MaviMelek
"Eksilen, yalnızdır hep; karşılığında aldığı ne olursa olsun." - "Saga" / Türker Armaner

[Öykü]"Porsuk" | Merve Tuncer

Porsuk | Yunus Kocatepe

"ÇÖP VAR MI? TÜKÜRECEĞİM"

Güneş rengi sakız ağaçlarının, inançsız iğdelerin, başıboş çamların arasında ararken seni, yine salkım söğüdün altında pericilik oynarken buldum. Uzun boşluklar bıraktım gölgelerim arasında, saçlarımın arasından selam verdim sana.

Tam neden burada olduğunu sormak üzereydim. Sonra hatırladım. Hep adam akıllı sorular sor diye kızarsın bana. Gözlerin yeşile döner. Howl'un yürüyen şatosundan çıkıp savaşa gittiği canavar haline benzersin. Korkar, ağlarım. Saçların da onun gibi mavi. Ama ben mavi sevmem biliyorsun. Ah atsız şövalyem, ah soylu süvarim benim. Kamburunu göster bana.

Bir elma kopardım ağaçtan sana. Kolumdan tuttun. "Bak!" dedin. "Mavi!"
Hayır dedim şeffaf o. Ama anlamadın. Gözlerin yeşildi çünkü. "Yok" dedin.
Gözüme soktun. "Bak! Mavi". Kolumu sıkmaya başladın. Hâlâ durur tırnak izlerin. Peş peşe üç küçük şirin iz. Her gün lanet ederim o şeffaf elmaya.
Yerden bir çubuk aldın. "Bak!" dedim. "Sihirli değnek. İstediğin her şeyi yapabilirsin onunla".
"Güneşi boyayabilir miyim?" diye sordun. Sonra salkım söğüdün telaşlı dalı yüzüne çarptı.
"Bak!" dedim. "Porsuk o." "Burda balık var" dedim.
"Porsuk'ta balık ne gezer" dedin. Suya daldırdım elimi ve bir balık tuttum sana.
"Balık değil o, taş" dedin. "Çakıl taşı". Birden aklıma adım geldi. Çakıl taşı.
Değerli midir diye sordum. Ancak bir fahişe kadar dedin. Tropizmanya'da fahişeler kutsalmış dedim. Öyle bir yer yok dedin. İnanmadın yine bana.

Dün umudu gördüm dedim. Yanında erdem ve onur da vardı. Ama bir tek umut selam verdi. Sana da selamları var. Adını duyar duymaz yine yeşile döndü gözlerin. Umut! Sen onu öldürdüğünü düşünmüştün değil mi? Yüzsüz biri umut dedim. Yeşerip yeşerip duruyor. Kovmuştum dün. Gene geldi. Boşuna öldürmeyi deneme yine gelir. Dedim ya, yüzsüzün teki... Sonra beni boğmaya çalıştın. Porsuk beni sever, öldüremezsin dedim. İnanmadın.
"Bak zaten şu pembe evde anneannem oturuyor. Bağırırsam duyar, hemen balkona çıkar. Ben de seni şikayet ederim" dedim. Öpüp bıraktın duyunca, korktun mu yoksa sevgilim?

Hadi resim yapalım. “Bak!” dedim. “Kuru boyalarım. Ben pembe olayım sen yeşil ol. Yok veya mavi ol. Vazgeçtim siyah.” Sonra yine salkım söğüt yüzüne çarptı, sinirlendin. Küfrettin ağaca. Rüzgâr esti, elbiseme kan damladı. Gidip kucak dolusu kahve tohumu getirdim sana.
“Kış kapıda, içeriz.” dedim. Yüzüme bakmadın. “Hadi git ekmek al, yemek hazır dedim. Kımıldamadın.
Acıdan kıvranmaya başladın. Vicdan mı? Sanmıyorum. Aşk mı? Kafanı mı salladın sen? Ne yani aşık mısın? Bana mı? Hayır mı? Ama bak ben güzelim, akıllıyım, şeffaf bir eteğim ve yenebilir iç çamaşırım var. Yine mi hayır? Üfff, iyi tamam. Anladık. Gene onun yüzünden. Git hadi, gene ona git. Seviş de gel. Çok geç kalma yemeğin soğumasın.
"Uslanmaz bir arsızsın" dedin. Haklısın be sevgilim, gene haklısın.
“Yalancısın” dedin. O değilim işte. Anneannem orda bak! Ama yine yeşil oldun, dudaklarını büzdün, duvarı yumrukluyorsun, böyle olmaz ki ama. Rahat yalan söyleyemiyorum böyle.
Gözüne güneş geldi, mavi oldu. "Sürtüğün tekisin çakıltaşı!" dedin. Dayanamadım. "Sensin o! Pislik herif. Çek ellerini üzerimden. Bu 14. iz. Yeter!"
Salkım söğütten bir darbe daha… Ahaha! Bak işte buna gülünür. "Kes sesini aptal kadın!" dedin. Hangi kadın, hangi aptal, pardon?

Aaa bu çalan ne? Lethe mi bu? "You Are My Lethe" değil mi sevgilim? Birlikte gezdiğimiz şehirler, verdiğimiz konserler geldi aklıma sessiz ve karanlık arpeji duyduğum anda. Uçarken beni kucağına alman, gökyüzünde el ele dolaşmamız, ışık hızında mükemmel galaksi turumuz, acıkıp uzay üslerinde verdiğimiz yemek molaları... Tamam güzel zamanlarımızı da hatırlatmıyorum. En iyisi susup oturayım ben.

Elmadan bir ısırık aldım. Acıymış. Geri bıraktım. "Çöp var mı? Tüküreceğim." dedim. Ağzını açtın. Çok teşekkür ederim sevgilim bugün yine çok kibarsın... Anneannem aşağıya atladı, beni öptü. "Korkma, ben yanındayım." Bu cümlenin üzerimde yarattığı inanılmaz korkuyu
anlatamam. Ona da anlatamadım zaten.

Porsuk üstüme su sıçrattı. Salkım söğüt elini uzattı, bir kuru boya verdi bana. Mavi bir elma çizdim. Elmanın çekirdekleri acı kahve tohumlarına dönüştü. Ekmek almaya gittim. Şarkı bitti.

Masumiyetin değişmez kokusunu aldım. Ölü gibi, çöp gibi, bozulmuş et ve rutubet gibi...

~~~
Sayı: 39, Yayın tarihi: 31/07/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics