MaviMelek
"Ateşten örülmüş uzun yalımlardır sevgilim, dolaşır yeryüzünü, sarar beni. Ama sardıklarını değil, görmesini bilenleri sürükler ardından…" Sevgili Milena/Kafka

[Öykü]"Sarıgül Nene" | Leyla Süslü

Matt Thomas

"PEKİ, NİYE EVLENMİYON?"

Küçük, iki katlı evlerin bahçelerindeki kasımpatıların lila renginin geceye teslim olduğu saatlerde, inceden başlayan bir kar serpintisiyle kasaba sessizliğe bürünüyor. Kuzeydeki denizin hoyrat dalgalarına direnen Kalpazan Kaya'nın mağrur duruşunda beliren kristal beyazlık, bir anda parlayarak karanlığın içinde kayboluyor. Keskin bir rüzgâr esiyor, güneydeki kestane ağaçlarının ardında gizlenmiş çamların kokusu iyot kokusuna karışarak.
Siyah, eskimiş kabanına sımsıkı sarılmış Rana; şefkatli ellerin arasındaymış da sımsıcak bir sarılıştan az önce uyanmış gibi, deli bir poyraza tutulmuşçasına ve hızlı adımlarla rüzgârı yararcasına yürüyor.
Yüksek dağların ve denizin arasında sıkışmış her şeyden uzak sislerle çevrili bu kasabada, bu her şeyden yalıtılmışlık hissi ona iyi geliyor.
Üç katlı binanın girişine adım attığı anda ise alt kattaki Sarıgül Nene koca bedeniyle Rana'nın önüne atlıyor.
"Nerden geliyon?"
Ölünün köründen, demek istiyor Rana.
Ölünün köründen! Bu sıkıcı kasabada sanki gidecek bir yer var.
"İşten geliyorum."
"Seni sahilde görmüşler."
"Eeee?.."
"Öyle işte canım."
"Hadi, iyi akşamlar nene."
"Diyorduk ki Hasan'la ben, sana akşam çayına gelsek?"
Tabii, vırvırınızla beynimi sikeceksiniz, değil mi?
"Sarıgül Nene akşam çoook işim var. Kusura bakma başka bir zaman."
"Ne yapcan ki?"
Raporsuz bu kadın, beni eşikten sokmayacak anlaşılan.
"İşlerim var işte Sarıgül Nene. Hadi, sağlıcakla kal."
Rana hızla merdivenleri tırmanırken, merdiven boşluğundan hâlâ Sarılgül Nene'nin sesi geliyor. Adımlarını hızlandırıp kapıyı hızla açıyor. Tatlı bir huzur buluyor evin içine girer girmez. Kendine bir çay hazırlıyor. Denizin karanlık yüzünü seyre dalıyor bir an.
Ve tam keyfin ortalarında kapı çalıyor.
Keyifsizce mercekten bakıyor. Sarıgül Nene kapının eşiğinde.
Açmayacağım işte. Yetti artık!
Nene gözü kapalı, ısrarla zile asılıyor.
Rana kapıyı istemeye istemeye açıyor.
"Ne yapıyon?"
"Şöyle bir mastürbasyon yapayım dedim, ama sen hiç fırsat vermiyorsun ki Sarıgül Nene."
"Ne dedin kızım, anlamadım?"
"Boş ver anlama zaten bu yaştan sonra. Bir anlarsan nasıl yaşadığını, dünyan yıkılır!"
Rana kapıyı yarı aralık tutuyor. Sarıgül Nene'nin yarı ayağı ise kapının eşiğinde. Rana kapıyı kapatmaya çalıştıkça Sarıgül Nene eşiği aşındırıyor. En sonunda eşiği aşmayı başarıyor.
"Buyurmaz mısın Sarıgül Nene?"
Salona doğru atağa geçiyor ve hop diye az öce Rana'nın keyif yaptığı yere oturuveriyor.
Rana da sessizce karşısına oturuyor.
"Eeee kızım, nasılsın?"
"İyi nene. Sen nasılsın?"
"Allah'a emanet ol kızım."
"Sağ ol Nene."
"E kızım sen de evlenmemişsin. Hayırlısıyla bir kısmetin çıksa da başını bağlasak."
Hah bir bu eksikti. Hesap ver bakalım Rana? Hesap vermediğin bir Nene kalmıştı. Ona da hesap ver.
Annesinden bu cümleyi duymaktan gına gelmişti. Her tatilde zavallı kadının ısrarla evlendirme çabalarını Rana boşa çıkarmıştı. Baş bağlamaya ne meraklıydı bu toplum.
"Kimseler beni almadı Nene. İşte bu yüzden evde kaldım."
Taşı gediğine oturtmaktan memnun, kahkahayı basıyor Rana.
"Vay başıma gelenler. O nasıl söz… Gül gibi kızsan. Gençsen, tahsillisen, Güzelsen. Elini sallasan ellisini bulursan."
"Ellide bir adam yok Sarıgül Nene."
"Vış! O nasıl söz? Kızmazsan sana bir şey diyecem kızım. Ben de senin bir anan sayılıram. Bizim Mehmet var. O da evlenmedi. Seni görmüş çok beğenmiş. Anası babası kimi kimsesi yok."
Rana kıpkırmızı, Sarıgül Nene'ye şaşkınlıkla bakmaktan ne diyeceğini şaşırıyor.
"Böyle olmaz bu işler Sarıgül Nene. Ben evlenmeyeceğim."
"Yoksa gizli sevdalı mısan?"
"Yok be Nenem."
"Peki, niye evlenmiyon?"
Allah Allah! Beni doğuran anam beni evlendirememiş şu işe bak!..
"Karşılıklı çıkar ilişkilerine bağlı ve bencil içgüdülerine kurban edecek bir çocuk yaratmak için tezgâhlanmış bir kavramın kim kurbanı olmak ister Nene?"
"Hı!" diyor Sarıgül Nene. Gözleri kocaman söylediklerini anlamlandırmakta zorlanmış bir bakışla bakıyor Rana'nın yüzüne. Zavallı kadının havsalası böyle bir cümleyi kaldırmıyor.
Tuh sana Rana, utanmıyorsun elin yaşlı garibiyle dalga geçmeye.
Ancak kendi bildiği yolda devam ediyor Nene.
"Ama niye ki kızım? İnsan evlenmeli çoluk çocuğa karışmalı."
"Niye evlenmeliymiş nenem? Kim demiş? Sen evlendin de başın göğe mi erdi? Al çocukların da seni bırakıp gitmiş."
"Çocuklar kuş misalidir, vakti gelince uçar giderler yuvadan."
"Nene hadi boş ver bunları. Bu işlere ayıracak zamanım yok benim."
Nene vazgeçmiyor.
"Kızım bak sonradan pişman olacaksan."
Rana bir işgalden nasıl kurtulacağını hesaplayarak uzun süredir yemediği tırnaklarını kemirmeye başlıyor.
"Bak Nene bir daha bana birilerini bulmaya kalkma. Şimdi müsaade edersen işlerim var, onları yapmam gerek."
Nene olduğu yere çakılmış gibi, ayakları gitmiyor.
Her akşam bu manzarayla insan nasıl yaşar? Şöyle kafamı dinleyip evimde rahatça taciz edilmeden dinlenemeyecek miyim?
Bir iki dakika sonra Rana, okuması gereken notları masaya diziyor. Fakat Nene'de yine hareket yok.
"Sen istiyorsan otur Nene. Ben bu işleri bitirmeliyim."
"Televizyonu niye açmıyon? Dizi oynuyor."
Haydaaa!
"Nenem televizyon bozuk. İzlemiyorum."
Sanki Rana'nın hayatında çok büyük bir şey eksikmiş gibi, televizyonu açmak üzere ayağa fırlıyor Nene.
"Televizyonsuz yaşanır mı kızım?"
Rana, sabrı taşmış bir vaziyette Nene'ye bakıyor. Fakat buna rağmen yaşlı bir kadının kalbini kırmamak için de kendini zorluyor.
Ama hayır, Nene pes etmiyor.
"Şuraya da bir perde as."
"Niye Nene? Karşıda bina yok ki. Hem ben denizi izlemeyi seviyorum."
"Olsun sen yine de as."
"Yaşlı kadın, aldırma" diye tekrarlıyor Rana içinden; sabrının son demlerinde.
"Hem şu kanepeyi de şuraya al," dediği anda Rana kıpkırmızı oluyor.
"Nene sen en iyisi eve git."
Birkaç saniye geçmeden Rana, kaba davranışından utanmış Nene'ye bakarken, sanki söylediklerini duymamış gibi, "Yarın sana tamirci Necati'yi çağırayım" diye ısrar ediyor.
"Nene kurbanın olayım, işlerim yoğun, bunları konuşacak ne zamanım ne de enerjim var. Televizyon izlemiyorum dedim sana. Niye anlamıyorsun? En iyisi seni yolcu edeyim."
Nene ayaklarını sürükleyerek isteksiz ayağa kalkıyor.
Rana, Sarıgül Nene'yi zar zor dışarı çıkarıyor.
"Oh beee…"

Ertesi gün Nene yine kapıda. Fakat Rana bu kez eve girmekten vazgeçip Sarıgül Nene'ye el sallıyor uzaktan.
En iyisi bu evden taşınmak.
Rana çark edip sahil yoluna sapıyor. Halil Efendi'nin yanına uğruyor.
"Tez elden bir ev bul Halil Efendi. Ev çok güzel, çok seviyorum orayı, ama alt kattaki kadın beni çıldırtacak."
Halil Efendi olayın ciddiyetinden uzak gülüyor: "Altı üstü bir ihtiyar."
"İhtiyar deyip geçme Halil Efendi. Her gece her gece, artık çekilecek gibi değil. Yalnız kadın anlıyorum ara sıra gelsin, ama canıma tak etti artık. Resmen taciz ediyor. Her şeye karışıyor. Hesap soruyor. Önceleri ihtiyar kadın diye ses etmiyordum. Ama sınırı çok aştı."
"Ne yaptı ki?"
"Beni evlendirmeye karar vermiş bir kere, ha bire koca adayları tespit ediyor."
"İyi ya ne güzel," diyor Halil Efendi, durumdan hoşnut bıyık altından belli belirsiz gülümseyerek.
"Yapma Halil Efendi."
"Tamam, bir yol buluruz."
"Sağol. Görüşürüz. Neneyi bekletmeyeyim. Yine kapının ya da pencere önünde kesin bekliyordur. O değil zatürree olacak soğukta. Sonra vicdan yap dur."
"Seni mi bekliyor?"
"Maalesef."
Gecenin ilerleyen saatlerinde Rana sessizce binaya girmeye çalışıyor. Otomatı bile yakmıyor ki ihtiyar uyanmasın.
Ve tam "oh be atlattım" diye aklından geçirirken, merdiven otomatı "şak" diye yanıyor. Sarıgül Nene yine kapıda.
"Gızz, nerden geliyon bu saatte?"
Ölünün köründen geliyorum Nene! Sen de gelmek ister misin?

Sayı: 33, Yayın tarihi: 26/12/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics