MaviMelek
Hermes Kitap
"Üzülmek yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez, sadece bu günün gücünü tüketir." A. J. Cronin

[Hezeyan]"Siyah Perde" | Mustafa Dalbudak

Siyah Perde | Sinan Çakmak

"HER ŞEY YAVAŞ YAVAŞ YOK OLUYOR"

Beyaz olarak bakmak lazım huzura, güzelliğini görmek, dokunmak lazım.
Üzülmek lazım beyazın her şeyi belli ettiğine.
Anlamak lazım; beyazın düşüncelerini, hissetmek zorunda olduklarını…
Çabalarını…
İnsanların karalamak istediklerini görmeliyiz…
Beyazı ayırmalıyız onlardan.
Senin rengin ne dersen eğer, beyaz derim düşünmeden.
Çünkü gördüm içindeki karanlıktan ayrılanı.

O

Oturduğu tahta sandalyesinden, dışarıya açılan küçük penceresiyle beraber yağan yağmuru izliyordu.
Yaşadığı şehirle birlikte denizin içerisindeydi. Sadece kendisi vardı burada, yürüyebiliyor, nefes alabiliyordu bu kirli denizin içinde. Ancak sevmişti bu kimsesiz şehri, pencerelerin boş bakan yüzlerini.
Dokunacağı, dokunup yıkacağı kimsenin olmayışı… Hayatı boyunca girdiği her hayat daha doğmadan ölüyordu. Her yeni başlangıç, yeni bir ölüm demekti. Nasıl ya da ne zaman başladığını hatırlamıyordu; sadece yitirdiği yaşamlar ve kirli elleri hafızasındaydı.
Amacı yoktu bu beyni gibi yosun kaplamış denizde. Sadece yürüyordu… Attığı her yeni adım deniz içerisinde kırık cam parçalarına dönüşüyordu.Yeni bir adım, bir adım daha…
Geçmişi de böyleydi, attığı her adım ona kırık bir şekilde geri dönüyordu; bazen de hiç dönmüyordu.
Tüm bedeniyle denizin içerisinde olmak, kapalı bir kutuda olmayı çok sevdi. Etrafında ona gelecek ona dokunacak kimse olmayışı inanılmaz bir duyguydu. Kirli elleriyle kimseye dokunamayacağını bilmek, usta bir oyuncu gibi rol yapmamak, kendi karanlığında kaybolmak… Uzun zamandan sonra iyi hissediyordu.
Her gün önünden otobüse bindiği iskeledeydi şimdi. Burada tam şu anda durduğu yerde o kalabalık içinde o çürümüş, kendilerini kaybetmiş, ne uğruna çalıştıklarından habersiz olan, sadece kendilerine verilen görevleri yerine getirmeye mahkûm insanları düşündü iskelenin korkutucu sessizliğinde.
Düşüncesi olmayan, programlanan insanları görmüştü her gün burada. Görevi işe gitmek olan, görevi sahte gülüşlerle etrafına yapay umutlar satan insanları…
Hayatından pek fazla bir beklentisi olmamıştı, bir dileği bir umudu, ama kafasının içinde her gün bu iskeleye geldiğinde tek bir dileği oluyordu: Keşke ben de onlar gibi olabilsem… Keşke benim de görevlerim olsa; yapılması imkânsız görevler ve bir oyun gibi her gün tekrardan başlasam; sabah kalktığımda aklımda tek bir şey olsa; yeni görevim, yeni maceram. Böyle bir şeyin hiçbir zaman olmayacağını bilmek ise, kendine itiraf edemediği ama her zaman bildiği bir gerçekti.
Burada, bu küçük iskelede anlamıştı dünyayı aslında, sadece tek bir insanın gözlerinin içine bakmak yeterliydi. O küçük çukurlarda gören herhangi bir şey yoktu; sadece o küçük çukurların önüne çekilmiş bir sahne, her gün değişen yeni bir oyun ve en önemlisi büyük aktör insan vardı tüm bedeniyle sadece kendisini oynatan.

Beyaz

Çok değil, iki gün önce şimdi oturduğu palmiye ağacının gölgesinden kalkmış ve yavaş adımlarla iskeleye doğru yürümüştü. Denize doğru oturmuştu, düşüşe geçen bir uçağı kontrol ediyordu ve yapılacak bir şey yoktu. Sadece küçük bir çocuk gibi ağlıyordu.
Her zamanki gibi "o" konuştu beyaz dinledi.
Konuşmak, deliler gibi hiç susmamacasına konuşmak istiyordu "o" anlatırken. Ona bağırmak, içindeki tüm nefretini kusmak istiyordu. Ama yapamıyordu, tam kelimeler ağzından çıkacağı anda, bir şeyler susturuyordu onu. Çok uğraştı konuşmak için ama her zamanki gibi olmadı. Zaten bundan sonra da olması gerekmiyordu. Uzun uzun anlattı insanları, kendisini ve beni. Özellikle beni…
İskelenin yanında bu yaşanmamış öyküyü kendine son kez anlatıyordu. Öyküyü bitirmişti. Bu sırada yağmur başlamış, insanlar saklanmaya başlamıştı ve yağan yağmur, sanki günahlarını bir sonraki güneşte açığa çıkaracakmış gibi kaçıyorlardı yağmurdan.
Belki de o gün haklıydılar yağmurdan kaçmakta. Kim bilebilir ki? Belki de gerçekten arınmış bir şekilde çıkacaklardı o yağmurdan.
Bu düşünceyle insanları izlemeye başladı.
Belli bir zaman sonra kimse kalmamıştı iskelede. Kendi kendine gülmüştü; bu kadar korkutucu bir şey demek ki bu, ama kendisi oradaydı. "Belki de benden kaçmışlardır" diye düşündü.
Yavaşça kalktı ve yağmurun içerisinde bir ses duydu: Hâlâ anlatan, konuşan bir ses.
Dikkate almadı o sesi, buraya neden geldiğini hatırladı. Yavaşça ödünç aldığı silahı çıkardı ve kafasının içerisindeki konuşan sesi öldürdü.

Karmaşa / O

Sol tarafa baktığında denizin dalgalandırdığı bir palmiye ağacı gördü. Çok küçük bir anı canlandı gözlerinde. Temmuzun son günleriydi, sıcağın her zamankinden daha fazla olduğu günler, tatil günleri. O sıcakta palmiye ağacının kuru gölgesinde oturmuşlardı. Düşündüklerini her zaman olduğu gibi söylemişti. Uzun süre anlatmıştı ancak hâlâ bir neden göremiyordu yaptığında.
Yapılması gereken bir şey vardır ve bu yapılmalıdır, bunun sadece yapılması gerekiyordur. Bu da öyle bir durumdu ve yapılacaktı; yapıldı.
Karşısındaki beyaz ise konuşmuyordu.
"Kirlenen bir hayat daha bıraktım ve bu kirlilikle birlikte yaşamaya çalışacak bir adam" diye düşündü. Arkasından garip bir yankı geldi, sanki bir kahkaha. Kimsenin olmadığı bu dünyada, suyun içerisinde bu kahkahanın işi ne?
Arkasına baktı, kimse yoktu.

Ağustos Beyazı

Beynindeki sesi öldürmüştü ve kanının orta şekerli bir Türk kahvesi kıvamında akışını izlerken o sesin haklı olduğunu biliyordu.
Belki de buralardaydı hâlâ, kim bilir?

Beyaz Saklambaçlar

Eski bir fotoğraf, geçmişten bir parça…
Yaşadıklarımıza, yaşayamadıklarımıza ait her şeyi kapsayan ve orada onu kilitli tutan bir bakış.
Fotoğrafa baktığında bir şey hissetmedi, bu garip geldi ona. Hiç beklemediği bir anda karşısına çıktı o küçük siyah an.
Gariptir üzmedi, onu eskilere götürmedi bu sefer neden diye sormadı ilk defa kendine.
Dedim ya tek bir bakış saklı tutmuş sanki yaşanılan her şeyi orada. İnanılmaz bir mutluluk hissetti içinde, tüm bedenini etkileyen bir mutluluk… Tepkilerini kontrol edemez hale getirdi tek bir saçma fotoğraf.
Dedikleri doğru demek ki, zaman denilen kavram gerçekten de bizi o kocaman ağzıyla yavaş yavaş yutuyormuş da haberimiz yok. Belki de yaşanılan her an, bunun için bu kadar değerli; çünkü her şey yavaş yavaş yok oluyor . "Zaman" için, kaybetmek diye bir şey yok, o nasıl olsa seni ve senin dallarındaki tüm hatıraları alacak. Ve senin yapabileceğin hiçbir şey yok. Geçmişte sakladığın, beyninin en tozlu ve kirli yerlerinde tuttuğun mumdan yapılmış bir hatıra ve o pislik içinde, zavallı ömrün boyunca yanacağını sandığın o mum eriyip bitecek.

Ya yavaş ya hızlı.
Hızlı olmuş…
Ses yok, koku yok, sadece tek bir fotoğraf, sanki yeniden tanışıyormuş gibi. O küçük kareye baktığı ilk an geldi aklına, nasıl da heyecanlanmıştı. Nasıl da özlemişti hemen, orada koşmak, çılgıncasına koşmak gelmişti içinden…
İşte o kırmızı rengin içinde son kez bunları gördü, son kez düşündü.

Sayı: 28, Yayın tarihi: 25/07/2008

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics