MaviMelek
"Nesnesiz şiddet uygulayan sürünün içindeki insan kendi aşağılanmasını temsil eder." - "Taş Hücre" - Türker Armaner

[Hezeyan]"Serbest Çağrışım" | Mahmut Pakdemir

Serbest Çağrışım

"HATA VERİYORDU
EZBERLENMİŞ HAYAT"

Bir damga dedi varoluş, kimsesizliğe kazınan. Hiçliği dolduran bir parça su gibi, sevgi gibi.
- Ama yok bu değil kişilik…

Çınlattı kulaklarını, çok feci bir şekilde çınladı kulaklar. Hem de inanılmaz bir şekilde. Acıdı diyecekti bir an.
- Yanlış bir coğrafyanın çocuğu ve yanlış bir coğrafyada yaşamaya çalışıyorum.
- Beni seven birisi, önemli değil, ben birisini sevemedikten sonra.
- Uç.
- Evet uç.

Saplandı kaldı. Geçmiş değildi durduğu, yaşaması da çok önemli değildi, saplanıp kaldı işte. Eline aldığı bir bileğini biledi, nereyi keser diye yokladı. Yokladığı şey belki etiydi.
- Dur.

Uçma, dur dedi. Nerde durması gerektiğini bilmedi. Çok yol gelmişti. Yolun ortası mı değil mi bilmiyordu ama burada inilmezdi, hayata durulmazdı, bir durak yoktu, noktası yoktu, hatta virgülü bile yoktu. Gitmeliydi, kalktı yine dinlendiği sesten öteye bir adım atarak.
- Yollar…

Sınanması gereken yollar ve her mekânda sevişmeyi bekleyen bedenler bastıramadı. Merak eden bir beden vardı oysa onu. Sevişmeyi eline alacağı bir belgeyle yaşayacağını düşünen bir kadın. Bunu yaşaması gerektiğini gördü. Geçmişi silmeliydi. Hem kendi geçmişini silse her geçmiş silinecekti. Ama bir hata veriyordu ezberlenmiş hayat. Silinen geçmişle beraber şu anki sevgisi de silinebilirdi. Aldırdı, aldırmadı değil. Hangi yemeği düşünecekti bilmiyordu. Tabii yiyecekti de onu. Kafası karıştı o bir yoldaydı ve sevgi gösteren kişi ona “bunun sonunda bir yer var” dedi aldırmayarak. Belli ki onunla çok uğraşacak gücü yoktu bu gece. O da saldırdı bütün gelmişine geçmişine. Şiir yazacak durumu yoktu. Topu topu cebinde birkaç bira parası vardı. Ses etmedi, annesinin tembihleri bu yazıya gitmeyecekti. Kadın onunla modern bir evlilik, fakirlik üstü bir düğün beklediğini başkasının düğününden bahsederek sundu ona. O sesini çıkarmadı tekrardan, bu gücü ona ilk önce evet diyerek vermişti zaten. Biraz daha içki içmeliydi, sindiremediği birçok cümlenin üzerine. Ne kadar dolmuştu beyni ve midesi… Bunları ya kusarak ya da sıçarak atacaktı ama bekledi ilk önce, bir şeyler istemeliydi, pantolonuna, sonrasında utanarak koşacaktı o zaman her lazımlık bok taşır mı dediği ambarına.

Eli bir türlü aklından olmayan bizim kahraman terk etmeyi çoğu zaman yapmasına rağmen hayatını mahvedecek yeni bir yaşama yok diyemedi. Bazen kadının karşısında susulması gerektiğini bilmeliydi ama bu ödevi yerine getiremedi. Hiçbir şehir, yer, mekân ismi vermeden bir başkentten ayrılıyordu işte. Çoğu zaman ayrılmıştı başkentlerden. Ama kalbinde kaç tane başkent vardı? Üstüne üstlük hiç yurt dışına da çıkmamıştı. O her zaman yatağını yapabilecek bir sağlamlıkla tüketti durdu aklını. Herkes aklına şaşarak ve dökerek, duvardan duvara vurarak istekte bulundu. O bunları haksızlık, külfet belledi. Yetmeyecekti parası bunu çok iyi bilmesine rağmen yazdı. Olsun, dedi yerini kaybetse de durmamalıydı; ne de olsa bir yerde son durak vardı ve sonrasında kovulacaktı.
- Bir kahve, ayıl.

Ayılacaktı. Tekrar dönüp sağlamasını yaptı bütün söylediklerinin. Giderken uğrayacağım dediği dostlarına alasmaladık demedi diyemedi, gitmeler bu yüzden kalmaları acıtırdı. Ayıldı birden kendi bedenine sunduğu cinnetten, yeni yetme gençleri insanlığa sürükleyecek hiçbir davranışı yoktu, kendini sevemedi, sevgisini çoğulcu bir mantıkla karşıdakine hiç iletemedi. Kendince hâlâ genç duran bedeni yoruldu. Saçları iyice ağarmıştı, daha kimse yaşlılık cesaretini ağzına alamazken o ölümünü bile sırtına alıp taşıyordu. Dostları neredeydi acaba. Dost dediği kavram neredeydi. Ona göre değildi sevgi, nefret de onluk değildi. Tam ortasında Araf'taydı bedeni. Ona kimse karışmamalıydı Araf çekici bir kelimeydi. O uğrak bir mekândı. Penisten akan sıvıların çöplerine bırakılan bir otel odası olmaya razı değildi elbet. Ama çirkindi işte kimse iki yemek parasından fazla değer biçmiyordu tenine, yatılıp kalkılıyordu. Çok sevilmiyordu.
- Birkaç sayfa daha karalamalıyım.

Yol arkadaşını bekledi, hiç tanımayarak. Kalemi tükenmez değildi. Tükenen tiplerdendi, sinyal vermese de elbet biteceğini özelliklerinden sunmaya çalışıyordu.
- Ben ne yapıyorum.
- Nesnelerle konuşuyorsun.
- Kuş.

Bir çıyandı kulak, sesleri onunla hareket ediyorlardı.
- Neden lafa giriyor diliniz, utanın ulan!

Susadı, damağı kurudu konuşmasa da düşünmekten. Günlük tutmuyordu, böğürmüyordu yani yaşadığı güne. Deşarj olmuştu, sanki birileri içindeki günahı kusmuştu. O düzeni sevmiyordu, evini düzeltmekten başka. Herkes her şeyi yaşar mantığına karşıydı. Herkes geleceğini düşünerek yaşar mantığına evet diyebiliyordu sadece. Birileri rahattı diye sevmiyordu onu, diğeri rahat değildi diye sevmeye başladı. Siyahı ha bire temizleyen yan tarafındaki adamın davranışlarından anladı obsesif olduğunu. Karşısında okuyan adamın okuduğu kadar yazmak istiyordu. O zaman süreci sağlayabilirdi. Tekrar ve tekerrür ederek düşünmeye başladı, sevenlerini ve dostlarını. Ne kadar düşünmüştü bir an bu düşüncede düşünerek. Yok, cümlelerin bir dili olmalıydı, birileri anlamalıydı kaybını. Elleri küstü, sonu gelmeyecek bir başlangıç sunma dokusuyla dolmuştu yüreği; ama o da bir nevi sayfalar gibiydi onları çalakalem bitiremezdi, hem zorla bulmuştu, tıkıştırmıştı bir yerlere kendini. Bırakmalı mıydı yoksa gereksiz yere konuşan insanlara kızarak mı dokunmamalıydı kelimelere, ama farklı öğretilmişti ona boyun ağrısı, iç çekişler. Oysa o daha büyük harflerle daha çok yer kaplıyordu sayfalarda. İmar planı geçmemiş topraklar sınıyordu defterini, nereyi istimlâk etse orası ona yazılacaktı. Ama mirasına yazılmayacağını o daha iyi biliyordu. Hem evlenmeyeceğine, çocuk yapmayacağına göre miras bırakmanın bir anlamı da yoktu.

Yeni bir paragraf açtı. Kendinden bu sefer emindi. Dokunuşlarını hissetmeliydi. Ne olursa olsun kendine bakmalıydı, kendi iç sesini dinlemeliydi. Belki de beyninde bir iki hasar unutturabilirdi o sokakları.
- Sinekler…

Rahatsız etmiyordu. Vızıldamalar ne kadar da kesindi. Uykular ne kadar da keskin. Hayat ne kadar da yanlıştı. Kendine bir gün daha bellemeliydi. Başka bir gün başka bir zamanda daha çok anlatılacaktı.
- Bugünlük bu kadar.

~~~
Sayı: 39, Yayın tarihi: 27/07/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics