MaviMelek
"Kuleden kuleye ipler uzattım; pencereden pencereye çelenkler; yıldızdan yıldıza altın zincirler… Dans ediyorum." Illuminations / Arthur Rimbaud

[Öykü]"Sancı" | Petek Sinem Dulun

Sancı | Genco Demirer

"FAHİŞENİN UYKUSU"

Tabanlarında duyduğu ince sızının, şiddetini artırdığını hissetti; fakat gözlerini dahi açamıyordu. Yatağına zamk gibi yapışıp kalmış ve acının ayaklarından bedenine doğru yükseldiğini, kendiliğinden çıkan esrarengiz kıvılcımın bir anda harlanışını, yaşadığı tüm acıyı dışarıdan bir gözle yatağından ve bedeninin üzerinden gördüğünü anladı.

Yatağında boylu boyunca uzanmıştı.Yüzünde acının hiç bir izi olmamasına karşın müthiş canı yanıyordu. Üzerinde; sevdiği yeşil renkli pijama sarıya, turuncuya, kırmızıya dönüşüyordu.

Yüzünde beliremeyen çizgilerin, bağıramayışın, gözlerini açamayışın ve bedenini hareket ettirememenin ezikliği ile daha da harlanan alevlerin yüzünde, yatağında, odasında oluşturduğu coşkuyu, derisinin yaralanışını bedeninin kül oluşunu hayretle ve irkilerek izliyordu. Birden kapı açıldı. Hem yatakta yatan küllenmiş Myra, hem de yukarıda onun acısını izleyen Myra kapıya baktı.

Acı bir çığlıkla açılan kapı gıcırtısıyla Myra'nın annesi odaya girdi, ışığı açtı. Telaşlı ve evhamlı bir şekilde Myra'ya bakıyordu. Ter içinde kalmış ve kaskatı olmuş bedenine, yüzüne dokundu, ovdu. Üşenmeden hızlıca bir havlu getirip yanaklarını, alnını, boynunu sildi.

Su isteyip istemediğini sordu. Bir güç Myra'nın hareket etmesini, konuşmasını engelliyordu. Annesi cevap alamayınca uyuduğunu sandı, oysa günlerdir uyuyamıyordu o. Gözleri şişmişti. Çok geçmeden tabanlarında duyduğu ince sızı yine onu bulmuştu. Gözlerindeki uykusuzluk izleri onu bir türlü rahat bırakmayan huzursuz bir sinek gibi etrafında dolaşıyordu.

Annesi ışığı kapatıp gitti. Bir müddet sonra yatağa yapışıp kalan bedenini son bir güçle hareket ettirmeyi başardı Myra. Ayağa kalktı, mutfaktan bir bardak su içti. Gece yarısı olmalıydı, pencereden baktığında etraf zifiri karanlıktı. Hava almak için dışarı çıktı. Sahile kadar yürüdü. Uzun zamandır uykuya hasret gözlerinin, bir kedi gibi yüzüne kıvrıldığını anladı.

Gözlerini su ve motor sesiyle açtı. Bir teknede olmalıydı. Gözlerine dokundu, neredeyse hiç şişkinlik yoktu. Uzun zamandır uyuyor olmalıydı. Karşısında duran kumral, dalgalı saçlı oğlana baktı. Delikanlı Myra'nın uyandığını görüp gülümsedi.
“Uzun zamandır uyuyorsun, uyanmana sevindim ben de acıkmıştım.”

Bu gençle tanışıyor olmalıydı, gözlerindeki sıcaklıktan anlamıştı bunu. Delikanlının kumral, dalgalı saçlarını ve denizin pul pul olmuş maviliğinin yeşil gözlerine yansıyışını dikkatlice inceledi. Teknenin içi ağla kaplıydı. Ayaklarının altında, yanında duran balık ağlarının aniden bir yılan gibi kıvrılarak bedenine dolandığını fark etti. Çözmeye çalıştıkça sanki daha da dolanıyordu ağ. Ağın bir ucu Can'ın elindeydi, Myra'nın her hareketinde ağ gerilerek Can'ın ellerini kesti, kanattı. Can, daha fazla direnemeyip acısını gözlerinden silkeleyiverdi, ağı bıraktı.

Tekne iyice açılmıştı, biraz peynir ve ekmek vardı tekne içindeki sepette. Can ellerini sarıp Myra'nın yanına yaklaştı. Bir parça ekmek ve peynir uzattı. “Bunlar son erzağımız, bir süre aç kalabiliriz” dedi.

O günün gecesi gökyüzünde hiç yıldız kalmamıştı, hatta ay da ortadan kaybolmuştu. Sabahın ilk ışıklarıyla Can, Myra'yı uyandırdı. Büyük bir zafer kazanmış gibi sevinçliydi.

“Myra, ilerde bir ada görünüyor nihayet, baksana!” dedi. Myra neden burada olduğunu bile hatırlamıyordu. Can'ın heyecanına tebessüm ederek, “nerede göremedim” dedi. Eliyle uzaktaki puslu adayı gösteriyordu Can'ın sevinçten yarasını unutmuş parmakları, “Orada!”

Myra'nın içine kötü bir his  oturdu. Bir müddet sonra sahile yaklaştılar. Tekne sahile kendini adeta teslim etti. Kuma gömülür gibi de kayboldu. Kayık ne olduğunu anlayamadan, gitmişti. Can da sır olmuştu sanki. Sahil boyu kumların üzeri deniz kabuklarıyla örtülüydü. İleride tahtadan küçük bahçeli bir kulübe görünüyordu.

Kulübenin bahçesine girmiş, kapının önünde duran çamaşır ipinde çırpınan ve kuyruklarından mandallarla asılmış balıklara baktı. Balıklar kendilerini kurtarınca aşağıda kuma mezar gibi açılmış çukurlara düşüyorlardı. Çamaşır ipinin yanındaki sepette, kanı bu çukurlara akan martılar da vardı. Kulübenin duvarları uzun insan saçlarıyla yarı beline kadar giydirilmişti. Myra'nın içindeki endişe sanki kesici bir aletle derinleşmişti.

Etrafın tekin olmadığı kesindi ama bu kulübe ne kadar güvenliydi. İçeri girmeye de, dışarıda kalmaya da korkuyordu.

Kulübenin içine adım atmaya karar verdi. Kapıyı itti ve ilerledi. Kapının girişindeki mutfağa keskin kokuya rağmen girdi. Odadaki çeşitli hayvan kadavralarının ağır kokusuna direnerek ilerlemeye çalıştı. Tavandan ölü kediler sarkıyordu. Korkunçtu! İçindeki korkuyu olduğu yere kustu. Rahatlamıştı.

Aniden ensesinde bir nefes hissetti. Başını çevirdi ve karanlıkta kendini kaybetti.

Myra'nın annesi, mutfakta bayılmış vaziyette bulduğu kızının terlemiş yüzünü okşadı. Kızına ne oluyor anlamıyordu. Kaç gecedir uykusuzdu ve kabuslar görüyordu. İlk defa yataktan kalkmış onda da mutfakta bayılıp kalmıştı. Kızını odasına taşıdı. Önce başucunda beklemeye, sonra sabah yanına gelmeye karar verdi.

Tabanlarında duyduğu ince sızıyla gözlerini açtı Myra. Yatağına yapışıp kalmıştı, vücudu çözülmüyordu. Ölü hayvan kokusu ve kül kokuları birbirine karışmıştı. Uğultulu bir kadın sesiyle hafif bir müzik sesi duyuyordu. Müzik adeta büyülemişti Myra'yı. Bütün gücünü toplayıp bir hışımla kalktı yerinden. Koridora çıktı, koridorun en uç odasındaki ince ışık sızıntısı ve uğultulu kadın sesi müzikle dans eder gibiydi. Hafifçe kapıyı araladı. Odanın her tarafına yayılmış boya kutuları, tuvaller ve yere sıralanmış resim çalışmaları görünüyordu. Karşısında kapıya sırtını dönmüş zayıf bir kadın hafifçe radyoda çalan müziğe mırıldanarak eşlik ediyor ve ince ışık altında deli gibi bir şeyler karalıyordu. Myra, kadının ne çizdiğini çok merak etti. İçinden bir güç ilerlemesini ve yerde yayılan resimlere bakmasını söylüyordu. İçeri sessizce adım attı müziğe kendini kaptırmış kadın, içerde birinin olduğunu anlamadı.

Tek tek çalışmalara baktı Myra, çoğu kadın deseniydi. Çok iyi gölgeleme yapılmış ve figürlerin arka tarafı flu çizilmişti, belli bir derinliği vardı.

İncelemeye başladı resimleri. Birisinde yatakta yatan bir iskelet gördü. İskelet flu çizilmiş ve yatağın başucundaki askıya bir kadın bedeni asılmıştı. Bu resmin adı, 'fahişenin uykusu' olmalıydı. Bir sonraki sırada kalabalık bir pazaryerinde maydanoz satan çocuğun yağlı boya tuvali vardı. Bu tuvalin adı, ‘sessiz isyan' olmalıydı. Sırayla kâğıtları ve tuvalleri dolaştı, odadaki diğer kadını unutmuş resimlere dalmıştı. Aklına geldiğinde eski yerinde yoktu kadın, müzik sesi de durmuştu. Ensesinde bir nefes belirdi, daha başını arkasına çeviremeden başına aldığı darbeyle olduğu yere yığıldı.

Myra'nın annesi odaya girmişti. Myra yarı açık gözlerle annesine bakıyor ve olayların akışına anlam veremiyordu. Etrafta hâlâ resim çalışmaları duruyordu. Hafif müzik çalmaya devam ediyor, kül ve kadavra kokuları etkisini yitiriyordu. Annesi mutlulukla Myra'nın kollarından tutmuş, onu kaldırmaya çalışıyordu.

“Tekrar resim yapmana çok sevindim kızım!..”


Sayı: 34, Yayın tarihi: 28/01/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics