MaviMelek
"İçeni, içmeyeni tren yolculuğundaki süreksiz tanışıklıkla yetinirdi; ya da meyhane masasındaki." Aylak Adam / Yusuf Atılgan

[Öykü]"Tehlike Semptomları Veren Algı Bozuklukları ve Korkular" | Feride Değer Sökmen

Tehlike Semptomları Veren Algı Bozuklukları ve Korkular | Yunus Kocatepe

"ÇOK ŞEY YAŞAMIŞ"

Acı; ne kaypak bir kelime.
Neden insanlar "mutsuz olmak"la "acı çekmeyi" birbirine karıştırırlar ki?
Bütün ölümler acıdır, bazı biberler de…
Ve biz ikisini de bir süre sonra unuturuz.
Belki de mutsuzluk yıpratır; acı dayandırır, terbiye eder…

Yoldayız.
Sarı camlı RayBan gözlük takmış şımarık bir tavşanla aynı kompartımanı paylaşıyorum. Sürekli sıkılıyor tavşan. Durup durup bir şeyler istiyor. Elinde 50'lik bir bira şişesi Bugs Bunny'e küfür ediyor.

"Ben oynattım o ibneyi ilk filminde. Her gün kapımdaydı orospu çocuğu! Hande geldi bir gün, Ataizi, yedik içtik, muhabbet falan derken çat kapı bu pezevenk geldi. Daha ikinci filmi yeni çevirmiş ama dikiş tutturmaya başlamış ibne. Hande de ödül falan almamış daha, öyle ufak roller falan kovalıyor. Bu ibne bi girdi muhabbete yok ben şunu tanırım, yok ben bununla çalıştım, bizim Amerika falan derken ayıkladı hatunu beş dakikada. Sonra yok alıp Amerika'ya götürmeler falan… 'Bizim Amerikaymış!' Biz kim ulan ibne! Allah'ın şerefsiz tavşanı, ulan tavşandan Amerikalı mı olurmuş be! 10 sene önce anan babanla çayırda çimende kıçına saçma yerken Amerika mı biliyordu şerefsiz!?"

Konuştu, konuştu yol boyunca tanıdığı bütün çizgi film artistlerine küfür etti. Mickey Mouse'un aslında Donald Duck'a vurdurduğunu, Minnie'ye de işin vitrini olsun diye ayda 15.000 dolar maaş ödediğini söylediğinde 3. şişeyi bitirmişti. Bir ara iPod'uma taktı kafayı, açtı kurcaladı, Sezen Aksu'yu görünce bu sefer ondan bahsetmeye başladı.

"İyi karıdır Sezen, çok eski tanırım ben onu. O var ya oğlu, DJ'lik falan yapıyo şimdi, ona araba kullanmasını ben öğrettim. Çok çabaladı Sezen ama biraz delidir. Bak sen de ona benziyorsun, öyle deli deli bakıyorsun."
"Ben mi?"
"Tabii canım zor değil ki bu işler, bi kaç adam tanımaya bakar, sen ne zannediyorsun? Geçen evdeydik, Sezen'de. ‘Valla çok şey yaşamışız biz' dedi. ‘Eee' dedim ‘Sezencim, yaşanmadan olmuyor bu işler!' Hadi bi cigara sar da içelim be!"

Pencereye çevirdi başını, akıp giden ağaçları izlemeye başladı sarı camlarının ardından. Çok şey yaşamış, çok adam tanımış RayBan gözlüklü tavşan... 

"Gözlük güzelmiş." dedim.
"Yaa Teo hediye etti geçen doğum günümde."
"Teo?"
"Ya yok mu bizim şarkıcı Teo, Teoman.."
"Haa"
"O da bizim eskilerdendir. Kemancı tayfasından… Hadi sarsana şu cıgarayı sen…"
"Burada mı?"
"Sar sen sar, sikerim kondüktörünü, trenini, burda içmeyeceksek nerde içicez?! Geçen Zeus'un oradayız, bi cigara sardı herif, aklım çıktı. Athena getiriyormuş ona da, hatun acayip, habire çekiyo… E abi koskoca Zeus onun içtiği maldan bize düşer mi?! Sar sen uzatma!"
"Peki.."

Sigarayı sarıp uzattım. Yaktı, derin bir nefes aldı. Başını arkaya yaslarken burnu kışın yanan bacalara benziyordu.

"İyi, fena değilmiş." dedi ve sustu.

Bir daha da konuşturamadım...

Tren istasyonda durduğunda gözlerini açtı, nerede olduğunu anlayamamış gibi etrafına bakındı.

"Ne kadar uyudum ben?"
"5-6 saat kadar."
"Geldik mi?"
"Evet."
"İyi sen şu çantaları al ben de arabaya bakayım gelmiş mi?"
"Olur."

Aceleyle trenden indik, istasyonda bizi karşılayacaklardı. Yolun karşısındaki beyaz Megan'ın yanına gittik. Bıyıklı esmer bir adam hemen sürücü koltuğundan indi, elimdeki çantaları almaya yeltendi.
"Sağol abi, gerek yok, ben taşırım" dedim.
"Nasıl iyi geçti mi yolculuğunuz?"
"Eh fena değil, tavşan biraz yoruldu ama… Bu gece dinlensin isterseniz."
Kulağıma eğildi, "Çok içti mi gene?" diye sordu fısıltıyla,
"Eh işte, biliyorsun."
Sonra abartılı bir saygıyla tavşana döndü, "Hoş geldiniz efendim, bir haftadır sizi bekliyoruz. Patron özellikle sizin de aramızda bulunmanızı çok istiyordu…"
"İyi iyi uzatma! Düğün ne zaman?"
"Yarın gece efendim. Bütün mutfak sizin için hazırlık yapıyor. Bu akşam dinlenin isterseniz, otelimizde misafir olun, yarın öğlen artık inersiniz mutfağa…"
Sıkıntıyla yüzünü buruşturdu, bana döndü, "Bak bu akşam dinlenin diyor sen ne diyorsun?"
"Yok ben kalmasam daha iyi, yarın da Konya'da bir otele ördek götürmem gerekiyor, ben akşama doğru geri döneyim."
"Ne ördeği?"
"Milletvekili'nin yeğeninin düğünü varmış, yemekte portakallı ördek vereceklermiş, onu teslim etmem gerekiyor."
"İyi iyi, akşama doğru çıkarsın sen, gel şimdi şu oteli görelim…"

Arabaya bindik, yarın akşam masalarına servis edileceği otele doğru yola çıktık.

~~~
Sayı: 39, Yayın tarihi: 25/07/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics