MaviMelek
Hermes Kitap
"Güç katıcı bir yanını sezmiştin bu silinişin; arasan da kendini arada sırada aynada, biliyordun bir daha bulamayacağını o yüzü!." Cüce / Leylâ Erbil

[Öykü]"Saraltı" | U. Şahin Tağı

Saraltı | Ayla Keskin

"PEKİ BU MAVİLER KİMDİ?.."

Ve son defa baktı geceye adam, gün ışıyordu. Şehrin hızı artmaktaydı. Yavaş yavaş sokaklar dolmaya başlarken genç adam, evinin yolunu tuttu. Sadece bir sokak kalmıştı evine varması için. Sokak büyük, adam küçüktü. Adam hızlanmaya çabalarken düşüyor, etraftaki insanların dikkatini çekiyordu. Adam bundan çok korkuyordu. Ne dikkat çekmek ne de fark edilmek istiyordu. Sarı demek ölüm demekle eşit gibiydi adam için. Çünkü adam sarıydı. Sarılığını saklamak için her gün kendini maviye boyuyordu. Maviler rahattı olması gereken renkmiş gibi ve mavi olmamak suçmuş gibi sarılığından utanıyordu. Diğer yandan her geçen gün yaklaşan tehlikeden de yorulmuştu. Bir gün gerçek ortaya çıktığında ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmiyordu. İnsanların sarı ve mavi diye ayrılmasının saçmalığını düşünüyordu.

Geceleri her şey farklıydı. Gece olunca renkler önemsizleşiyor ve kayboluyordu. Herkes her yerde özgürce ve korkmadan dolaşabiliyordu. Bu yüzden geceleri çıkıyordu fark etmek için yaşamı. Yine de temkinli olurdu. Çok aydınlık yerlerde dolaşmazdı. Sarıların yoğunlukla gittiği yerleri seçerdi. Denizi çok severdi. Dalgaların sesiyle şiirler yazar, besteler, birkaç saat içinde şarkıya dönüştürür ve söylemeye başlardı. Genç adam eve apar topar girdiğinde sarılıkları ortaya çıkmak üzereydi. Dışarıda sarhoş bir yaşlı yürüyordu salına salına, sarılığına inat. Yürümüyor, sanki dans ediyordu. Eyvah, dedi içinden ve telaşlandı genç adam. Ne yapacağını bilmiyor sadece pencereden bakmakla yetiniyordu. Yaşlı adamı aşağılayan bakışlar yükselmeye ve çoğalmaya başlayınca genç adam dayanamayıp dışarı atıverdi kendini. Neler olabileceğini geçirdi hızlıca aklından. Çok küçükken yaşamıştı bir kere ve aklından çıkmayan bir sahne olarak yerleşmişti içine o an. Okula yeni başladığı günlerdi. Annesi onu özenle boyamış, önlüğünü giydirmiş ve yakasını takarken sıkı sıkıya tembihlemişti. Sarılığını gizlemesi gerektiğini o gün öğrenmişti annesinden anlamlandıramasa da. Babası tüccardı. Diğer sarıların oturduğu mahallelerde oturmuyorlardı. Genelde sarılar fakir olurlardı. Ayak işlerinde çalıştırırlar, boğaz tokluğu denilen sınırda yaşamlarını devam ettirirlerdi ve okula gidemezlerdi. Sınıfta en arkaya oturtmuştu öğretmeni, ama en öndeki güzeller güzeli ve narin bakışlı minik hanımefendiyi fark etmesine engel değildi bu durum. Dersler iyi gidiyordu. Öğretmeni onun sarı olduğunu biliyordu ve diğer çocukların fark etmemesi için çabalıyordu. Bu çaba sadece 3 ay etkili olmuş, çocukların biri boyadan açılan yeri fark etmiş ve diğerlerine söylemişti bağıra bağıra. Oturduğu yerde kala kalmıştı. Etrafını çevreleyen mavi çocuklar bir yandan onunla dalga geçiyor diğer yandan boyalarını silerek sarılığının iyice ortaya çıkmasını sağlıyorlardı. Bunların dışında sarı çocuğu asıl üzen güzeller güzeli narin sevdiğinin, ilk aşkının, yanına gelip aşağılayıcı bakışlar atması ve ağlayarak gitmesiydi. Çocukların sesini duymuyor sadece ilk aşkının gidişini izliyor, izlerken içinden kopan parçaların onu bu denli yaralayacağını bilmiyordu. Öğretmeni koşup geldiğinde tek mavi noktası kalmamış üstü başı yırtılmış. Yüzü, gözü çizikler ve darbeler içinde kalmıştı. Evine götürüldüğünde dahi konuşmamış sürekli aklından koşarak giden kızı geçirerek gözleri yaşlı uyuyakalmıştı.

Yaşlı adamın yanına vardığında, adamı tartaklayanları gördü. Yıllar önce onu tartaklayanlardı yine. Kendini gizledi birden sokak tabelasının arkasına. Cesaret etmeli miydi bir adım daha yaklaşmaya. Onu evden çıkaran duygu neredeydi şimdi. Doğru olan neydi ve kayıp mı olmuştu yazdığı şarkılardaki özgür ruh? Söylemiyor muydu haykırarak şarkılarını geceye ve denize? Yıllar önce yaşadığı hayal kırıklığının ona kattığı, götürdüklerinden az mıydı? O duygu yoğunluğu içinde yaşamış ve şarkılarını yazmıştı minik aşkına yıllardır. Gelen polis ekibi yaşlı adamı tartaklamaktan beter edercesine bir şekilde kurtarmaya çalışıyor, arabalarına sokmaya çalışıyordu. Yaşlı adam, genç adamın gözlerine baktı o anda. Sonra ellerini havaya kaldırarak bağırmaya başladı ağlayarak. İsyanım var diyordu. Benim suçum ne, ey Tanrım! Sarı doğmayı ben mi seçtim! Yaşlı adamın bu sözleri içini utançla doldurdu genç adamın. Bu utanç rengini sakladığı için kendine duyduğu utançtı. Yaşlı adamın gözlerinde ve sözlerinde hissettiği isyan, içinde bu duyguyu oluşturmuştu. Aslında kendini gizlendiği kişinin yaşlı adam olduğunu fark etti. Kendisini kendisinden gizleyen sıradan bir sarıydı aslında. Babası ve ona benzer gizli sarılarla, mutsuzluk ve utanç içinde yaşayacak, yaşlanacak sonunda bu yaşlı adam gibi olacaktı. Bu noktada karar vermeliydi. Ya yüzyıllardır babası, dedesi ve onların babaları gibi olacaktı veyahut şarkılardaki özgür ruhu ortaya çıkaracaktı. Kendini tutamayarak ileri atıldı. Yapmak veya yapmamak sanırım bütün mesele buydu ve yaptı. Gidip polisin elini tuttu ve durun diye bağırdı. Yaşlı adamla göz göze geldi. Yaşlı adam, gencin gözlerindeki alevi ve ışığı gördü. Umut kapladı yüreğini. Polisler şaşkınlık içinde gence bakarken, diğer taraftan başka bir el daha geldi ve ardından bir el daha. Sanki kördüğüm çözülüyor, bir çembere dönüşüyordu. Bir kıvılcım çakmış, alevi tahmin edemeyeceği bir hızda büyüyerek yayılıyordu. Fark ettiklerinde çevredeki herkesin hatta kollarından tuttukları polislerin bile sarı olduğunu, büyük bir şaşkınlık ve eziklik duygusu kapladı içlerini. Peki bu maviler kimdi, yıllardır kendilerini büründürdükleri, gizledikleri bu maviler? Nereden çıkmıştı, kim anlatmıştı, kim boyamıştı ilk defa bedenlerini? Neye nasıl inanmışlar ve bundan sonra neye nasıl inanacaklardı? Yüzyıllardır aslında kendilerinden saklandıklarını bilmek genç adam kadar diğerlerini de şaşkına çevirmiş ve büyük bir boşluk uyandırmıştı. Yıllardır okullarda, işyerlerinde saklandıkları kendileri miydi gerçekten? Tuvalet kabinlerinde gizlice boyanıyorlardı, diğerlerinin gizlice boyandığını bilmeden. Bunu kendilerine nasıl itiraf edeceklerdi? Herkes, hatta yaşlı adam bile donmuş etrafına bakınıyordu boş gözlerle. Büyük bir sessizlik çökmüştü. Sonra polisler sessizce arabalarına binip gittiler. Ardından kadınlar ve erkekler. Yaşlı adam dahil herkes sessizce terk ediyordu sahneyi. Genç adam kaldırdığı elini indirdi ve evine doğru yürümeye başladı. Evin kapısını annesi açtı bu kez yanında babasıyla. Nasıl bir yaşam onları bekliyordu? Bir yerlerde bir mavi var mıydı? Şimdi de onlar mı saklanacaklardı. Yoksa hepimiz mavi miydik?

~~~
Sayı: 37, Yayın tarihi: 09/05/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics