MaviMelek
Hermes Kitap
"Bir sözcük / Ölür söylendiğinde, / Diyor bazıları. / Ben diyorum ki asıl / O gün başlar / Yaşamı." Bir Sözcük / Emily Dickinson

[Hezeyanlar] "Psişik Semptomlar" | Nihal Küçükdönmez

Psişik Semptomlar | Sinan Çakmak

"NADASA BIRAKILMIŞ YARALARIM, YENİDEN KAŞINMAKTA ŞİMDİ"

Yorganı başına çekip, günlerce yataktan çıkmak istemez bazen insan… Hava da uygundur bu duruma; dışarıda dinmek bilmez bir yağmur sürer gider. İnsanlar zamanın ilk kesitinden itibaren koşturmaya başlamışlardır bile hayat deviniminde.

İçinde hüzünsel bir senfoni, gözlerinde uykuyu sürdürme isteği vardır. Çalan alarm da işe yaramaz, yorgun kolunu yavaşça uzatırsın sadece ölüm marşını susturmak için. Ama içindeki merasim bitmek bilmez. "Ayışığı" sonatında güneşle birlikte uykuya kaçmak istersin.

Elini kımıldatıp da tek satır yazacak gücün yoktur. Ama içinden bir güç seni yazmaya zorlar. Yorgandan başını çıkarıp, ayağa kalkabilmek o kadar güç gelir ki… Hiçbir şeyi yapmanın anlamı yoktur. Yine de son bir çabayla anlamsızca yazarsın.
Geceyi beklersin, yaşamı az da olsa anlamlandırabilmek için. Güneşin seheri parçaladığı an'a kadar, parçalar durursun kendini. Müziğin de rengini yitirir. Turgut, Edip, Oğuz'la konuşursun delirişinin orta yerinde. Sözcükler şiire, şiirler acıya dönüşür. Susturamazsın!
Nefes almak bile zor gelir. Son soluğunu içine çekiyormuşçasına, zorlanarak ciğerlerine doldurursun havanın puslu ve nemli hüznünü. Yokluğun gerçekliğinde, var olmanın getirdiği kaçınılmaz ağırlığı taşırsın bedeninde. Benliğinden ruhuna doğru dinmez bir sancı yayılır. İç organların lime lime olmuştur sanki. Zamanı olmayan saatli bir bomba, her an patlayacakmış gibi yüreğinde atıp durur…

Anlamsızlığını bildiğin halde, anlamsızca anlamlandırmaya çalışırsın hayatı. İnsanları anlamaya çalışırsın. Ama nafile. Kendi iç yolculuğunda bir bebek emeklemesinde yol alırken, anlam veremezsin bir türlü olup bitene. İnsanoğlunun ve insanhatununun bunca çatışmalarını, çelişkilerini çözemezsin. Bunca savaş, gözyaşı, önce zihinlerde oluşturulan katil fikirler ve sonucunda fikirleri ve dünya barışı uğruna mücadele eden kişilerin katledilmesi nedendir bilemezsin. Bildiğin sadece, dengelerinin paramparça olduğu bir ruh halidir.

Aynı düşünceler paralelinde, kalemleri uğruna haince vurulmuş iki yazar arasında bile ayırım yapabilmekte bu insanlık. Salt ırkları ve dinleri farklı olduğu için… Hangi mantıkla, yüreklerini körelten hangi bilinçdışıyla oluşmakta bunca kin? Kimiz biz? Sen ben ayırımı neden? Yaşam adına daha umutlu bir gelecek için kalemleriyle mücadele ederken öldürülmüş aydın yürekleri ayırabilmek nasıl bir akıl işidir? Zihninin ince gelgitlerinde anlamlandıramazsın. Oysa yaşamdır asıl olan. Barış içinde, kardeşçe yaşamak dururken; ne ırk ne din ayrımı, her şeyin tek bir öz 'de olduğunu anlatamazsın. Ve bu kaos içinde kendi karmanda kaybolursun…

Aşkın özlemiyle yanarken yüreğin, onu düşlersin. Düşlerinin şehvetiyle, gerçeğin girdabında debelenirsin. Bedenini okşarken yokluğunda, geceler boyu sevişirsin yalnızlığınla. Bacaklarının arasından akan ılık şarabın buruk tadı kalır, hafızanın silik mastürbasyonunda. Oysa istediğin başını omzuna usulca yaslayacağın bir tutam huzurdur yalnızca.

Yaşamı paylaşırsın, zamanın onmaz sancılanmalarında. Güvenirsin. Seversin. Dost bilirsin. Ruhunun taşlı yollarında, yüreğinin kapılarını açarsın ardına kadar. Umutlarını, mutluluklarını savurursun. Gün gelir ceplerini yoklarsın, tek bir kırıntı umudun kalmamıştır ceplerinde. Sonsuz sandığın okyanustaki, dost bildiğin gemiye sığınmak istersin. O anda fark edersin gemideki maskeli baloyu. "Maskeli balonun çıplak kralıyım, / dost sandıklarımın içi boşaldı. / Çocukluğumu gömdüm / küçük bir papatyanın yanına, / üzeri kır çiçekleriyle örtülü. / Ruhum soluksuz mumya kalıntısı, / yaşsız bir yürekte uyuyan. / Ölü bir çocuğum şimdi ben / kimsesizliğiyle yıkanıp, / sessizliğinin tabutunda gömülü olan." repliklerinde yine anlamsızca paylaşımı sorgularsın.

Ya çemberin içindesindir ya da dışında… Çemberi teğet geçen doğrunun simetrik düzleminde, milimetrik ölçümlerini kavrayamadığım tozlu sahnenin figüran oyuncusuyum sadece…
Nadasa bırakılmış yaralarım, yeniden kaşınmakta şimdi. Bir limana sığınır gibi yorganımı başıma çekip, günlerce yataktan çıkmak istemiyorum işte…

 

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics