MaviMelek
"Düşünürseniz, acı çekersiniz. / Şüphe ederseniz, delirirsiniz. / Hissederseniz, yalnız kalırsınız." Yürüyen Kelimeler / Eduardo Galeano

[Öykü]"Taksirat!" | Hüseyin Korkut

Taksirat! | Güneş Bozkurt

"İMTİHAN BUNLAR HEP İMTİHAN"

-Yeni mi geldin? Nasıl? İyi haber var mı?
- Evet, yeni geldim. İyi iyi. Güzel gelişmeler var sağlığıyla ilgili. Doktor bu sabah uzun uzun konuşmuş annemle. Ayrıca ben de kendisini çok iyi gördüm.
- Aman iyi. Allah versin, daha iyi olsun. Ne oldu sahi, nasıl oldu, ne zaman hastalandı?
- İşte. Perşembe gecesiydi, saat üç buçuk sularıydı sanırım. Gürültüden uyandım, baktım annemle ağabeyim ayaktalar ve konuşuyorlar. Annem sanki ağlar bir sesle bir şeyler anlatıyordu. Ayaklarının ağrıdığını ve belden aşağısının uyuştuğunu söylüyordu. Sonra ben de fırladım, baktım ama durum bana o kadar ciddi gelmedi. Neyse, sonra yatmak istediğini söyledi annem ve yattık.
- Eee? Sonra?
- Anlatıyorum işte! Sabah saat yedi sularında uyandık. Annem kahvaltı falan hazırlamış, bizi de kaldırdı. Hastaneye gidecektik. Taksi aradım. Bu arada ben taksiyi alıp gelene kadar ağabeyimle annem evde kaldılar.
- Başın için anlat, sonra ne oldu?
- Dediğim gibi, taksiyle eve geldiğimde annemi de alıp hastaneye götürdük. Sonra acile. Derken, orada ilk muayene ve bekleyiş oldu.
- Eee, yanınızda başka biri yok muydu anacım?
- Ha sahi! Vardı tabii. Unuttum bak, aklım karışık ya!
- Olsun, sen anlat. Olur, tabii, kolay değil.
- Buradan, yani evden çıktığımda aklıma yengeme haber vermek geldi. Nasıl olsa şehre taksiyle gidecektik, büyük dayımın hanımı yengem de bizimle gelir dedim.
- Geldi mi?
- Evet. Telefon açıp durumu söyledim, "Tamam, ben mantomu giyer sizi beklerim" dedi.
- Sonra?
- Sonrası işte… Gittik. Annem, yengem ve ben. Dediğim gibi, acile gittik. Sonrasını biliyorsunuz.
- Aaa aa! Neyi biliyoruz ki anacım?
- Bilmem, belki duymuşsunuzdur diye dedim.
- Yok, duymadık. Anlatsana.
- Ya, ne anlatayım? Şimdi annemin durumu iyi, yani iyiye gidiyor. Hepsi bu!
- Sen nasılsın kızım? Bak telaştan soramadım, kusura kalma.
- İyiyiz be abla, Allah'a şükür tabii.
- Öyle anam, ne gelirse Allah'tan!
- Ben müsaadenizi istesem, içerde biraz kitap okumak istiyorum. Siz ablamla sohbet edersiniz artık.
- Git anacım sen, oku kitabını. Eee tabii, zor. Ne yapsın çocuk, kafasını dağıtsın, lazım.
- Eee, anlat anacım bakalım. Sen gördün mü anneni? Durumu nasıl?
- Nasıl olsun işte abla, Allah'ın dediği olur! Allah daha kötüsünden saklasın. Ama ben iyi gördüm annemi. Tabii iyi gördüm dedimse de, bilirsin insanlar aldatırlar bazen sevdiklerini. İnsan iyi görünürmüş gibi yapar, sevenlerini kandırır. Mukadderat tabii, ben bilemem!
- Yaaa! Demek o kadar kötü durumu?
- Orasını Allah bilir tabii! Ama iyi, dediğim gibi.
- Allah iyilik versin. Çok severiz birbirimizi bilirsin, bunca yıllık komşuyuz tabii. Lokmamız ayrı gitmedi. Bir yerde büyüdük. Sonra evlendik, yine komşu olduk.
- Bilmez miyim abla?
- Tabii, çocuklarını da çocuklarım gibi severim. Benim herif öldüğünde ateşi onlar yakmış, suyunu onlar ısıtmıştı. Tabii erkek evladı olmadığı için onlara düştü bu işler. Allah seni inandırsın. Kendi erkek çocuğum olmadığı için değil. Hani olsaydı, onları bile ancak bu kadar severdim yani.
- Bilmez miyim abla? Onlar da seni çok severler. Kızlarına 'abla' derler, orada dururlar. Senin kızları bizden ayırmazlar.
- Bilmez miyim? Ama benim kızlar da çok sever çocukları. Eee tabii! Karşılıklı her şey.
- Büyüğü de çalışıyor işte, biraz önce geldi. Yorgun tabii, dinlensin biraz.
- Dinlensin anam dinlensin. Eee kızım, başka ne var ne yok? Diğer kızların haberi var mı? Geldiler mi? Göremedim de?
- Biliyorsun, benim küçüğümle annem konuşmuyorlardı. Duyunca hastaneye gelmiş.
- Deme? Barıştılar mı yani? Onca laftan sonra…
- Evet, barıştılar abla. Ana-kız tabii. Eee, durum da kötü. Kız kardeşim duyup gelmiş, annem de bir şey dememiş.
- Öyle anam, öyle. Dilin kemiği yok ki pustasını(*) tutasın, unutulur tabii söylenenler. Dediğin gibi; ana-kız arasında olmaması gerekir, ama ne yapacan, olmuş bir kere. Diğerleri?
- Valla, küçüğü gelmedi. Onun bir büyüğü bir gece kocasıyla gelip misafir gibi bakmış, kaçmış sonra.
- Deme! Ah ah, Allah düşürmesin! Tabii zor!
- Neymiş efendim, çalışıyormuş. İzin alsın. Ana bu! Sonra ölüsüne mi gelsin? Bir ben miyim anamın kızı?
- Deme! Demek durumu o kadar kötü? Hayır, anan tabii. O kadar kötü ise hepinizin koşması gerekir. Başında kim kalıyor? En azından siz kızları kalsanız iyi olur. Zaten yakışanı da o değil mi?
- Öyle abla da… Aman deşme beni! Teyzem kalıyor. Ben dedim teyzeme ben kalayım diye. Ama o bana, "Yok, sen evde kal. Ben ablamın yanında kalırım" dedi. Bir sinirim bozuldu teyzeme de.
- Deme! Başın için! Neden?
- Neden olacak abla! Ben sanki kuru ev için geldim ta oralardan. Ben annem için geldim. Burada ev temizliğiymiş, bilmem neymiş bunlar için değil.
- Haklısın!
- Haklıyım da, kim hakkımı söylüyor abla? Ama ben Allah için yapıyorum ne yapıyorsam. Allah bilsin, kul zaten bilmez, kul kulun hakkını vermez! Allah kulları ıslah etmek için verir bunca musibeti, ama anlayan kim? Allah bilir kullarını. Bu oruçlu canımla ve bu yaşımla bütün gün evde didindim durdum.
- Öyle anam öyle, tabii sen de genç sayılmazsın. Yaş elliyi geçti mi zor tabii. Ama yerden göğe kadar haklısın. Nerede diğer kızlar? Dediğin gibi, ananın bir kızı sen değilsin ki!
- İşte ben de yarın gideceğim. Artık erkek kardeşlerim annem hastaneden çıkınca haber verirler. Zaten bayram da yakın, bayramda gelirim artık. Eee, benim de evim var abla!
- Öyle anam öyle. Senin kız dul değil miydi? Sende kalmıyor muydu? Aslında o bakar abisine ama…
- Kazın ayağı öyle değil abla! Sinirlerim bozuluyor. Söyleyecek çok sözüm var, ama ben Allah'a havale ediyorum tüm bunları, o bilir artık! Ya Rabbi sana çok şükür…
- Öyle anam öyle. Boş ver, dediğin gibi. Herkesin evi var tabii. Zaten çocuklar da kendi başının çaresine bakarlar. Bilirim onları, her iş gelir ellerinden nasıl olsa.
- Artık orasını ben bilemem abla!
- Olsun olsun, becerirler onlar her bir şeyi! Sen yarın mı kaçacan?
- Evet, Allah nasip ederse yarın giderim. Artık, bayramda inşallah gelirim.
- İyi, ben de kaçayım anam. Odadan da hiç ses gelmiyor, çocuklar uyudu belki? Neyse, çok selam söylesinler komşuma, geçmiş olsun desinler. Aman sıkılıp üzülmesin, bir şey yokmuş işte. Hem olsa ne olur? Tabii, zor olmasına zor da, Allah'tan geldi ne yapacaksın? Dua etsin, başka çare yok! Neyse, ben kaçayım artık. Allah yardımcısı olsun komşumun. İyi insandı, ama neden bu illet oldu ki, onu da anlamadım?
- Neden olacak abla, imtihan hep bunlar imtihan. Allah'ın işine akıl sır ermez! Ne gelirse Allah'tan gelir. Artık biz kullara sabretmekten, şükretmekten ve dua etmekten gayrisi olmaz Tabii anlayana!
- Öyle anam öyle. Allah bilir işini!
- Ama ben kötü bir şeyler olacağını biliyordum sanki. Malum oldu bana, birkaç gün önce rüyasını gördüm.
- Senin kalbin temiz kız, malum olmuştur sana. Ne gördün? Hayır-olsun, anlat başın için.
- Boş ver abla anlatmayayım. Ben gördüğümü bilirim, bu yeter bana!
- Kız korkutma beni! Ne gördün? Başın için söyle! Ay ayakta kaldım, gidemedim bir türlü.
- Yok, abla anlatmam! Ben gördüğümü gördüm, ne demiş âlimler: "Bilen bildim demedi!"
- Neyse anacım, sen de ermiş gibi karısın hani. Tamam söyleme. Vardır bir bildiğin, okunuksun sen. Biz o kadarını bilemeyiz tabii.
- Eşheduenlailaheillallah…
- Ay deme kız öyle! Tüylerim diken diken oldu!
- Her daim söyleyeceğiz abla. Olur mu hiç, 'Deme'?
- Yok, ondan demedim. Hep dilimizde de… İçim titredi sanki annenin durumu çok kötüymüş de onun için içini çektin şahadetle! Neyse, ben bu sefer kalkıyorum. Siz yine de konu komşuya bir şey demeyin. İnsanın dostu da var düşmanı da var! Milletin ağzı çuval değil ki büzesin, aklına geleni söylerler. 'Allah, Bu hastalığı da iyi kuluna verir mi ki?' diye laf ederler.
- Kim ne söylerse söylesin abla. Dedim ya, kararı veren Allah. Gayrısı ondan öteye yok! Ben de sahura kadar tespih çekeyim bari.
- Çek anacım çek. Senin gibilerin dualarıyla duruyor bu yerler gökler. Allah kabul etsin inşallah. Zor, ama Allah'tan ümit kesilmez. O ne mucizelere kadirdir… Kurban olduğum.
- Hiç kuşkum yok buna!
- Bilmez miyim? Çocuklar iyidir, hoştur da… Sen de bilirsin, itikatları biraz zayıf! Olsun ama senin duaların onları da karşılar. Eee, iyilikleri de var. Allah artık ayırır kayırır belki!
- Orasını bilemem abla, Allah bilir! Peygamberimizin bile amcası kâfir gitti. Hidayeti kime nasip edeceği onun bileceği iş!
- Öyle anam öyle. 'Allah dağına göre kar verir' dememişler boşuna, ama akıllı olan bunu anlar! Bakarsın bu hidayetlerine vesile olur.
- Ah abla ah! Her namazda dua ederim, sadece onlar için değil, tüm aklı karışıklar; imanı olmayanlar için ki hidayete erdirdin diye koca Rabbim… Ah! Allah bilir ya kalbimi. Sonumuzu hayırlı etsin. Dedim ya, imtihan bunlar hep imtihan. Bakalım şükredecek miyiz yoksa isyan mı edeceğiz? Bakalım sonunda doğru yola gelecek miyiz diye.
- Öyle anam öyle. Hadi beni geçir kapıya kadar da, ben eve gidip yatayım. Yoksa sahura kalkamayacağım. Allah canını almasın tuttun beni lafa, bak saat kaç oldu!
- Tamam, abla, Allah'a emanet ol. İyi geceler.
- Sen de Allah'a emanet ol anam. Komşuma da Allah neyi hayırlı görüyorsa onu versin. Yatalak olmak zor tabii. Yatırıp da kapılara baktırmasın! Yine de Allah'ın bileceği iş tabii. Taksiratı varsa çeker, iyi bir komşumdu ama neyse… Allah çektirmesin!
- Âmin! cümlesine, bize de.

(*) Söylenmesi istenmeyen; lanetlenen kelimenin yerine kullanılan Türkçe 'meret' anlamına yakın, Arnavutça kelime. Cümlede 'dil' yerine kullanılmıştır.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics