MaviMelek
"Kum saatinden durgun akıp giden / kumun hiçliği, suskun / geçici izleri tende, / ölen teninde, bir bulutun…" Hiçlik Üzerine Çeşitlemeler / Giuseppe Ungaretti

[Öykü]"Yeni Bir Sözcük ve Ölmek İsteyen Adam" | Armağan Altay

Yeni Bir Sözcük ve Ölmek İsteyen Adam | Sinan Çakmak

"GÖZYAŞLARI TOZLU ZEMİNE DAMLADI"

Ayak seslerine bile tahammül edemiyordu. Her adımında, burunları aşınmış kahverengi botlarının merdivene teması suretiyle çıkan sesi duyuyor ve yüzünü acıyla buruşturuyordu.
Işığa ve harekete de katlanamıyordu artık. Bütün canlılık, varlık belirtilerine alerjisi vardı.
Dayanmaya, kendi yarattığı sebeplere dayanarak devam etti. Birazdan hepsinin son bulacağına dair kendisine telkinlerde bulunuyordu.

Sonunda en üst kata varmıştı. Terasa açılan kapının önünde durduğunda, dışarıdan, dünyadan gelen sesleri duydu ve ağlamamak için kendisini zor tuttu. Korna sesleri, insan uğultuları, ayrımına varılamayan bir hengâmenin lanetli ilahisi. Dayanamadı. Gözyaşları tozlu zemine damladı ve zemindeki tozları etkileyici olmaya çalışarak köpürttü.

Burnundan sinirli karbondioksitler çıkartarak açılmamakta ısrar eden kapıyı zorladı. Sonra kapı aralığından yüzüne vuran ışığın içinde aheste aheste dağılan nefesini gördü. Biraz daha zorladıktan sonra kapı açıldı ve fiziksel gücün, beyin için kullanılabileceğini kanıtladı. O kanıtlama vakası esnasında nefesi dağılmış ve ciğerleri ansızın her yeri kaplayan ışığın içine yeni bir nefes bırakmıştı.

Mağazaları, kafeleri bulunduran uzun işhanının terasında, yüzüne ışık yollayan güçlü bir lamba vardı. Evet, lamba şimdi amacının dışında bir iş daha yapıyor ve kocaman harflerle insanlara sergilenen bir markanın haricinde, ölmeyi düşünen bir adamın solgun suratını da aydınlatıyordu. "Güven Sigorta" ve "Ölmek İsteyen Adam".

Ayak sesleri soğuk rüzgâra karışmış ve azalmıştı azalmasına, ama insan uğultuları ve makine sesleri daha da belirginleşmişti. Çatının kenarına yürürken az önce bahsi geçen soğuk rüzgârın ciğerlerini uyardığını hissetti.
Bu rüzgâr denilen tanrı yaratığı, aynı zamanda tenini de uyarıyordu. Uyarısı sıfatıydı; soğuk.
Kenara vardı. Beline kadar gelen duvarcığa çıktı. Aşağıya baktı.
Bütün bu hareket, gürültü, ışık; algılarına tecavüz eden her şey, kariyerinin doruk noktasındaydı.

*

Ellerinde alkol barındıran içeceklerin şişelerini tutan bir sürü insan, şehrin meydanında toplanmış ve belediyenin organize ettiği yeni yılı karşılama festivalleri çerçevesinde salaklaşıyordu.

Meydanda grup grup varlığını sürdüren, eğlendiğini düşünen, şarkı söyleyen, bağıran, çağıran, parlak giyimli insanların arasında, yüzünde telaşlı bir ifade barındıran birisi vardı ve o birisi hızlı hızlı yürüyordu. Etrafa gelişigüzel attığı bakışlarında bir arayış söz konusuydu, bu kısa boylu, genç görünen adamın birisini aradığı her halinden belliydi, gözlerini görmek şart değildi. Montunun dirseklerindeki aşınma belirtisi renk açıklıkları bile bu arayışı anlatıyordu.

"Çekilin, çekilin!" diyordu, önüne çıkan insanlara. Beden denizi içinde yüzer gibi, insan dalgalarını geniş kulaçlar ile aşıyordu. Meydanın ortasındaki sahneden gelen son derece elektronik ve çirkin ses, onun "Çekilin!" emrinin etkileyici tonunu bozuyordu.

Ve adam aradığını bulmuş olacak ki, rasgele attığı adımlarını bir yön ile baş göz etti. Heyecanlı hareketlerle karşısına çıkanı itti ve arkasından edilen küfürlere aldırmadı. Hatta arka cepten çalınan bir cüzdan ve izinsiz mıncıklanan bir popoya da aldırmadı. Bir cinayette öldüren kadar öldürülen de suçluydu çünkü.

"Hey! Neredesin sen yahu! İki saattir seni arıyorum!"

Konuştuğu turuncu tüylü bir kediydi. Kedi, bir çöp tenekesinin yanına oturmuş ve ilgisiz gözlerle, önünde olup bitmeyen olayları seyrediyordu. Kendisine müthiş bir heyecanla hitap eden adamı umursamıyor gibiydi; sivri kulakları, üzerine konan bir İspanyol sineğini küçük bir titremeyle kovdu ve bebeklerinin bir kılıç haline geldiği gözlerini ifadesizce kırptı.

Adam, kedinin önünde birkaç sert jest ve mimikte bulundu. Yeni yıla girmenin coşkusunu yaşayan kalabalığın sedası, kazara dökülen ve üstüne bir bez bastırılmadığı takdirde bütün masayı kaplayacak olan kahveye benzetilebilirdi pekâlâ. Neyse ki adam, kedinin dikkatini çekmeyi başardı ve bu tuhaf benzetme dünyaya gelmeyip, varlığını başka yerlerde sürdürdü.

Kedi bıyıklarını titretti ve adama dik dik baktı.

"Ne? Yeni bir sözcük mü buldun?"
"Evet! Dedim ya! Yepyeni bir sözcük buldum! Ve daha hiç söylenmedi! Yepyeni!"

Kedi kuyruğunu ağır ağır salladı. "Hımm... Peki, ne yapmayı düşünüyorsun? Sırf birileri eğleniyor diye kendilerini eğlenmek zorunda hisseden bu kalabalığa mı söyleyeceksin bu sözcüğü? Eğer öyleyse, sanırım hiçbir şey olmayacak. Anladın mı? Bir şeyler yapacaksın, evet, ama hiçbir şey olmayacak."
"Tabii ki hayır!" Adam kollarını açtı. Yüzünde mağrur bir tebessüm vardı. "Sözcüğü sana söyleyeceğim ve artık bütün insanlar seni duyabilecek! Seni duyup çıldıran sadece ben olmayacağım!"
"Bu iyi bir fikir. Nasıl bir kavramı karşılıyor peki bu sözcük?"

Adam ağzını yamultup, kafasını kaşıdı; çok sevimliydi. "Eee, sanırım bir kavramı karşılamıyor. Ya da karşıladığı kavramı tam bilmiyorum. Ama her şey için kullanılabilir; evet evet, bütün kavramları karşılayabilir. Başka bir sözcük kullanmana gerek kalmaz. Üstelik sadece kediler için tasarımladım, ses tonunuz, ağız yapınız, hepsini düşündüm. Bu sözcük kısa sürede bütün kedilere yayılacak ve kediler bundan sonra sadece onu zikredecek."
Kedi gülümsedi. "E hadi söyle o zaman, merak ettim."

*

Ölmek isteyen adam mümkün olduğunca sessiz bir hareketle binadan atladı ve yeni yıl kutlamalarının yapıldığı meydana doğru düşmeye başladı. Bedenini taciz eden hava akımı ve yerçekiminin sesi çok fazla değildi, buna şükretti; fakat yere düştüğünde kemikleri bayağı bir ses çıkaracaktı. Neyse, diye düşündü düşerken, düşünme düşkünüydü zaten, o da bir son bulacak.

Bedeni çarpılarak patladı ve iç organları asfalta yayıldığında düşme ve yaşama eylemi son bulmuş oluyordu. Sanılan oydu ki, ölmek isteyen adamın iç organları asfalta yayılırken korkunç bir rahatlığa bürünmüştü ve akan kanı da çok ferah bir kırmızıydı.

Turuncu tüylü bir kedi ve karşısında duran kısa boylu bir adamın dibine düşmüştü.

*

"Peki, o zaman, söylüyorum,"
Tam yanına bir şey düştü ve düşen şeyden sıcak şeyler fışkırıp, sıçradı.
"Miyav!"

Kedi, o an duyduğu ve gördüğü şeyleri hiç unutmayacak ve bir öyküye konu olacak şekilde bütün familyasına aktaracaktı.

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics