MaviMelek
"Her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan. Okudukça, düşündükçe, yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor." - Oğuz Atay

[Deneme]"Tutunamayanlar’ın Gölgesi ve Tehlikeli Oyunlar" | Yusuf Turhallı

Tehlikeli Oyunlar | Oğuz Atay

"YAZAR ÖLMEK İSTEDİĞİNDE ROMANINDA BİRİLERİ KENDİNİ ASAR"

"… Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğümden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi…"
Tehlikeli Oyunlar
/ Oğuz Atay

Oğuz Atay denilince akla gelen ilk (ve genellikle tek) eser Tutunamayanlar'dır. Bundan dolayı Oğuz Atay'ın diğer eserleri gibi yayımlandığı dönem fazla yankı uyandırmayan Tehlikeli Oyunlar, ne yazık ki takip eden süreçte de (Oğuz Atay'ın 80'li yıllarda okurumuz tarafından keşfedilmesinden sonra) adından Tutunamayanlar kadar söz ettiremez. Tehlikeli Oyunlar'ın, Tutunamayanlar'ın gölgesinde kalması belki de Tutunamayan'ın bir kimlik olarak sahiplenilmesi olabilir. Ne var ki Tehlikeli Oyunlar'ın da Tutunamayanlar'dan hem kurgu olarak hem de konunun ele alınışı bakımından hiç de aşağı kalır bir yanı yoktur. Fakat tam da Oğuz Atay'ın yaşamındaki ironiye (okur tarafından geç keşfedilmesine) uygun olarak arka planda kalır.

70'lerin okuru tarafından pek tutulmayan, hatta Oğuz Atay'ın yaşadığı dönem ikinci baskısı bile yapılmayan kitapları, 80'lerin okuru tarafından (genelde yanlış anlaşılmalarla) hak ettiği değeri görmeye başlar. Ama ne yazık ki 90'larda yine unutulanlar arasındaki yerini alır. Tabii burada 12 Eylül'ün Türkiye okurunu ne hale getirdiğinin gerçekliği de yadsınamaz. 80'lerin okuru tarafından yanlış anlaşılmıştır denilmesinin bir sebebi, kendini Tutunamayanlar'daki Selim Işık karakteriyle bir tutan okur kitlesidir. Oğuz Atay, romanlarında bu zihniyeti eleştirmiştir, ki Tehlikeli Oyunlar'ın başkarakteri Hikmet Benol da bu yüzden doğmuştur. Peki, kimdir bu Hikmet Benol?

Oğuz AtayHikmet Benol, hayatının bir bölümünü taşrada geçirmiş; kitapta anlatılandan çıkarılabileceği üzere sonradan büyük bir kente gidip yerleşmiş, ardından burada da tutunamamış, genellikle çevresi tarafından hor görülmüş, bu hor görülmenin etkisiyle kendini daha çok kitap okumaya vermiş (belki de dönemin aydın tipiyle birebir uyuşan) biridir. Hikmet Benol kitap boyunca anlaşılamamasından yakınır. Ama özeleştiri yapmaya başladığı noktalarda kendisinin de başkalarını anlamadığını fark eder. Hatta öyle bir duruma gelir ki sonunda hayatı “keşke”ler ve “oysalar”ın arasına sıkışarak içinden çıkılmaz, yaşanmaz hale gelir.

Hikmet Benol tutunamadığından emin olduktan sonra kendini bir gecekonduya hapseder. Bu, Hikmet için bir hapsoluştur; çünkü yerinin orası olmadığını da bilmektedir. Ama yine de umudunu yitirmemeye çalışır. Orada devamlı birilerinin gelip onu anlayacağını, onun neden böyle bir işe kalkıştığını soracağının hayaliyle yaşar. Oysa kimse gelip Hikmet'le ilgilenmez. Hatta umursanmaz bile. Bunu daha önce eşi Sevgi'den ayrıldığında, meyhaneye eski dostlarının yanına gittiği zaman acı şekilde anlar: “Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar?” (TO, s. 259).

Oysa anlaşılmak, Hikmet'in içinde bir umut olarak varlığını devam ettirir. Ama anlaşılamayacağının da bilincindedir. Geniş tarih bilgisi (tarih bilgisinin iyi oluşu Albay Hüsamettin Tambay kimliğiyle vücut bulur romanda. Albay aynı zamanda üst komşusudur) ve insanlarla ilgili yaptığı çıkarımlarla bilir anlaşılamayacağını. Bu paradoksun sonucu bellidir: İntihar.

Zaman ve Mekânın Önemini Yitirişi

Olayın nerede geçtiği, ne zaman geçtiği, insanların nereden gelip nerelere yerleştiği belli değildir. Hikmet bir süre taşrada memurluk yapar ve ardından büyük kente göçer. Kentte yine taşradan gelmiş olan Sevgi'yle tanışır. Evlenip gecekonduya taşınırlar. Sevgi'den ayrılır ve herkesi derinden etkileyecek oyununu yazmak için başka bir gecekonduya taşınır. Hatta bu gecekondunun nasıl bir yer olduğu bile belli değildir. Hikmet'e göre bir gecekondudur; üst komşusu Albay Hüsamettin Tambay'a göreyse iki katlı ahşap bir evdir. Aslında yazar, kitapta insanın bulunduğu yer ve yaşadığı zamandan çok kendisiyle ilgilenir. Marazlı bir ruhun ve bilincin yeraltından notlarını karıştırır adeta Tehlikeli Oyunlar'da. Ayrıca zaman ve mekânın belirgin olmayışı da metnin her döneme uyarlanabilirliğinin bir ölçütüdür.

Oğuz AtayBilinç Akışının Kitaptaki Yeri

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da metinler arası geçiş tekniklerini de başarıyla uygular. Örneğim kitabın bir yerinde düz bir anlatım kullanırken bir anda bir oyun yazdırmaya başlar karakterine. Oyun anlatılırken bir anda oyun anlatma tekniği de bozulur oyun-düzyazı arası bir metne dönüşür. Ya da mektuplar yazar Hikmet Benol. Örneğin alt komşusu Nurhayat Hanım, oğlu Hidayet'e mektup yazdırmak için Hikmet'e gelir (TO, s.39). Hikmet, mektubu yazarken bilinç akışı içinde bir anda mektup içinde başka bir oyun kurgular; onu yazmaya başlar. Oyundan vazgeçer bir noktadan sonra; kendini yazmaya başlar. En son gerçek hayata döndüğü zaman çok uzun ve anlaşılmaz şeyler yazdığını fark eder. Mektubu baştan yazmaya başlar (TO, s.59).

Anlatımı bu şekilde bilinç akışıyla verirken bu tekniğin üstüne bir de Hikmet Benol gerçek ve düşü birbirine karıştırmaya başlar. Belli ki düşler yardımıyla Kafkaesk etkiyi daha iyi verebileceğinin farkındadır Oğuz Atay. Çünkü rüyalarda her şey mümkündür ve insan ancak kâbuslarında inanılmaz bir kabulleniş içine girer. Nasıl bir kabulleniştir bu; örnek vermek gerekirse: Kitap gecekonduda başlar; Hikmet o sırada geçmiş yaşamına dair bir kâbus görmektedir (TO, s.13-28). Kâbusta teyzesi Naciye Hanım'ın evindedir ve uyumaya çalıştığı odanın yanındaki odada Naciye Hanım ve kızı Asuman, Hikmet ve babası hakkında dedikodu yapmaktadırlar. Oğuz Atay burada büyük bir ustalıkla Kafkaesk durumu bilinçaltına taşıyarak nakleder. Hikmet sorgulamaktadır, isyan etmektedir ama kesinlikle bir karşı çıkış söz konusu değildir. Karşı çıkamamaktadır; sanki eli kolu bağlanmıştır. Ona göre uyanınca her şey düzelecektir (TO, s.23). Atay'ın anlatımında düşsellik bununla da sınırlı kalmaz tabii ki. Kitapta yer yer Hikmet'in bilinçaltına yaptığı ziyaretlerde anlatım bir anda değişir hikâyeye eski ya da yeni karakterler dahil olmaya başlar. Örneğin Hikmet eskiden beri ilgi duyduğu Bilge'ye (eski bir arkadaşının eski sevgilisi) açılmaya karar verdiğinde de neredeyse tamamen iç konuşmalarla ne yaptığını bilmeden (bir düşteymişçesine) kendini Bilge'nin kapısının önünde bulur (TO. s. 136-172). Hatta kitabın sonlarına doğru bu düş ve gerçeği birbirine karıştırma öyle bir noktaya varır ki kitap bitirildiğinde Hikmet Benol hakikaten intihar etmiş midir, yoksa okunan kitap tamamen Hikmet Benol'un bilinçaltıyla mı ilgilidir, sorularını akla taşır; yaşananların gerçek olup olmadığı belirsizleşir. Aslında kullandığı anlatım teknikleriyle gerçekle dalga geçer, insana gerçeğin ne olduğunu sorgulatmaktadır (TO, s.109).

Bireylerin dış dünyayla ilişki kurmadan önce, dünyanın beyinlerinde oluşan karmaşık, tamamlanmamış, olgunlaşamamış düşüncelerini çok iyi yansıtan Oğuz Atay 70'lerde anlaşılamayınca bireyci bir yazar olarak isimlendirilir. Oysa Atay bilinç akışı sayesinde modern bireyin karmaşasını ve çevresiyle uyumsuzluğunu doğrusal olmak zorunda kalmayan bir şekilde dönemin toplumsal sorunlarına da göndermelerde bulunarak tamamlar anlatısını.

Tehlikeli Oyunlar'ın yazıldığı evGecekondu ve Toplumsal Eleştiri

Tehlikeli Oyunlar yukarıda da belirtildiği gibi bir gecekonduda başlar. Hikmet Benol bir kâbus görmektedir. Kâbusundan uyanır; ışık, sahne... Bilindiği gibi gecekondular 60'larda dünyada da yaygınlaşan sol hareketin etkisiyle 70'li yıllarda Türkçe romana oldukça sık konu olmuştur. Çünkü dönemin sosyalist aydını birçok noktada gecekondularda yaşayan halkı dava arkadaşı konumunda görmüştür. Dönemin yazarları için gecekondulardaki yaşamdan çok insanları gecekondularda yaşamaya iten sistem önemlidir. Suç sistemdedir çünkü. Bu yüzden bu anlatımlarda olay zengin-yoksul karşıtlığı içinde geçer. Metnin içinde karakterler yaratılmaz, bu karakterlere sadece değinilmiş olur.

Atay'ın romanındaysa gecekondu daha farklı bir şekilde işleniyor. Hikmet Benol'un gecekonduya taşınmasının nedeni içinde bulunduğu burjuva hayattan sıkılmış olmasıdır. Niyeti herkesin onu ayakta alkışlayacağı bir oyun yazmaktır. Hatta gecekonduya geldiğinde kendini ilgiden bunalmış bulacaktır. Oysa kimse gitmez onu karşılamaya. Atay aydını gecekonduya taşır, gecekonduyu romana değil. Ve bu noktadan bakıldığında döneminin roman anlayışına ince bir gönderme de söz konusudur. Ayrıca kitapta çok fazla noktada kitaplarının anlaşılamamasıyla ilgili de sitem etmektedir. Örneğin Hikmet Benol kitabın bir yerinde “Beni en fazla otuz dokuzuncu sayfama kadar okuyup bıraktılar,” der (Burada Tutunamayanlar'la ilgili bir eleştiri de söz konusudur ayrıca). Kitabın sonunda Hikmet Benol'un ölümünden sonra Hüsamettin Bey'in gazeteye yazdığı şikâyet mektubu da Oğuz Atay'ın kitabı yazarken içinde bulunduğu ruh durumunu tam olarak özetler (TO, s. 468-472)

Ayrıca döneminde bireyci bir yazar olarak suçlanıp dışlanan Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da öyle bir bölüm yazmıştır ki kendi gününü, günümüzü, geçmişimizi ve geleceğimizi özetlemiştir bir bakıma. Alt komşusu Nurhayat Hanım'ın oğlu Salim'e ödevini yazdıracaktır bu bölümde. ÜLKEMİZ başlığını taşıyan bu bölüm “... üç yanı denizlerle çevrilmiş olan ülkemizin...” diye ilerleyerek 12 sayfa boyunca devam eder (TO, s. 108-112). Bu bölümde de romanın yazıldığı dönem yaşanan sıkıntılara dikkat çeker.

Oğuz Atay bunlarla da kalmaz toplumsal eleştirilerinde. Dönemini çok iyi tahlil etmiş yazar, Hikmet Benol'un diğer kişilikleri olarak romana soktuğu alt komşusu Nurhayat Hanım, üst komşusu Albay Hüsamettin Tambay ile sürüp giden yaşamları yüksek ihtimalle cumhuriyet döneminin toplumsal yapısıdır. Yaşadıkları gecekondunun alt katında oturan Nurhayat Hanım toplumu, orta katta yaşayan Hikmet Benol aydını, üst katta oturan Albay Hüsamettin Tambay ise orduyu temsil etmektedir. Hikmet'in her şeyi başarabildiğinden ve her şeyi bildiğinden şüphesi yoktur Nurhayat Hanım'ın. Hikmet ne derse doğrudur onun için. Albay Hüsamettin ile ise yer yer çekişerek yer yer çatışarak yer yer de anlaşarak bu hayatı devam ettirirler. Kitabın sonunda Hikmet Benol'un varlığı son bulur. Kitabın yazıldığı dönemin darbe yıllarına denk geldiği düşünülürse varlığı son bulan aydına büyük ihtimalle bir gönderme olduğu düşünülebilir burada. Tutunamayanlar'da Selim karakteriyle bireysel olarak varlığını sonlandıran aydın tipi artık tamamen silinmiştir güzel ülkemizde. Hatta daha da ileriye götürüp Türkiye'de aydın kalmamıştır diyor diye bile düşünülebilir burada. Genelde ihtimallerin üzerinden gidildi bu yazıda. Ama bu aslında doğal, zira Oğuz Atay'ın bu kitabındaki diğer bir özellikse belirsizliktir.

Buna ek olarak metnin içinde yer yer dönemin sanat anlayışına da nazirelerde bulunur Oğuz Atay. Hem nasıl yazdığını belirtir okuyucuya hem de döneminde kendi ideolojisini eserlerine yansıtan yazarlara atıfta bulunur. Örneğin “Yalnızlığın Oyuncakları” adlı bölümde bir gazeteye haber yazar. Yazıda insanlığın öldüğünden bahseder. Oysa ilerleyen sayfalarda albaya, yazıyı Bilge'ye kızdığı için yazdığını itiraf eder. Bilge'ye kızdığı için insanlığı öldürmüştür. “... Aslında Bilge'nin insanlığı öldü, demek istedim. Edebiyatı, kendi kirli emellerime alet ettim.” (TO, s. 276).

Tehlikeli Oyunlar'ın yazıldığı evBir Nevi Otobiyografi

71-73 yılları arasında (romanın yazıldığı yıllar) Oğuz Atay romanı yazarken muhtemelen hayatının en mutsuz ve yalnız yıllarını geçirmektedir. Kendini Beyoğlu'nda bir eve kapatmıştır ve aralıksız yazmaktadır. Eşi Fikriye Hanım'dan ayrıldıktan sora uzun süre birlikte olduğu Sevin Seydi onu terk edip Londra'ya taşınmıştır. Hatta kitabın otobiyografik özellikleri, kitabı yazdığı dönem tuttuğu günlüklerden anlaşılabilir. Oğuz Atay kitapta işlediği karakterler yardımıyla neredeyse yaşadığı her şeyi eserine nakletmiştir.

Günlüğünün daha başında Tutunamayanlar'la ilgili özeleştirilerde de bulunur. Ne yapacağını önceden tasarlamak ister. Yoğun, sıkışık bir şey olmasını, Tutunamayanlar gibi dağılmamasını ister. Ayrıca Hikmet ilk önce kötü bir tip olarak tasarlanıyor kafasında. Ama kitapta okuyucu Hikmet'e acıyor, hatta onun için ağlıyor bile denebilir (G, s. 10-14). Ne yazık ki bu kitapta da daha önce Selim için ağlayanlar ağlamaya devam edip, Hikmet'in asıl derdi olan anlaşılamama, yalnızlık dahası samimiyetsiz bir ülke ve dünyaya olan tepkisizliği ıskalar. Gerçi kitabı yazmaya henüz başlamamıştır ama Tehlikeli Oyunlar'ın insanı acıtan ironik anlatımı göz önünde bulundurulduğunda böyle bir şey yapmayı istemiş olması gayet doğal karşılanabilir.

Günlüğün başka bir yerinde de perşembe günlerini sevmeyişinden bahsediyor ve Tehlikeli Oyunlar'da Hikmet'in de perşembeleri sevmediğini hissettiriyor (G, s. 14). Ayrıca Hikmet'in evlendiği Sevgi'nin Oğuz Atay'ın eski eşi Fikriye Hanım ile benzerliği, Hikmet'in Sevgi'den ayrıldıktan sonra ilişki yaşadığı Bilge'nin de Sevin Seydi ile benzerliği ve son olarak Hikmet, Sevgi ve Bilge arasında geçen ilişkiler romanın otobiyografik niteliklerini ön plana çıkaran başka örnekler.

Tehlikeli Oyunlar'a Oğuz Atay'ın günlükleriyle beraber bakıldığında romanın otobiyografik özellikleri tam olarak karşımıza çıkıyor zaten. Ayrıca yazıda bilinç akışı tekniğini uygularken yazar, ister istemez kendinden çok fazla şey de katmak zorunda kalmış olabilir yazdıklarına. Bir de günlüklerde kendisi de belirtiyor, ancak yazarak kurtulabildiğini acılarından. Ve ancak yazarak rahatlayabildiğinden... Öyle bir rahatlama ki bu günlüklerinde Hikmet'i kötü bir karakter olarak yaratıp bütün kinini onun üstünde boşaltmak istiyor belki de. Sözün özü:
“Yazar ölmek istediğinde romanında birileri kendini asar aynı sebeplerden.”
“Değil mi albayım? Allah belanı versin Hikmet! Peki albayım.”

Tutunamayanlar'ın Gölgesi

Yukarıda sıralananlardan sonra genel olarak bakmak gerekirse Tehlikeli Oyunlar kurgusal anlamda Tutunamayanlar'dan daha derli toplu bir yapıya sahiptir. Bu neredeyse ilk bölümden bile anlaşılabilir. Ayrıca daha önce de belirtildiği gibi, Oğuz Atay'ın günlüklerindeki özeleştirilerden de varılabilir ne yapmak istediğiyle ilgili bir sonuca. Mesela kurgunun Tutunamayanlar'daki gibi dağılmasını istemediğinden söz eder, kurgunun dağınık olmadığını görürüz Tehlikeli Oyunlar'da. Başka bir örnek vermek gerekirse; Tutunamayanlar'daki bazı bölümler okurlarda daha kısa yazılabilirmiş izlenimi yaratabiliyor; fakat bu Tehlikeli Oyunlar'da böyle değil. Üstüne bütün bölümler gerektiği yerlerde bitiriliyor. Ne eksik ne fazla...

Sonuç olarak iki romanın da birbirinden aşağı kalır yanları bulunmamasına rağmen Tehlikeli Oyunlar yıllar boyunca Tutunamayanlar'ın gölgesi altında kalarak günümüzde okuyucudan hak ettiği değeri bulamayan bir kitap olmaya mahkûm durumdadır. Burada başka bir noktaya da değinmek lazım: Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı, ülkemiz okurlarının kitabı doğru bir biçimde tutamamalarından (doğru anlaşılmadığı için) dolayı adeta elden kayarak Tehlikeli Oyunlar'ın üstüne düşer ve disconnectus erectus'un talihsizliği ona da bulaşır. Ve okur, vakti zamanında Tutunamayanlar'ı yanlış bir biçimde tutunca elinden kayan bu başyapıt Tehlikeli Oyunlar'ın üzerine kefen gibi örtülür. Umarım bir gün Tehlikeli Oyunlar da Türkiye okuyucusundan hak ettiği değeri görür ve Oğuz Atay dendiğinde sadece Tutunamayanlar gelmez aklımıza.

Kaynaklar:
- (T) Tutunamayanlar, Oğuz Atay, İletişim Yayınları; İstanbul 2000.
- (TO) Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay, İletişim Yayınları; İstanbul 2009.
- (G) Günlük, Oğuz Atay, İletişim Yayınları; İstanbul 1998.
- "Ben Buradayım…" - Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası, Yıldız Ecevit; İletişim Yayınları, İstanbul 2009.
- Oğuz Atay'a Armağan – Türk Edebiyatının "Oyun/Bozan"ı, Yayına Hazırlayan: Handan İnci, İletişim Yayınları, İstanbul 2007.

yusuf@mavimelek.com

~~~
Sayı: 44, Yayın tarihi: 27/01/2010

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics