MaviMelek
"Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım." - "Son Kuşlar" / Sait Faik

[Gökçeyazın]"İç Denizlerden Başka Kıyılara Bir Okuma Yolculuğu" | Yusuf Turhallı

Okuma Yolculukları | Hülya Soyşekerci

"YAŞAMI KURGULAMAKLA YAPITI KURGULAMAK"

"Zamana karşı koyamayız asla; her şeyin bir bitişi vardır. Yaşam bir anda, bir noktada tükenir zaman yolculuğunda."
Okuma Yolculukları / Hülya Soyşekerci

Kişinin yaşam serüveni doğumundan ölümüne acıları, çelişkileri, mutlulukları ve hayata dâhil her şeyiyle uzun bir yolculuktur. Bu uzun yolculuğunda kadim dostu ve düşmanı yalnızlığı atlamamak gerekir. Sudan karaya ilk adımını atışıyla birlikte başlayan bu yalnızlık korkusu, kişiyi sürekli arayışa iter. Ve bu arayışın içinde binlerce yıldır bulabildiği en sağlam tutamak belki de yazıdır. Bulunuşundan beridir ab-ı hayat gibi, kişi tarafından büyük bir mucize olarak algılanagelmiştir. Mucizedir, çünkü söz uçar yazı kalır.

En basit anlamıyla bir yerden bir yere varmak diye nitelendirilebilecek yolculuk, gösterdikleriyle de kişiyi zihinsel olarak bir yerden bir yere getirir. Okumak da, istediği hazırlıkla ve kişiye yeni istasyonlar yeni yollar belki de patikalar göstermesi açısından en büyük katkıyı yapabilecek olgudur. Hülya Soyşekerci'nin Pupa Yayınları'ndan çıkan son kitabı Okuma Yolculukları, ismi itibariyle yaşama yaptığı bu göndermeyle kitabı eline alan kişide merak uyandırıyor. Ağırlıklı olarak dergilerde yayınlanan eleştirel inceleme metinlerinden oluşan kitap yazarın kendi okuma yolculuğunu, bu yola gönül vermiş başka insanlara da aktarma isteği.

Varoluşunun dayanılmaz ağırlığı

Yolculuğuna “İç Denizler”den başlayan Soyşekerci, yolcusunu denizlerin farklı adlandırıldığı dünyalarla buluşturarak okyanusa nazır “Başka Kıyılar”da bırakıyor. Yazar, kitabın ilk bölümü “İç Denizler”de yolunu ilkin Sait Faik'in semaverinin sıcaklığından geçirerek bir bakıma Türkçe edebiyatın modern anlamdaki ilk öykücüsüne selam veriyor. Metne Sait Faik'in öykülerindeki genel motiflerle giren Soyşekerci, Semaver'i adeta atomlarına ayırarak gösteriyor. Analizini yaparken öykünün yazıldığı dönemdeki toplumsal şartlara da bir bakış atmayı unutmuyor. Semaver ne kadar Sait Faik'in Fransa'da yaşadığı dönemde yazılmış olsa da her topluma özgü bir işçi sınıfı motifi taşıyor.

İkinci durağında "Sinağrit Baba" üzerine konuşmalar yapan yazar, günümüz toplumunda eski canlılığını kaybetmiş ramazanların eski edebiyata yansımalarını da üçüncü durakta ele alıyor. Bir sonraki durağında ise, Halide Edib'in Sinekli Bakkalı 'nın bulunduğu mahalleyi dünyaya açtıktan sonra Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ı C.'nin varoluşunun dayanılmaz ağırlığını irdeliyor. Ve bunu, “'Aylak Adam C.' tam anlamıyla bir bireydir, sürüye katılmamanın bedelini yalnız kalarak, acı çekerek öder. O, öteki insanlar gibi 'eli paketli adam' olarak eve dönmek istememektedir; toplumdaki evlilikleri tüketen ilişkiler olarak görmektedir… İnsanlar ezberlenmiş hareketlere ya da davranış biçimlerine tutsak olmuşlardır. Üstelik çoğu bu ezberlerin farkında bile değildir.” (s. 54-55) gibi cümlelerle Yusuf Atılgan'ın 'flaneur'üne sosyolojik ve psikolojik bakış açılarıyla yaklaşarak yapıyor.

Günümüzden geçmişe bir yolculuk

Soyşekerci, devam eden metinlerinde Füruzan'ın Parasız Yatılısı'nın sayfalarından Sevda Dolu Bir Yaz'ının sayfalarına geçerek Hasan Ali Toptaş'ın postmodern romanı Uykuların Doğusu'nda doğunun yattığı uykuya kurgusal, metinlerarasılık ve dil açısından bakıyor. Kitapta, Türkçe edebiyatın mihenk taşı sayılabilecek yazarlarını çok geniş bir yelpazeden inceleyen Hülya Soyşekerci yukarıda da belirtildiği gibi metinlere hem sosyolojik, psikolojik hem de teknik açıdan yaklaşıyor. Ayrıca bu geniş yelpazesinde İnci Aral, Ayfer Tunç, Leylâ Erbil, Adnan Binyazar, Yaşar Kemal, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Hasan Özkılıç, Sezer Ateş Ayvaz, Yekta Kopan, İsmail Mert Başat, Latife Tekin, Ayşe Sarısayın eserleri incelenen diğer yazarlar.

Hülya SoyşekerciHülya Soyşekerci kitabın ikinci bölümü “Buluşmalar”da edebiyatın yaşamdaki diğer olgularla dirsek temasına değiniyor. Soyşekerci, bölümün ilk metninde geçtiğimiz yıllarda başlayıp bütün dünya ekonomisini derinden sarsan ve hâlâ etkisini sürdürmekte olan ekonomik krizde tekrardan okuduğu Steinbeck'in ölümsüz eseri Gazap Üzümleri'ni inceliyor. 29 Buhranı'ndan daha kötü bir yerde miyiz ya da değil miyiz tartışmalarının yapıldığı günümüzden geçmişe bir yolculuğa çıkarak romanın bulunduğu tarihsel düzlemden nasıl etkilendiğiyle ilgili tespitler yapıyor: “Yazınsal yapıtlar; özellikle romanlar, toplumsal dinamiklerin içinde var olan, gelişen, düşünen, çelişen, çatışan, yaşama mücadelesi veren insanı ete kemiğe bürüyerek ve ona unutulmaz bir karakter özelliği vererek anlatırlarken, yine toplumsal bir olgu olan dilin bütün estetik olanaklarını kullanır ve onu geliştirirler.” Devamında ise, çok güzel bir noktaya parmak basan Soyşekerci metni, yazarların sosyo-ekonomik krizlerin yaşandığı dünyaları değil de insani değerlerin, demokrasinin, barışın ve refahın olduğu dünyaları yazmaları dileğiyle bitiriyor.

Özgür kadının simgesi Lilith

Soyşekerci, bölümün ikinci durağında kurmaca dünyaların okullarını, okul, öğrenci ve öğretmen ilişkilerini değerlendirirken bir sonraki durakta yaşamı kurgulamakla yapıtı kurgulamak üzerine düşüncelerini aktarıyor. Şüphesiz bölümün (ve belki de kitabın) en etkileyici metni Âdem'in ilk eşi Lilith üzerine yazdığı “Karanlıktaki Özgür Kadın 'Lilith'” başlıklı denemesi. İnsanların bilinçaltında binlerce yıldır var olan karanlığı ele alarak başlayan Soyşekerci, bu karanlığın din mitolojisinde Âdem'le aynı topraktan yaratıldığı için onun emirlerine uymak zorunda olmadığını düşünüp Âdem'i terk eden kadınla özdeşleştirilmesini sorguluyor. Bu kötü, asi kadın erkeğine karşı çıktığı yetmezmiş gibi tanrısına da karşı çıkarak şeytanla işbirliği yapıyor. Tanrı tarafından her gün yüz çocuğunun öldürülmesi cezasına mahkûm edilen Lilith, bundan sonra hamile kadınların ve yeni doğmuş bebeklerin düşmanı olacağına ant içiyor. Anlaşılacağı gibi bunun üzerine nefret edilmesi gereken bir kimliğe sahip oluyor. Ve insanlığın bilinçaltına Karanlığın Kraliçesi olarak kazınıyor. Kişilik olarak, Âdem'in kaburga kemiğinden yaratılan Havva'nın tam zıttı olan Lilith tarih boyunca yeni anlamlarla halkın karşısına çıkıyor. Tabii her tezin kendi antitezini içinde getirdiği gerçeğiyle Lilith'in, kendisine erkek tarafından gösterilen yeri reddettiği fark edilerek Aydınlanma Çağı ile kendisine atfedilen yeni anlamlarla günümüzde özgür kadının simgesi haline geliyor. Ve satırlardan Hülya Soyşekerci'nin “Yaşamı sorgulayan kadın için, kendisine binlerce yıldan beri dayatılan Havva rolünün geçerliliği kalmamıştır. O, artık, her zorluğu, haksız suçlama ve yorumları göğüsleme pahasına Lilith gibi olacak ve bir gün mutlaka 'şeytanın zincirlerini' de kıracaktır.” diye konuştuğunu duyuyorsunuz.

Kitabın son bölümünde Soyşekerci, bizi iç denizlerimizden alarak “Başka Kıyılar”a küçük bir gezintiye çıkarıyor. E.T.A. Hoffmann'ın dilimizde Seçme Masallar adıyla yayınlanan kitabını inceleyen Soyşekerci, oradan Lawrence Durrel'in Karanlık Labirent'inde ufak bir gezinti yaptıktan sonra çocukluğumuzun ünlü Define Adası'nın yazarı Stevenson'ın Dr. Jekyll ve Bay Hyde adlı yapıtını inceliyor. Ve Anna Kavan'ın Kafkaesk romanı Kartal Yuvası üzerine incelemesinin ardından kitabını okura Calvino'nun Bir Kış Gecesi Eğer'iyle bir okuma yolculuğu yaptırarak tamamlıyor.

Hayatını edebiyata adamış bir eleştirmen Hülya Soyşekerci. Özellikle yenilikçi ve öncü nitelikteki yazarları inceleyen Soyşekerci, bu kitabıyla da bizlere okuma yolculuklarımızda bir fener olma görevini üstleniyor. Ki bunu çok başarılı bir şekilde yapıyor. Bu noktada Okuma Yolculukları, edebiyata gönül vermiş, okuduğuyla yetinmeyen ya da inceleme yapan okurlar için nitelikli bir kaynak haline geliyor. Okuma yolculuklarımızın daim olması dileğiyle…
~~~

Okuma Yolculukları
Hülya Soyşekerci
Pupa Yayınları, Nisan 2010; 253 s.

~~~
Sayı: 49, Yayın tarihi: 21/11/2010

Satın al

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics