MaviMelek
"Sonraki yıllarda yaşanacak kepazelikleri görmek için hayatta kalma cezasına çarptırıldık!" "Önce Melekler Düşer" / Hikmet Temel Akarsu

[Öykü]"Tarih Siliciler Arasında" | Hikmet Temel Akarsu

St. Francis Receiving | El Greco

"DÜNYADA TARİH ASLA YAZILMAZ Kİ.
DAİMA SİLİNİR"

“Geçmişi bilmeden, geleceği düşünemezsin," dedi bodur ve yaşlı rahip.
Tümcesini yarım bırakmış gibi sustu. Yutkunması ve sözlerine devam etmesi sanki yüzyıllar sürdü. Ama sonunda konuştu: "O yüzden sen geleceği düşünemeyeceksin, çünkü geçmişi asla bilemeyeceksin!"

Ve dondu kaldı bakışları bir akşam alacasında mor bulutların üstünde. Yani ben bunca yolu boşuna mı tepmiştim? Geçmişi asla bilemeyeceğimi ve o yüzden de gelecek hakkında hiçbir söz söylemeye hakkım olamayacağını mı duymaya gelmiştim?! Bu ne saçmalıktı böyle? Karanlık dağlar aşıyorum, vadiler, dereler, ormanlar geçiyorum, yırtıcı hayvanlar arasından sıyrılıyorum, barbar yağmacılara varımı yoğumu vererek canımı kurtarıyorum; asırları aşıp geliyorum ve Telengria'da karşılaştığım kıdemli rahiplerden bunu duyuyorum?

Bir Telengria rahibi bunu nasıl söyler? Onların görevi zaten yaşananların kayıtlarını tutmak, insanlığın kalubeladan beri başına gelenleri ortak hafızaya nakşetmek değil miydi? Bana böyle söylenmemiş miydi?

Telengria Mağaraları'nda kaynayan kazanların yaydığı buhurlar arasında göz gözü görmüyordu. Mitik ayinlerin başlama saatleri yaklaşmakta olduğu için tef çalan genç kızlar raks ede ede kaynar kazanların tüttüğü meydana yaklaşıyordu. Totem algısı veren pagan ikonları dizilmişti kaynar kazanların yanına. Söylendiğine göre, kötü ruhlar kazanlarda kaynatılacak, Telengria rahiplerince sağaltılmış insancıklar kıyameti temizlenmiş, pirupak idrak edeceklerdi. Hepsi kaynar kazanlara atlayıp orada can vereceklerdi. Gövdeleri erir yok olurken ruhları günahkâr bedenlerinden ayrılıp irşad olacaktı. Bu işlemi yapmak için birbirlerine cesaret vermeye çalışıyorlardı. Bir Telengria rahibi çıkmış konuşma yapıyordu:
"Ey günahkar evlatlarım. Korkmayın bu ayinden sonra bu kaynar kazanlara kendi rızanızla girin. Kıyamet vakti geldi. Zaten hiçbirimiz kurtulamayacağız ölümden. Bari temizlenip pirüpak girelim Rabbin huzuruna. Bari ruhlarımız irşad olsun."

Tamtamlar çalıyor, tefler titriyor, en önde bakire kızlar olmak üzere kalabalık kaynar kazanlar çevresinde dört dönüyordu. Aynı esnada, "Neden geleceği düşünemeyecekmişim, neden geçmişi bilemeyecekmişim?" diye usulca fısıldadım yanımdaki rahibe endişeyle.
Ters ters baktı bana: "Sen bela mısın?" dedi.
"Ama efendim neden kızıyorsunuz. Beni Reddedilmiş Ruhlar Manastırı'ndan özel olarak buraya gönderdiler. Sırf geçmişi öğrenmem için. İnsanlığın günahlarını; iyiliği ve iyileri reddetmesinin nedenlerini araştırmam için. Tarihin kaydı burada tutulurmuş."
"Kes!" diye azarladı beni rahip. "Ve hemen hazırlanıp ayine katıl! Birazdan sen de kaynar kazanlara atlayıp bu dünyadan günahlarından arınmış olarak göçeceksin."
"Ama efendim ben bunu yapamam!"
"Ne demek yapamam! Korkak! Sefil günahkâr! Sen kendini ne sanıyorsun? Telengria rahiplerine itiraz mı ediyorsun? Bunun cezası nedir biliyor musun?"
"Efendim beni havarilerim bekliyor. Reddediliş Risaleleri'ni yazmak zorundayım! Bana bunun için buraya gelmem vahyedildi. Tarihin kayıtları buradaymış! Onları öğrenip geri gitmek zorundayım."
"Kim söyledi bunu sana!"
"Bunu size söyleyemem. Bu bir sır."
"O zaman defolur gidersin buradan! Kıyamet koptuğunda da bir başına, günahkâr, geberip gidersin yollarda! Öte dünyada sonsuz acılara garkolursun!"
"Ama efendim gerçekten söyleyemem bunu size."
"Neden söyleyemediğini söyle o zaman itaatsiz, ahlaksız, rezil keşiş!"

Eğildim rahibin kulağına, "Efendim beni buraya vahyeden yolladı. Bana vahyediyor o. Devamlı vahyediyor! Onun istekleri böyle."
"Buna neden inanayım?" dedi küstahça.
Gariptir. O an gök gürledi ve şimşekler çaktı. Elimi uzattım ona. Yıldırım ışığı elimde bir şekil oluşturdu. Şimşek çakıp bittiğinde o ışık orada aynen kaldı. Bodur rahip kilitlenip o ışığa dondu kaldı.
"Tövbekâr ol ey sefil!" diye haykırdım o lahza. Çıkınım yere düştü. Parşömenlerim saçıldı. Parşömenler üzerindeki kadim dilin harflerini gördü bodur rahip. Ve ortalık aydınlandı, nurla doldu. Her şeyi anladı o anda.
"Aman Yarabbim." deyip ayağa fırladı. Sonra hemen diz çöküp yere; önüme kapaklandı. "Demek seni o gönderdi buraya, Aman Yarabbim! Affet beni. Hakaret ettim sana! Aman Tanrım! Zaten burayı nasıl bulabildiğini hep düşünüyordum. Burayı hiçbir ölümlü bilemez, bulamaz. Demek sana vahyetti burayı Rab ha!"
"Evet efendim! Vahyetti." dedim hürmeti elden bırakmadan.
"Neden bunu daha önce söylemediniz efendim!" diye doğrulup saygı ve korkuyla konuştu. Ansızın bana 'siz' diye hitap etmeye başlamıştı.
"Ama biliyorsunuz sanmıştım."
"Nereden bilecektim efendimiz, ne olur beni bağışlayın!" deyip ağlamaya, sara krizi geçirir gibi diz çöktüğü yerde dövünmeye başladı.

Bodur rahip bu garip hallere düştüğü anda onu gören dev gibi bir rahip çıktı geldi kalabalık arasından. Kara cübbesini açıp altından yaldır yaldır parlayan kılıcını çıkardı. Kılıcı çekip bir lahza içinde bana hakaret eden bodur rahibin kellesini uçurdu. Gövdeden ayrılan kanlı kelleyi alıp öptü ve kaynar kazanlara attı. Sonra gelip oluk oluk kan fışkıran gövdeyi de aldı. Tüy gibi kucakladı. Onu da kaynar kazanlara attı. Sonra tekrar gelip karşımda durdu. Önümde diz çöktü.

"Vahyedilene hürmetsizdi! Size hakaret etti! Rab taksiratını affetsin! Efendimiz bizi affedin!" dedi ve o da önümde yere kapandı.
Dev cüsseli rahip önümde yere kapanır kapanmaz binlerce Telengria rahibi ve ruhları sağalacak günahkâr hep birlikte önümde yere kapandı.
"Efendimiz bizi affedin!" diye haykırdılar.

Bir süre bekledim. Bocaladım. Dondum kaldım. Ne yapacaktım şimdi ben? Bana vahyedenin adını sorsalar onlara 'Vicdan' mı diyecektim? Hay Allah! Tam bir belaya bulaşmıştım. Şimdilik susmak ve alacağımı almak için ne gerekiyorsa yapmak zorundaydım.
"Sizi affedebilirim!" dedim.
Başlar hafifçe doğruldu. Sorarcasına, merhamet dilenircesine bana baktı dev cüsseli rahip.
"Bir şartla!" dedim onun gözlerinin içine bakarak.
Hepsi birden, konuşmadan, sorarcasına baktılar bana:
"Bana kayıtlarınızı açacaksınız! Siz tarih yazıcıları değil misiniz? Her şeyi biliyorsunuz işte. Bana dünyanın bütün tarih kayıtlarını açacaksınız. Dünyanın geçmişinde olan biten her şey sizin elinizde yazılı! Bütün günahlar, bütün kabahatler, bütün cinayetler, hileler, cürümler, zinalar, cimalar, fesatlar. Her şey! Onları istiyorum işte! Bana arşivlerinizi açacaksınız!"

Dev cüsseli rahip yavaşça ayağa kalktı, "Ama efendim bu olanaksız!"
"Nedenmiş o?" diye haykırdım; "Ben de sizi affetmem o zaman! Lanetlerim!" dedim sertçe. "Görürsünüz o zaman gününüzü!"
"Ne olur bize acıyın efendim. Bizi lanetlemeyin lütfen. Lütfen önce bir dinleyin bizi…"
"Neyinizi dinleyeceğim? İşte tarih boyunca olan biten bütün her şeyi yazdınız, kaydettiniz ve benden gizliyorsunuz? Neden? Söyleyin bana neden? Saygısız, hürmetsiz rahipler sizi! Sahtekârlar! Vahyedilenden bile gizliyorsunuz her şeyi! Neden?!"
"Efendim bu konuda bize haksızlık ediyorsunuz?"
"Nedenmiş o?"
"Efendim dünyada tarih asla yazılmaz ki. Daima silinir."
"Bu ne demek şimdi?"
"İşte öyle efendim. Her imparator, her muzaffer komutan, her galip, her kazanan, en küçük kabiledeki basit bir reis bile her galibiyetin ardından kaybedenlerin tüm olumlu yönlerini sildirir, kendisi için olmadık övgüler yazdırır. Siz bunun böyle olduğunu bilmiyor muydunuz?"
"Ukalalık yapma! Onu biliyoruz. Biz de insanlara gitmedik o yüzden değil mi? Telengria Yazıcıları'na geldik. Tarih yazma görevi buranın asli vazifesi değil mi?"
Dev cüsseli rahip yine yere kapandı ve saya döke ağlamaya başladı: "Efendim siz burada kazanan ve kaybeden yok mu sanıyorsunuz? Burada da aynı şeyler oluyor. O yüzden işte burada da herkes günahkâr ve biz onları, bu günahlarından temizlenip Tanrı huzuruna pirüpak gitsinler diye kaynar kazanlarda kaynatıyoruz."
"Peki bari işe yarıyor mu kaynatmanız?" diye sordum. "Ondan sonra tarih doğru yazılmaya başlanıyor mu?"
Dev cüsseli rahip son sorum üzerine doğrulup yerden kalktı. Koşa koşa yanıma geldi. Kulağıma eğildi.
"Efendimiz bizi affedin lütfen. Ama gerçekleri sizden saklayamayız. Siz zaten bilirsiniz. Siz vahyedilensiniz. Siz Rabbin elçisisiniz. Lütfen bizi affedin."
"Kes! Artık ne söyleyeceksen söyle!"
"Efendim aslında kimsenin günahlarından arındığı filan yok. Biz belli dönemlerde kıyamet geliyor der ve tarih silicileri de sizi arıtacağız deyip kaynar kazanlara atarız. Böylece silicileri de sileriz. Hiç kimse hiçbir şeyi bilemez. Tarihi silenler de silinmiş olur. Dünya milyonlarca yıldır böyle yola devam eder."
"Vay canına!" dedim gayri ihtiyari. "Demek öyle!"
"Maalesef efendim."
"Bu durumda dünyada, sadece kazananlar ayakta kaldığına göre… Onlar da devamlı tarihi sildirdiğine göre… Tarih silicileri de birbirlerini gizlice sildiğine göre. O zaman gerçek diye bir şey yok. Ve asla olmayacak!" dedim ve duraladım. Basit bir mantık yürütüp düşündüm ve sözlerime devam ettim; "Yani aslında gerçek var ama gerçekte olanı hiç kimse hiçbir zaman olduğu şekliyle bilemeyecek!"
"Aynen böyle efendim!"
"Sen sus rezil!" diye haykırdım ansızın. Yerimden ayağa fırladım. Bütün Telengria rahipleri korkuyla bana baktılar. Neler olup bittiğini anlamaya çalıştılar.
"Madem öyle," dedim dev rahibe dönerek, "kalk ve sen de şu kaynar kazana atla bakayım! Rabbin yanına temiz git!"
"Beni bağışlayın efendimiz!" diye yalvarırcasına mırıldandı dev rahip.
"Ne demek bağışlayın!" diye haykırdım herkesin duyacağı şekilde. "Ben sana ceza mı veriyorum? Ödül bu ödül! Rabbin huzuruna tertemiz gideceksin işte!"
"Acıyın bana efendim!" dedi ve önümde diz çöktü. Yalvarmaya başladı.

Bir el işareti yaptım. Bütün Telengria rahipleri ağır adımlarla bize doğru yürümeye başladı. Başka söz söylememe gerek kalmadı. Bağırtı, çağırtı, çırpınmalar arasında dev cüsseli rahibi tutup direnmesine aldırmadan kaynar kazanlara bastılar. Bir lahzada eridi gitti dev gibi adam. Ufaktan hoşuma gitti bu durum. Bazen bir şeyleri silmek hiç de düşünüldüğü kadar kötü değilmiş diye düşündüm. Bir an için bütün rahiplerin kaynar kazanlara atlamalarını emretmek geçti aklımdan. Ama bu fikri hemen aklımdan kovdum. Ne de olsa inançsız sahtekârlardı bu sefiller. Bir isyan başlaması ve benim kazanın dibini boylamamla sonuçlanabilirdi bu durum. O yüzden vakur davranmayı tercih ettim. Tarih Yazıcılar'ı ararken düştüğüm Tarih Siliciler arasında öğreneceğimi öğrenmiştim. Çıkınımı aldım ve doğruldum. Tepeden aşağı inmeye başladım. Arkamda yere diz çökmüş toprağa kapanmış binlerce rahip yakarıyordu.

Telengria Mağaralarını terk ettiğimde kendilerine mesihin gözüktüğünü düşünen rahipler kıyametin yaklaştığından emin oldular. Tarih silicileri tarihi silmeye hız verdiler. Ardı sıra hemen hayatta kalan son silicileri kaynar kazanlara göndermeye başladılar sırayla. Nedense hep en az günahkâr olan en temizleri en önce temizlemeye yöneldiler. Derin düşündüğümde bunun da mantıklı olduğunu fark ettim. Kaynar kazanlarda kaynayan bakirelerin çığlıkları yankılandı peşim sıra. Yüzyıllarca bu feryatları işittim. Fakat geri dönüp bakmadım. Tarihin ne demek olduğunu anlamıştım çünkü: Gerçeğin itinayla yok edildiği koca bir feryatlar Gayya'sı…

Önemli olan buydu.

~~~
Sayı: 35, Yayın tarihi: 25/02/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics