MaviMelek
"(…) kendi karmaşası dışında tertemiz kalmaya izin vermez yaşam, kendini savunmaya, hilekâr olmaya sürükler seni, alıştırır kötülüklerine katar…" - Leylâ Erbil

[Hezeyan]"Bir Çokluk Olarak Ölümün Portresi" | Özcan Doğan

Bir Çokluk Olarak Ölümün Portresi | Ayoub Marbou

"ÖLMEMEK İÇİN ÖLÜMÜN
ÖYKÜSÜNÜ YAZIYORUM"

Sessizlik ve karanlık sonsuz evrende tekil olanın varolma biçimidir. İnsan bu varoluşun sonlandığı, seslere büründüğü noktada başlar…

Dışarıya adımımı attığım anda binlerce parçaya bölünüyorum. Dışarısı bedenimin bir parçası oluveriyor. Ellerime ve gözlerime dönüşen tenim üzerinden dışarıya açılıyorum ve çokluk kipinde insanların dünyasına dokunuyorum.

Başımı kaldırıp etrafıma baktığımda, evren renkler, şekiller ve sesler halinde örülüveriyor karşımda. Teklikler ışığı geride bırakan sonsuz bir hızla bir araya geliyorlar. Bu eşsiz hız bir durağanlık biçimini alıyor ve sonsuz-küçük parçacıklar yoğunlaşarak şeylere dönüşüyorlar. Ve ben, yokluk üzerinden gerçekleşen bir kavrayışla, kendi bedenimden yola çıkarak etrafımı kavramaya başlıyorum.

İçine girdiğim bu dünya kollarımdan tutup çekiştiriyor beni. Her taraftan eller uzanıyor bana. Uzanan her elle birlikte yer değiştiriyorum durmadan. Her değişim benden beklenen bir eyleme dönüşüyor ve ben her seferinde bir başka şey yaparken buluyorum kendimi. Bir bakıyorum, ıssız bir çölün ortasında su çekiyorum kuyulardan ve kendi türümü geleceğe taşıyorum bulduğum her damla suyla. Bazen bir madende hayatı kazıyorum tırnaklarımla; ekmeğe, ete ve süte dönüşüyor simsiyah taşlar. Bazen sokak ortasında bir bekleyiş halini alıyor çokluklar; bedenlerini yitirmiş insan artıkları paramparça olmuş oradan oraya savruluyorlar. Kimi zaman kimliksiz bir el oluyor, çeliğe şekil veriyor ve şartellere sarılıyorlar. Kimi zaman şuursuz bir göz oluyor, bir masa başında, bir kâğıt parçasında ya da bir kapıda donup kalıyorlar.

Bedenime empoze edilen eylem tasarılarıyla sokağa saçılıyorum. Yolların, yapıların ve mekânların bir uzantısı oluveriyorum. Gitmem gereken yerler, yapmam gereken şeyler var… Her hareketimde biraz daha parçalanıyor, yeryüzüne yayılıyorum büsbütün. Zaman ilerledikçe, dışarıda kaldığım süre uzadıkça, kendimi toparlamam, yeniden bir araya gelmem giderek imkânsız hale geliyor. Yekpare bir çokluğa dönüşen insanlar bir zorunluluk kipinde karşıma dikiliyor ve bir şeyler bekliyorlar benden ve herkesten. Onlar bekledikçe yaşadığım parçalanma giderek derinleşiyor ve zamanla kökleşerek katı bir bütün halini alıyor.

Beklemediğim bir anda olabilecek her şeyi beklemeliyim. Bir zorunluluk olarak bulunabileceğim her yerde üzerime yapıştırılan etiketler bana olmam gereken şeyi söylüyorlar. Hayır! Beklemediğim bir an olmayacak! Olgusal olarak insanın bir parçası olan ben, tanrılarla yarışabilecek uzamsal bir varolma eylemi içerisinde bulunabilmeliyim. Böylelikle her an her yerde daima tetikte olacağım ve üzerime düşeni yapacağım. Bu benim çokluğu yaşama biçimim olacaktır ve kendimi var edememe biçimim aynı zamanda…

Ve şimdi, olmam gereken bir zaman-mekân eğrisinde buluyorum kendimi. Uzlaşmaz bir karşıtlık zemininde konumlanmışım. Karşımda duran insan bir başka evren tasarımına sahip ve varlığımı tehdit ediyor. Üzerinde bulunduğum toprağı ve o toprağa rengini veren içeriği savunmalıyım. Onun varlığına son vermek bu uğurda yapabileceğim şeylerin sınırını oluşturuyor ve bu sınır yaşadığım alanın sınırlarıyla bütünleşiyor.

Paralize edilmiş bir varlık olarak ben, benim yerimde olabilecek bir insanın yapacağı şeyi yapıyorum. Dışarıda bulunma biçimimle çelişen ve çoğul durumumu oluşturan temel parçalarla çatışan bir insanı ortadan kaldırıyorum. Çokluklar ellerimde bir bıçağa dönüşüyor bu kez ve yaşam çizgisine bir öldürme eylemi ekleyerek bıçağın hayatına anlam katıyorum. Hiçbir suçu olmayan bir katilim ben artık. Ben bir başkasıyım sadece. Ben ve ötekiler, paramparça bir yaşama mahkum edilmiş bir bütünlük yanılsamasıyız. Katlettiğimiz bütün insanlar, hatalı birer çokluk dizilerinden başka bir şey değiller. Onları birleştiren yanılgı, bizi parçalara ayıran doğrularla aynı. Doğrular çoğaldıkça şeffaflaşıyor ve kalabalığın içinde görünmez hale geliyoruz. Bu sonsuz yığının içinden kendimizi çekip çıkarmamız neredeyse imkânsız artık.

Çokluk olarak ölümümün öyküsü başka türlü de yazılabilir. Zavallı bir ihtiyar oluveririm bu kez ve bir kelebeklik ömrüm kalmıştır yalnızca. Darmadağın olan bedenim, insanlık karmaşasına hükmeden yasalar uyarınca, geleneksel eylem tasavvurlarıyla ve gündelik yaşam ritmiyle tüketmiştir kendisini. Sonsuz bir biçimde kendi üzerine dönüp duran paralize bir zihin, her gün yeniden kendi türüne açılan bir kapı ve bir yansımadan ibaret olan bir küçük-insana dönüşmüştür. Sessizliği ve karanlığı terk ettiği anda dışarıya teslim olan ve giderek kendi içinde insanlığı barındıran bir başka bedende ölüme mahkûm edilmiştir.

Belki bütün bunlar an meselesidir. Ve insan bir sokağın ortasında ansızın kendini kaybedebilir. Fakat ben, sokağa açılan bütün kapıları tutmaya çalışıyor ve orada beni bekleyen tasarılara direniyorum. Ölmemek için ölümün öyküsünü yazıyorum. Yeryüzüne yayılan ve insanların arasına karışıp giden varoluşu yeniden yakalamalıyım diyorum; çokluğu öldürerek kendi küçük köşemde yaşadığım tekil hale ulaşmalıyım. Her gün akşam olurken, her gece kendi köşeme çekilirken, dışarıyı yırtarak yeniden içe dönüyorum; etrafa dağılan parçalarımı yeniden bir araya getirmeye çalışıyorum. Ve ertesi gün bir bütün halinde kalabilmenin yollarını arıyorum. Çokluklardan arınmalıyım, diyorum. Çünkü bu halimden nefret ediyorum.

~~~
Sayı: 49, Yayın tarihi: 15/12/2010
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics