasam afişlerden hatırlarım. Saat daha 12, saat 2, bi 3 olsa, saat 5 çok az kaldı, az mı kaldı. Paydos. Yeni aldığım plazma TV'im evde beni bekler, bu akşam kafa dağıtıcam. 3 durak, 2 durak, son durak. Son mu?

Japonca da evet demenin 730 yolu varmış. Böylece köşemizde oturmuş bir şey daha öğrenmiş olduk değil mi Kazun. Ne dersin Amerika başkanını izlerken sesini kıssak film gibi gelmiyor mu? Bana öyle geliyor Kazun.

Saat kaç! Uyuyakalmışım çekil oğlum ayakaltından. Sonraki metroya ancak yetişebilirim, o kadar uyuşuğum ki koşamıyorum, yağmur yağmaya başladı bir de, planım birazcık aksayınca tüm dişliler kopuyor, her şey uyum içinde zamanlı olmalı, neden? Siyah şemsiyeler açılıyor bir bir, herkes yağmur yağacağını biliyomuş... Peki o renk, “kırmızı”, her şeyiyle kırmızı; şemsiyesi, paltosu, eldivenleri... Gözleri gözlerime değdi, hemen başımı eğdim. Benimle aynı metroya binecek, genellikle binenleri tanırım kırmızıyı tanımıyorum, aynı kompartımandayız Bana mı bakıyor, ona mı bakıyorum. Sanırım güldü bana, hadi oğlum sen de sırıt, yapabilirsin. Felçli gibi gülüyorum. 5 durak kaldı keşke daha fazla durak olsaydı, 3 durak, son durak. Benle iniyor artık ben de bakabiliyorum rahatça, neden sırf bana bakıyor o kadar güzel ki... Fermuarım mı açık yoo değil, sağa döneceğim, hadi sen de dön. Dönmedi... Artık koşmalıyım, çok geç kaldım. Lanet olsun asansör bile boş, ofise çıkınca ilk defa herkes bana bakıyor, görüyorlar mı peki beni? Bir saat geç kalmışım. Patronun kapısı açıldı, bakmasam da masama doğru yaklaştığını biliyorum.

“Tam bir saat geç kaldın, bu affedilemez bir şey, maaşına bu geç kalışın yansıyacak. Günlük saatinden düşüyorum.”
“Peki efendim.”
Yarın tekrar geç kalacağım, gerekirse tüm maaşımı vereceğim. Sabah kırmızıyı görmeliyim.

Senle biraz daha durabilirim Kazun, nasılsa yarın geç kalkıcam... İşte orda sarı, yeşil ve her sabah farklı bir renk o benim gökkuşağım. Onunla konuşmalıyım. Bugün yine kırmızı giymiş. Metrodan inerken usulca yanına yanaşıyorum. Gözleriyle bana gülüyor, kırmızı kalemle çizilmiş dudakları kıvrılıyor. Öyle dayanılmaz ki. Daha da yanaşıyorum. Rüyadaymışım gibi ağzım açılıyor, çünkü ancak rüyamda böyle cesaretli olabilirim, “Merhaba” süzülüyor ağzımdan, bilmediğim bir sesimle. “Merhaba” diye yanıtlıyor, hep duyduğum bir ses gibi... “Sizi her sabah görüyorum. Ve artık selam vermem gerektiğini düşündüm, diğer türlüsü kabalık olurdu.” “Çok naziksiniz, ben de sizi son bir haftadır görüyorum.” Farkımda, o da beni fark etmiş. İşlerimizi anlatıyoruz, bizim işimize çok yakın bir yerde çalışıyormuş. Dişleri bembeyaz gülerken ince bir tını çalınıyor kulağıma. Kafamda bu anımızı canlandırmaktan sesi tahmin ettiğim gibi hatta aynısı, aynı mı?

İşe iki saat geç kalıyorum, bu ay maaş alamayabilirim, haybeye çalışıyorum. Her sabah kısa muhabbetler, zaman geçmiyor onu görmeden, onu görünce de uykudan kalkmış gibi, sıcacık yatağımdan zorla kaldırılıyorum hissi. Bu sabah yine kırmızı günü, artık her şey daha güzel daha renkli, daha rengarenk. Kimse sanki çok farklı değilmiş gibi ona aldırmıyor, insanlar güzellikleri görmeyeli çok zaman oldu. Gözlerim yolu tarıyor, kırmızı yok açık griler ve griler var. Hadi ama metroyu kaçıracak, sonrakini bekliyim. Gelmedi hâlâ yok, işi çıktı herhalde…

Patrondan bir fırça daha yedim, umrumda mı?

Sabah onu göreceğim diye kahvaltı etmeyi unuttum, çekmecemden tahıllı gevreğimi çıkarıyorum. Kaseme dökerken duruyorum. Elimin altında tanıdık bir yüz, bu o, kırmızım; ama bu sefer sarı giyinmiş, baştan aşağı sarı ve aynı gülüş, bana oyuncu ya da manken gibi bir şey olduğunu söylememişti. Ne iş yaptığını söylemiş miydi, sadece işyerini üstün körü göstermişti. Ofisteki televizyonun sesini işitiyorum, o ses… ekranda işte yeşil kıyafetiyle zeytinyağı reklamında. Delireceğim ne işi var orada. Buradan çıkmam lazım. Paltomu alıp bakışlara aldırmadan, koşuyorum. Yoldayım yanımdaki afişlerde kırmızılı kadın, benim kırmızım. Neler oluyor. Ellerim terliyor. Koşarken yanımdaki büyük marketin penceresinde turuncu giyinmiş bir kadın içeri davet ediyor, o, yine o her yerde ve hiçbir yerde...

Evimdeyim. Kazun delirdiğimi anlamış gibi ihtiyatlı yaklaşıyor. Televizyonu açıyorum. Her reklamda gülüşü, hepsinde farklı bir renk, onlar benim renklerimdi, benim gökkuşağım benim umutlarım. Onlar benimdi, yalnızlığımı dolduran, benim tek, biricik fantezimdi. Televizyonda devamlı aynı reklam, aynı slogan, aynı makyajlı kadın, aynı mı? Aslında hepsi, farklı ihtiyaçlar, farklı işlevler, farklı renkler. Tamamıyla aynı vaatler…

~~~
Sayı: 46, Yayın tarihi: 10/05/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics