MaviMelek
Hermes Kitap
"Yer gök arasında bir perdedir söz, sus! Gerçeği örten yüce ummansın..." Mevlâna

[Deneme]"Kendimiz Olamayan Biz" - Mustafa Kurt

Kendimiz Olamayan Biz

"PERAKENDE HAYATLAR"

Üç adam yürüyordu yolda
O yürürken yol boyu:
Olduğu adam,
Arkadaşlarının gördüğü adam,
Olmak istediği adam

Kaynağı tam olarak bilinmeyen bu şiir, bir an durup da hayatlarımıza baktığımızda bize çok şey söylüyor. Gerçek benliklerimizle yaşadığımız hayatımız arasındaki uçurum bu bakış esnasında ne kadar da derinleşiyor. Hayatın içinde büründüğümüz ya da bürünmek zorunda kaldığımız kimlik ve statülerimizle biz, gerçekten 'biz' miyiz? Yoksa geçen her saniyeyle birlikte kendi benliklerimizden daha da uzaklaşıyor muyuz? Bu kıyası sadece bir nefis muhasebesi olarak değil de kendimizi bilmeye başladığımız yaşlarda verdiğimiz kararların şimdi neresinde durduğumuzla ilgili olarak soruyorum. Çünkü hepimiz yapıp ettiklerimizden sonra çoğu kez "Aslında ben böyle birisi değilim" cümlesini kurmuyor muyuz?

Daha gösterildiği yıl dünya sinema klâsikleri arasında sayılan ve Chuck Palahniuk'un aynı adı taşıyan romanından sinemaya uyarlanan "Dövüş Kulübü" temelde, insanlığın "olmak istediği adam" ile "arkadaşlarının gördüğü" adam arasında yaşadığı o çetin mücadeleyi ele alıyordu. Romanın tüketim toplumuna, insanın üstünlük kurma savaşına, modern dünyanın ezberlettiği tekdüze hayata karşı çektiği kılıçlar derin bir ironiyle süslenmiştir. Gerçekten Dövüş Kulübü'nü bir roman gibi okumak, bir film gibi izlemek yerine kendimize yöneltilmiş ağır bir soru olarak görürsek karşımıza şu çıkıyor: "Tam sizin yaşamak istediğiniz hayatı yaşayan, tam da içinizde barınan o gerçek benliğinizi bürünen bir kişiyle karşılaştığınızda ne yaparsınız?" Böyle bir yüzleşme anını hayâl etmek bile bu çağı yaşayan bizler için oldukça uzak bir ihtimal olsa gerektir. Çünkü hata yapma hakkının bulunmadığı, hayal kurmanın dahi beyhude bir uğraş addedildiği, daha yirmili yaşlarda karşımıza çıkan perakende hayatlardan birisini seçtiğimiz ve hayatımızın geri kalanını da o seçime göre yaşamak zorunda olduğunuz modern dünya "geniş zaman" uğraşlarını bizden ne kadar da ırak kılıyor.

Her anlamdaki muhalefetimizin, bize verili olanlar üzerinden yapıldığı, 'akış'a katılmadığımız sürece hep 'yaban' kalacağımız bu hayat biçiminin edebiyatta kendine nasıl bir varlık bulduğunun temel sorunum olduğunu vurgulamak isterim. Kısaca böyle bir dünyanın edebiyatı da bir reklam filmi kadar gündelik, bir film karesi kadar da geçici olacaktır. Kendi hayatlarımıza dönüp bakmadığımız bir ortamda başkalarının sunduğu kişiliklerin hayatlarına gerçekten derinlemesine nüfuz edebiliyor muyuz? Bunu anlamanın en iyi yolu son yirmi yılda Dostoyevski gibi bir romancının çıkıp çıkmadığında gizli. Daha da acısı böyle bir romancı çıksa bile onu okuyacak kaç okur ve aramızda?

Ünlü romancı André Maurois bütün bu sorularımızı daha yaşadığı dönemden görebilmiş: "Kendi sevgilerimiz, kendi hırsımız, kendi kıskançlığımız, kendi mutluluğumuz üzerine yeterince düşünebilsek karşımıza çıkacak olan o ince duygu nüanslarını bize hiçbir romancı ya da biyografici gösteremez." Kimselerin durup ince şeyleri anlamaya vakit ayırmadığından şikâyet ederken yukarıdaki cümleyi hiç unutmamalıyız. Kendi hayatına bile durup bakmaya yetecek kadar zamanı olmayan, sevgilerini/kutlamalarını "hazır mesajlarla" diğerlerine ileten bizler için bütün kitaplar yakılmayı çoktan hak ediyor zaten.

Gerçekten aramızda dolaştığına inanmadığımız hiçbir roman kahramanı başarılı değildir. Eğer benliğimiz kendini yazmaya çalışan hayata meydan okuyup, kendi sayfalarının dışına çıkarsa işte o zaman biz "olmak istediğimiz adam"la karşılaşma şansını bulabiliriz.

Diğer Denemeler

 

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics