MaviMelek
"İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?" - Aylak Adam / Yusuf Atılgan

[Öykü]"Rüya" | Duygu Altın

Rüya | Yunus Kocatepe

"ZAMAN BAŞIBOŞ BİR ÇOCUK GİBİ"

Bölüm 1 - Ayrılık
Tomris Uyar ve Cemal Süreya'ya saygılarımla

Her aşk kasımda mı başkaydı? Hayır. Bu gün ayın yirmi biri. Aylardan aralık ve kar kazma, kürekle savaşmak ister gibi kapının önünde dik başlı beklemede. Takvimi işaretliyorum. İlaç firmasının sağlıklı günler dileriz gibi basit cümleler kurdukları, ucuz kağıda bastıklarından. Kırmızı yuvarlak içine aldığım zaman uzun uzun bakıyor gözlerimin içine. Bakışlarından yorulup başımı öne eğiyorum, mahsun, yorgun. Mutfak camının önüne ayaklarımı sürüyerek vardığımda bir çocuk edasıyla 'hoh'luyorum camı. Buğu, çağrılmasını beklermiş gibi ortaya çıkıveriyor. Küçücük bir kalp çiziyorum etrafından küçük sular sızan. Kasımda değil yalnızca filmdeki gibi, aşk her ayda başka ve zor. Bu düşünce aklımı tıklatınca bir yerimde yara varmış gibi sızlıyor bedenim. Yüzümü kasıyorum. Kaşlarımı çatıyorum. En iyisi uyumak diye iç geçiriyorum. Az önce kalktığım sıcaklığını henüz kaybetmemiş kanepeme gömülüyorum. Çocukluk batteniyemi burnuma kadar çekiyorum. Günlerdir ya uyuyorum ya okuyorum. Babaannem olsa "Dik başlısın, kimse seni almayacak. Ne bu sürekli okumalar, afralar, tafralar, bilmişlikler..." diye çekerdi paparayı. Azarlanmaya hatta hırplanmaya ihtiyacım var. Perdelerin arasından sızmaya çalışan kış güneşi... Duygulanıyorum. Mavi göz yaşı... Beni sevecek bir adam bile yokken Tomris Uyar'ı sevmiş üç erkek şairi düşünüyorum. Düşünmemle aklımdan dizeler geçiyor. Dizelerin ardı sıra ateşli bir hastalıktan yeni iyileşmeye başlayan bir çocuk edasıyla, tedirgin fakat meraklı adımlarla gidiyorum. Şiirlerin sokaklarında dolaşıyorum. Boş evlere giriyorum, terk edilmiş eşyalara dokunuyorum. Unutulmuş fotoğraflara bakıyorum. Saklanmış anıları kıyıdan köşeden usulca çekip kılıflarından soyuyorum. Bir ağlıyorum bir gülüyorum. Bazen aynı anda iki zıt duyguyla sarsılıyor bedenim. Kedim battaniyemin ucunu çekiştiriyor. Hüzünlü evin ağırlığından tedirgin olacak ki endişeli gözlerle süzüyor beni. Tepki alamayınca yere yatıyor. Gözlerini kapatıyor. İçgüdüleriyle belli ki bana dost olmak istiyor. Perdelere sarılan lacivert ton akşamın habercisi. Saat kaç acaba? Ne önemi var. Yok. Zaman başıboş bir çocuk gibi koşturup duruyor evin içinde patırtıyla olanlara aldırmadan. Sonra o da yorulup çöküyor eski bir koltuğa. Aralığın yirmi biri. Yıl ve saat yok. Gözlerimi yumuyorum.

Önce ellerin vardı yalnızlığımla aramda
sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar

Önce ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar

Bölüm 2 - Rüya
A. Hamdi Tanpınar'a saygılarımla

Kapının çalmasıyla uyanıyorum. Elinde siyah kedisiyle bir adam duruyor eşikte. Merhaba "ben A." diyor. Hiç şaşırmıyorum. Beklenen kişinin gelmesindeki tanıdık duygular... Altın saatini oracıkta çıkarıp paspasın üstüne atıyor. Uyku sersemliğiyle saate bakmak için eğilirken Bay A. içeri girmek için hamle yapıyor aynı anda. Saatin camı 'çat' ediyor. Yüzüne bakıyorum, kaybolmuş bir zamanın mahur bestesi dalgalanıyor gözlerinde. Masmavi bir ışıkta yüzüyor sanki. O kadar dalgın ve ağır adımları. 'Buyrun' diyorum. Zamanın çöktüğü koltuğa yığılırcasına atıyor kendini. Böylece zaman bir kere daha eziliyor. 'Zamanı ezen adam' diye geçiriyorum içimden. İçimi dinleyen Bay A. biliyor söylediklerimi. Bu cümleyi de bilir bilmez fırlatıyor kedisini halının üstüne. İrkiliyorum ve uyanıyorum.

Rüya içinde rüya…

Gitmeliyim diyerek fırın gibi kanepeyi terk edince aralık aynın soğuğu vuruyor sırtıma. Sendeliyorum. Ne çok uyumuşum. Zaman gene koşturuyor işte evin içinde. Olduğum gibi  çıkıyorum evden. Paspasın üzerindeki cam kırıklarına anlam veremiyorum. Anlam veremediğim her şey  için bükülen bir dudağa sahibim nasıl olsa. Boş tramvayı kullanıyorum boş sokaklarda. Boş merdivenleri çıkıyorum, boş koridorlardan geçip aynı boşluktaki sınıfa hem anlatıyorum hem dinliyorum.  Saatleri Ayarlama Entitüsünden çıkıyorum saat gonglayınca. Saatleri ayarlayamamış olmanın kederine aşk acımı da katıp hüzünlerimi ikiye katlıyorum. Parçalara ayrılıyorum, eksiliyorum, çarpılıyorum derken tekrar ikiye bölünüp iki eşit parça oluyorum.

Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil

Bölüm 3 - Rüya içinde rüyanın rüyası
Yusuf Atılgan'a saygılarımla

Bugün aralık yirmi bir. Dün yaşadığım yalnızlıktan sonra bugün de yalnızım. Takvimin önünde duruyorum. İlaç firmasının sağlıklı günler dileriz gibi basit cümleler kurdukları, ucuz kâğıda basdıklarından. Sayılara bakıyorum. Dün aralık yirmi bir, bugün aralık yirmi bir, yarın aralık yirmi bir. "Ah! zaman ne çabuk ilerliyor. Aralık yirmi bir oldu bile." Takvimi işaretliyorum. Kırmızı yuvarlağı giydiriyorum yirmi birin etrafına. İçimden bir ses bu gün birini beklediğimi fısıldıyor. Nerden biliyorum? Bilmem. Kahve suyu koyuyorum ısıtıcıya. İki fincan çıkarıyorum. Porselen ve üstü çiçekli olanlardan. Isıtıcının düğmesi atıyor. 'Tak.' Sütü ekliyorum. Bugün birini beklediğimi artık iyice seziyorum. Kimi? Bilmem. Kahvenin dumanı üzerinde elimi gezdiriyorum, kokusunu içime çekiyorum. Masanın bir ucunda ben, öbür ucunda çiçekli beyaz porselen. Kapı çalmıyor. Ayın yirmi biri oysa ki... Yanlış mı biliyorum yoksa? Eyvahlanıyorum, evhamlanıyorum. Takvime kısıyorum gözlerimi. Hayır. Her gün aynı tarihi çekiyor. Bir aşkın acısı içinde olduğumu hatırlıyorum o anda. Kafam masaya vuracak kadar yıkılıyor. O filmdeki gibi değil hiç bir şey. Aşk sadece kasımda değil her ay başka ve zor. Kapı çalmıyor. Gidip açıyorum. "Merhaba ben Aylak Adam." Son derece yakışıklı, şık ve mutlu Aylak Adam'ı buyur ediyorum. "Buyrun." Ellerimi koyacak yer bulamıyorum, kalbimi saklayacak hiçbir çekmece... Aylaklığından geç kalmış demek ki diyorum içimden sevincim boğazıma yükselirken. Saçımın dağınıklığını aynanın göz ucu hatırlatıyor. Acemice ve beceriksizce düzeltmeye uğraşıyorum kızıl örgülerimi. Üstümü başımı çekiştiriyorum. Ayaklarımın ucunu birbirine değdiriyorum. O ise tüm heybetiyle loş salonun ortasında sırtı bana dönük... Bir Tanrı düşüyor içime, dans eden. Kulağıma eski zaman müzikleri çalınıyor.  Çalınır çalınmaz pejmurde ve dağınık salonum ışık hüzmesine sarmalanıyor. Göz kapaklarım hızla açılıp kapanıyor. Kedim ayak ucumdan kaçıyor hızla. Aylak Adam bana dönüyor. Her yer beyaza boyanıyor.

Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.

Sayı: 49, Yayın tarihi: 16/12/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics