MaviMelek
"Bir son değildir gidilen, önemli olan gidiş halinde olmaktır." - Hermann Hesse

[Deneme]"Hesse Üzerinden Yolculuklara Dair Bir İç Bakış Denemesi" | Işıl Bayraktar

Hermann Hesse

"NÜRNBERG’TE NÜRNBERG YOLCULUĞU’NU OKUMA ŞAŞKINLIĞI ÜZERİNE1"

Hani bir kitabın ayrı zamanı olur ve her kitap kendi zamanını yaratır: Kendi okunma zamanını. Yıllar önce başlayan Hesse yolculuğumun “Nürnberg'e Yolculuk” kısmının kendimce gecikmişliğine, kitapların kendi zamanını yaratma gücüne inandığımdan, kızamamıştım. Ne zaman gelmek isterlerse o zaman geliyorlardı ve ben onların zamanının kölesiydim. Onlar, benim takvimimden uygun tarihi seçiyorlar ve bu tarihi takvimime yapıştırıyorlardı. Bana sadece onlara uymak, oyunu onların kurallarına göre oynamak kalıyordu. Ve benim Hesse'ye uzanan Nürnberg yolculuğum, gerçek bir Nürnberg ziyareti sırasında olmuştu.

Cebimde Hesse'yi keşfedişimin ilk eseri, yüce addettiğim Nermi Uygur'un, “Kitap-lık” dergisinde yayımlanan “Bir Yaşama Dayanağıdır Hermann Hesse2 adlı yazısı. Fotokopim, yıllarca kitaplarımın arasında, cebimde, yolculuklarımda taşımaktan eskimiş, lekelenmiş, altını çizdiğim yerlerin mürekkebi akmış. Yine de ısrarla taşımışım, taşıyorum, her Hesse okuyuşum öncesi, silinmiş harflerle yeniden okumak için.
Nermi Uygur'un Hesse'den aldığı dizelerde kendime yer bulmaya çalışıyorum:

Yaşamın aşamaları, erdemleri, bilgelikleri,
Erişince zaman hoşça kal demek için yaşama
Her çağrısında yaşamın hazır olmalı yürek
Yeniden başlamaya eskiyi bırakıp gerilerde
Kucak açmalı yeni ilişkilere, yeni bağlara
Yaşlara bürünmeden, yüreklilikle, gözüpek
Her yeni başlangıçta bu büyü saklı yatar
Tutar elimizden, kol kanat gerer yaşamımıza
Bir yerden başka bir yere konup geçeriz sen,
Vatan bilip çok eğleşmeden hiçbirinde

Nermi Uygur, denemesinin baş kişisi yaptığı Hesse'yi neden anlatıyordu? Neden hatırlıyordu onu? Köln Üniversitesi'nde bir bilgi açının arayışı, Hesse yazınını aklına düşürüyordu bellli ki. Almanya'da kitaplar, bisikletli yolculuklar, yazılar arasında Hesse akla gelmeyecekti de kim gelecekti? Kendi gençliğini yaşarken, Hesse'nin gençliğe dair sözlerini hatırlıyor, kendini onun yerine koyuyordu. Kendi yaşama zamanlarını Hesse'yle bütünleştiriyor ve ortak zamanlar yaratmanın getirdiği özgürlüğü anlatıyordu denemesinde. Kendi zamanlarının içine Hesse'yi yakıştırdığından, onu anlatıyor, onunla heyecanlanıyordu.

Ben onların neresindeydim? Neden Almanya'daydım ve neden Nürnberg'e gidiyordum?
Nürnberg Yolculuğu, dibimde olmasına rağmen yıllarca ulaşılmaz bir eser gibiydi benim için. Okunma zamanı gelmiyordu bir türlü. Sakladım. Ve bir Almanya yolculuğunda kendi zamanını yarattı. Nürnberg'i görmeden orayı gezenlerin arasında (var mıydı ruh iklimimden kişiler?) bir delifişek3, Hesse'ye hayran, Türkiye ikliminden bir kişi, onun satırlarıyla Nürnberg'e bakıyordu.

Ve Bamberg'den Nürnberg'e giden yeşil bir tren yolculuğunda, trendeki kozmopolit havayı koklarken, Hesse olsa, o sırada etrafa bakmak yerine, kitabını okuduğum için kızar mıydı diye düşündüm. Tıpkı Nermi Uygur'un, Hesse'yi göremediğinde üzülmesinin üstüne, arkadaşının “Boşver, bizi buyur etseydi, nasıl olsa sana "ne arıyorsun burada, dön Anadolu'na, mutlu mutlu koyunlarını otlat!" diyecekti”4 demesi gibiydi. Bu diyaloğu kendime uyarlıyordum. Kendi gerçekliğimle, Nermi Uygur'un gerçekliğini Hesse etkisinde harmanlıyordum ama farkında değildim. Bana da böyle der miydi Hesse? Ânı yaşamamı söylerdi muhtemelen. İçimdeki Bozkırkurdu 'nun uysal tarafını susturup, trenin içinde koşmamı, kitabı kapatmamı söylerdi. O yüzden sevdim onu. Bana bağırmayı öğrettiği için. Bağırmak neydi benim dilimde? Konuştuğum Hesse'cede bağırmak, içimdeki kurdu salıvermekti. Bu kurt, özgürlük, vahşilik, ele avuca sığmazlık, tehlikelilik ve güçlülüğe gönül veriyordu.5 Ben de özgürlüğe gidiyordum kendimce. Her Hesse kitabı okuduğumda aklıma düşen Bozkırkurdu gibi kendimi savurmak, parçalamak, bölmek, bölünmüş kimliğime methiyeler düzmek, yollarda çırılçıplak koşmak derdindeydim. Sonra da yükü Hesse'ye atmak. Nürnberg Yolculuğu'nu, Nürnberg'in nasıl bir yer olduğunu, ne gibi hisler uyandırdığını ve bende ne gibi hisler uyandıracağını düşünerek okuyor ve Nürnberg'i görmek istiyor gibiydim her satırda. Sanki, kitabın adını onunla taçlandırdığı için, kitapta hep orası olacaktı! “Bu ne problemli bakış açısı” diyordum kendime. Bir varış temsiliyeti miydi Nürnberg? En baştan Nürnberg'e varılacak, Nürnberg'te oturulacak, kent gezilecek ve kişinin ruhuna kentten parçalar eklenecek; kente ayak izi bırakılacak, kent üstüne yazılacak ve kentten gidilecekti. Evet, tek Nürnberg yazılmış olsa, aynı böyle olacaktı. Oysa bir varış temsiliyeti, bir nihai varış değildi Nürnberg! Değildi hayat! Yine minnettardım Hesse'ye, bunu bana öğrettiği için.

Hermann Hesse | Kaplıcada Bir Konuk/Nürnberg Yolculuğu“Gitmeli gitmeli gitmeli”

Ah ihtiyar dost! Bisikletimle kapını çalsam konuşur muyduk? Ama hatırladım sonra, Nermi Uygur anlatmıştı zaten, Proust'tan da esinlenerek söylüyordu; bir yazarı görmek, konuşmak, onu okumak gibi olmuyordu, yazının ayrı bir dili, ayrı bir izi vardı. Yazıda yazarın ayrı suratı oluşu olarak okuyordum bunu. Gerçek suratından ayrı bir yüz olabilirdi bu. Belki daha güzel, belki daha çirkin, belki imkânsız bir yüz olacaktı bu, kelimelerden o yüzü okur yaratıyordu çünkü. Âşık olmak istediği/olduğu kişiye benzetirdi belki yazı suratını, okur. Ya da yazının içine harflerle s-u-r-a-t yazardı. Ben Hesse'nin yüzünün derdinde değildim -ki bahsettiğim yazı yüzünü çoktan oluşturmuştum. Benim ona dair kurduğum gerçekliğim vardı, onun kendi-öz gerçekliğini ne yapacaktım… İşte yine gerçeklikleri karıştırmıştım! İkilikler, bölünmüşlükler, serseri mayınlıkla evde oturmuşluğun arasındaki kapana kısılmışlıklar arasında, kitabı okuma sürecim devam ediyordu. Hesse'nin Nürnberg Yolculuğu 'nu, kesin olarak bana, “bir son değildir gidilen, önemli olan gidiş halinde olmaktır” mesajını vermek için yazdığına inandırmıştım kendimi. Kesin kendimi bir şey sanıyordum. Ve o, bana gülüyordu. Onun bana gülmesi sanrısı da, yine kendimi/beni, onun ciddiye aldığıyla ilgili bir saplantının sonucu değil miydi? Kafamdaki o/ben tartışmalarını bıraksam iyi olacaktı, Nürnberg'i anlatmalıydım kendime. Nürnberg'e gitmek isterken, Hesse'nin rotasını takip etmeyi çok istemiştim aslında. Onun Nürnberg Yolculuğu 'nda Nürnberg'e bakışı, bir tamamlayıcılık tanımlaması hoşuma gitmişti. Şöyle diyordu: “Nürnberg yolculuk planıma pek güzel uymaktaydı, kentleri gezip görmek isteyen aydın biri için Ulm ve Augsburg kentlerinin vazgeçilmez bir tamamlayıcısı idi Nürnberg.6 Ulm ve Augsburg'a gitmemiştim ben. Olsun dedim sonra, yine o değil miydi “gitmeli gitmeli gitmeli” diyen? Ben de Bamberg, Erlangen ve Würzburg'tan sonra Nürnberg'e uğrayacaktım. Trenlerde elimde Nürnberg Yolculuğu, kendi tarihime, bir sevdicek -Hesse- damgası vuracaktım. Kimse bilmese de ben bilecektim. Okuya-yaza-baka-baka, Nürnberg'e varmış, kente ayak basmıştım. (Nihayet)

Kentin ismiyle ilgili ilginç bir de bağ kurmuştum. Kentin adı İngilizcede “Nuremberg” olarak kullanılıyordu. Benim dışımda pek çok kişi de böyle isimlendirmekteydi kenti. Ama ben Hesse nasıl yazıyorsa öyle demeliydim. Orası benim için Nürnberg'ti. Bir Alman arkadaşım bu ısrarımı anlamadığını söylüyordu, İngilizce konuştuğumuz halde neden sanki oranın yerlisiymişim gibi “Nürnberg” diyordum? Onun nezdinde çıldırmış ve çok bilmiş bir yabancıydım. Hesse'yi anlatmayışımın nedenini de bilmiyorum. Herhalde ondan daha çok sahiplendiğim için o ülkenin bir yazarını, aklımca iyi hissediyor ve böylelikle ona daha yakın oluyordum. Görse benimle gurur duyardı.
Albrecht Dürer'in evini (Albrecht Dürer's House) görmüş, Kaiserburg kalesine tırmanmış, meydandaki Frauenkirche'nin önünde yağmurda sırılsıklam olmuştum. Pegnitz Nehri'nin kenarında otururken, dalgın ve ıslak, Hesse'nin geçtigi yerleri tahmin etmeye çalışıyordum.

Hesse üzerinde Nürnberg'in olumsuz bir etki bıraktığını biliyordum. Nürnberg'e dair kitabın son bölümünde anlattığı olumsuz tasvirler canımı da sıkmıştı. Ne güzel kentti işte, niye bu kent korkunç bir izlenim bırakmıştı onda? Şöyle diyordu Hesse:
Kent korkunç bir izlenim bıraktı üzerimde, kuşkusuz bunda kentin suçu yoktu, suç bendeydi, benim kendimde. Gerçekten büyüleyici bir kent vardı karşımda, Ulm'dan daha zengin, Augsburg'tan daha orijinal; St Lorenz ve St Sebald kiliselerini gezdim, avlusunda dile gelmeyecek zariflikteki havuzuyla belediye sarayını gördüm. Bütün bunları gördüm ve hepsi pek güzeldi, ama hepsi de kocaman, sevimsiz, insanın ruhunu sıkan bir ticaret kentinin yapılarıyla, motor gürültüsüyle ve taşıtlarla sarılıp kuşatılmıştı, her şey yıldız kubbeler inşa edemeyen ve sessiz avluların içine gönül okşayıcı çiçekler gibi havuzlar konduramayan bir başka çağın temposu altında titriyordu, her şey bir sonraki saatte yıkılıp çökmeye hazır bekliyordu adeta, çünkü artık bir amaçtan yoksundular, ruhlarını yitirmişlerdi.7

Bu satırlarla da kolayca anlıyordum, Nürnberg'ten gitmek istiyordu Hesse. Peki ben niye bu kenti kutsamıştım?
Ama yine de Nürnberg'te çaresiz yitik durumdaydım; yalnızca bir şeyi, bir an önce buradan çekip gitmem gerektiğini açık seçik görüyordum.8 diyen Hesse'ye bu yitiklik hissini veren kenteki o dokuyu merak ediyordum şimdi de. Koştura koştura kentin içinde, onun cümlelerini arıyordum.

“Gönlümdeki eğilimler”

Baden'deki kaplıca yolculuğu ve Nürnberg yolculuğunu anlattığı, Kaplıcada Bir Konuk / Nürnberg Yolculuğu adlı kitabında Hesse, “Her zaman şunu gözlemlemişimdir ki, yalnız ben değil, eylemleri için nedenler bulup öne sürebilen gıpta edilecek insanlar da gerçekte hiçbir vakit söz konusu nedenlerin dürtüsüyle yola düşmemekte, kendilerini onların kılavuzluğuna bırakmayarak gönüllerindeki eğilimlerin peşinden gitmekteydi.9 diyordu.

Blaubeuren'le başlayan yolculuğuna, gençlik yıllarından yazınsal ve duyusal hayalleri için sevimli örnekler oluşturan iki kadın figürünün yön verdiğini söylüyordu: “(Alman Şair Eduard Friedrich Morike'nin) Hutzelmannlein yapıtındaki güzel Lau ve (Gottfried Keller'in) Yeşil Heinrich romanındaki banyo yapan güzel Judith.10 Romandaki güzel Lau, Blauberen içindeki Blautopf'ta yaşamıştı ve bu güzel Lau yeraltından yüze yüze rahibeler manastırının avlusundaki mahzene kadar gelmiş, üstü açık bir havuzda boy göstermişti.”11 Blau ve Lau sözcükleriyle çevrelediği hayallerini anlatırken, Blauberen'den başlayan yolculuğuna çıkış nedeni olarak anlattığı imge dünyasını okura sunuyor, herkesin içinde böyle bir gizli anlam olabileceği mesajını veriyordu. Bu imgelerin birleştiği kenti, Ulm'dan ve Augsburg'dan aldığı konferans teklifleriyle birleştirince, Zürih, Nürnberg ve Münih'i de kapsayan seferi başlamış oluyordu.

Kendi Nürnberg yolculuğumu, Hesse'nin söylediği gibi “gönlümdeki eğilimler”le açıklayamıyordum. Elbette okur, Nürnberg'e gidişimi, bu kitaba duyduğum delifişekçe/özgür bir bağlılıkla ilintilendirebilir -ben olsam ilintilendirirdim- Hesse'nin o sözüne katıldığımdan. Benim de her zaman gitmek için, görünenden başka bir iç sebebim vardı. Bu kitabın peşinden Nürnberg'e gidecek kadar deli olmasına deliydim, ama ne o kadar zengin, ne o kadar bağımsızdım. Gün gelir de gönlümdeki eğilimim meydana çıktığında ben, bir kitabın çağrıştırdıklarının peşinden gidecek kadar bağımsız ve paralı olursam, işte o zaman tüm kütüphanemin peşinden yolculuklara çıkabilirdim. Şimdi yaptığım ise, çıktığım yolculuğu sevdiğim yazarla birleştirmekti. Böylece hem yazarımı, hem yolculuğumu ölümsüzleştirmiş oluyordum. Bu kitaba rastlamak ve başka bir amaç için Nürnberg' gitmek şans mıydı, evet şanstı.

Nürnberg Yolculuğu'nu okuma şaşkınlığım üzerine notlarımda, Nürnberg'e varışımı en sona koyuşumu, Hesse'nin de kitabında Nürnberg'e varışını benzer bir süreçle anlatışıyla ilintilendirmiştim. Ve biliyorum ki, Hesse'nin bundan haberi yoktu.
Ama yine de onu memnun edecektim ben: Yine yollara yollara diyordum, sırtlarda kütüphaneler, satır satır kitaplarla.

Not: Bu yazı, cebinde deste deste yazılar taşıyan, onlardan esinlenen herkes için yazılmıştır.
Nermi Uygur'a saygıyla…

~~~

1 Başlıkta, Orhan Pamuk'un “Roman Okuma Mutluluğu” başlıklı denemesinden esinlenilmiştir. Orhan Pamuk, Roman Okuma Mutluluğu, Kitap-lık Dergisi, sayı 44, Kasım-Aralık 2000
2 Nermi Uygur, Bir Yaşama Dayanağıdır Hermann Hesse, Kitap-lık Dergisi, sayı 54, Temmuz-Ağustos 2002, s. 64-75
3 Nermi Uygur, denemesinde kendini böyle tanımlıyor.
4 Age, s. 67
5 Hermann Hesse, Bozkırkurdu, YKY, s. 42
6 Hermann Hesse, Kaplıcada Bir Konuk/Nürnberg Yolculuğu, Afa Yayıncılık, s. 136-137
7 Hesse, age. s. 177-178
8 Hesse, age, s. 180
9 Hesse, age, s.123
10 Parantezler bana ait.
11 Hesse, age, s.124

~~~
Sayı: 41, Yayın tarihi: 13/10/2009

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics