MaviMelek
"Pek çok kez, ozanın zihninde ilkin cümlenin taslağı vardır ve sözcükler bu taslağı izler." - Edebiyat Nedir / J.-P. Sartre

[Öykü]"Oct/opus Magnum" | Merih Sakarya

Oct/opus Magnum

"ZAMANIN BÜKÜLDÜĞÜ YANLIŞ KİPLER"

Ünsüz bir yazar olan adam, hayretler içinde odayı tıka basa doldurmuş ciltleri alıp, hızla göz attıktan sonra sağa sola fırlatmaktadır. Çalışma odası aynı kitabın tek sayfalık ciltleri ve mürekkep kokusuyla dolmuştur iyice. Bundan iki sene önce, yazdığı ilk cümleye büyülenmiş gibi bakmıştır üç ay boyunca. Binlerce kez tekrar ederek ezberlemiştir bu uzun cümleyi. İkinci cümleyi sayısız kez yazmaya çalışıp, bir türlü istediğine ulaşamayınca umutsuzluğa kapılmıştır.

Yazdığı roman, büyük bir yapıt olacaktır. Sanki bilindik bir yeryüzünün üstündeymiş gibi güvende ve ihtişamlı bir gökyüzünün altındaymış gibi ferahlık içinde bir giriş tasarlamaktadır. Girilemezse bir usta yardımı… Mevsimler kadar doğal geçişler tasarlamaktadır bölümlerin aralarında. Zamanın büküldüğü yanlış kipler ile boğmayacaktır kimseyi. Pek iyi bildiği bir form olan labirent yerine, uzayıp giden dallanan patikalar üzerine düşünmektedir. Birinci ya da üçüncü tekilin sultası yerine tüm şahıslar tarafından uygun bir düzende anlatılacaktır. Bölümlerin birinde, romanın kendisinin bile dile gelip konuşması tasarlamıştır. Öte yandan hiç kimsenin konuşmadan durduğu, yazısız, boş sayfalar da olacaktır.

Beşine birden ulaşacaktır sık sık, gerekirse altıncı duyuyu da yoklayacaktır ara ara. Bilinç akışının olacağı kesindir; rüyalara yaklaşacaktır hatta. Romanın bir yerinde okuyucunun külliyen yanıldığını söylemeyi tasarlamaktadır. Her şeye inanmamalıdır okuyucu denen kişi. İnanılan yalanlar yerine, inandırıcılığı daha fazla, daha kallâvi yalanlar ile becermeyi tasarlamaktadır bu işi. Yolculuk teması vazgeçilmez gibi gözükmektedir. Romanın önemsiz birkaç güzergâhta asimetrik tarafları, can alıcı güzergâh yönünde simetrik bir tarafı olacaktır. Sayısı yedi tane olacak katmanlar arasındaki geçişler sırasında, okurken kaybolunmaması için çok iyi bir formül bulmayı ve bunu sezdirmeyi tasarlamaktadır okuyucuya. Bu iş için ilk tasarladığı form, büyük bir kubbenin üstünde sırasıyla üç kubbe, iki kubbe ve en üstte tek kubbelik bir yapıdır. Katmanlar bu şekilde birbiri ile kesişecek ve geçişecektir bölümler ilerledikçe. Kelimelerin denetimi de kaçınılmazdır her bölümde. Hangi kelimenin kaç kez geçtiği meselesi…

Diğer türler ile kesişim yerleri sıkı sıkıya belirlenmiştir. Romanın kimi yerleri kaçınılmaz olarak şiire yaklaşacaktır. Ayrıca canalıcı kısımların birinde okuyucuyu sanki ikonografik programı fevkalade düzenlenmiş bir kilisenin içinde geziniyormuş gibi hissedeceği, romandaki eksik birkaç anahtarın peş peşe verileceği bir yapı kurma işi de vardır. Yapılması ve canlanması en zor olanın ise ilk cümle olacağına neredeyse emindir tasarım safhasında. Günlerce beklemiştir bunun için. Gelen fısıltıların amorf yanları törpülenmesin diye, kâğıda bile geçmemiştir zihninde vızıldayıp geçenleri. Dokuz ay süren tasarım safhasından sonra ilk cümle son biçimini almıştır zihninde. Artık son halini aldığını düşündüğü ilk cümleyle adeta büyülenmiştir. İlk üç ay sayısız kez tekrar ederek, dokuz ay sonunda biçimlenen cümlenin içini ürperten hazzını katmerlemiştir. İlk üç aydan sonra kâğıt üstünde giriştiği ikinci cümle denemeleri onu gitgide umutsuzluğa sürükledi. Kusursuz bir cümle olduğunu düşünmeye başladı zihninde sürekli parıldayan ilk cümlenin. Ne bir ekleme ne bir çıkarma işlemine müsade etmeyen fevkalade bir alaşım.

Bir yıllık bir didişmeden sonra, romanın tek bir cümleyle tamamlandığına gönülden inanarak güzel, sade, deri bir cilt içinde hayal etti onu. Hafif sarıya çalan bir sayfa üstünde durmalıydı kusursuz cümle-roman. Ciltleri ve sarı sayfaları odaya yığdıktan sonra romanı, zihninden yazıya, kendi el yazısıyla her geçirişinde inanılmaz bir haz alarak çoğaltmıştı tüm kopyaları. Yaşayan bir roman, geçmiş zamanlardaki gibi elden çıkmalıydı. İkinci senenin tamamı, sayısı bin doksan beşi bulan ciltlerin hazırlanmasıyla geçmişti. Her güne üç cilt…

İşi bittiğinde romanı okuyucularıyla buluşturmaya hazırdı. Odayı neredeyse doldurmuş ciltlere baktı. Bir yıldır hiç durmadan soluduğu havayı saran mürekkep kokusunu rahatlamış bir şekilde içine çekti. Zihninde iki yıldır dolanan cümleyi tekrar etmeye girişti: Yüksek sesle baştan sona katetti. Odada çınlayıp gezinen sesinden, o an ilk defa sesli söylediğini anladı. Cümlenin yazılı durduğu, odayı kuşatmış ciltlerin ortasında, tınısını yeniden duymak için birkaç kez daha tekrar etti. Yanlış bir ses varmışcasına duraksadı yedinci tekrarda. Eline aldığı bir cilde baktı. Tekrar ettiği cümleye hiç benzemiyordu yazılı olan; sonra başka bir cilt, öteki, diğeri... Yakından aldığı her bir ciltte ufak farklılarla başka bir cümle yazılıydı. Uzakta duran ciltlere geldiğinde, anlamı neredeyse hiç değişmese de cümlenin tüm kelimeleri değişmişti. Yazdığı ilk cümleyi bulacağını umarak birinden ötekine günlerce kurcaladı bütün ciltleri. Hepsi birbirine benziyordu; ama hiçbiri değildi. Mürekkep kokusu genzini iyice yakarken, ilk cümlenin zihninin sonsuzluğunda sadece bir kez çınlayıp kaybolduğunu anladı.

~~~
Sayı: 41, Yayın tarihi: 15/10/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics