MaviMelek
Hermes Kitap
"Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır." Wittgenstein

[Hezeyan]"Munzur'da Koluma Takılan" | Yaşar Seyman

Munzur'da Koluma Takılan | Genco Demirer

"AYKIRI BİR AŞKIN ISRARI"

Munzur, acılı coğrafyanın isyanı, aklımın gizli kıvrımı, düşlerimde akan nehir, senin kıyında halay çektik. Kadının başındaki ipek poşinin renkleri gözümü aldı… Müziğin ritmine uyup bazen coşkuyla tutuştuk, bazen el sıkıp bazen seyrine bıraktık. Halay boyu hep el ele olduk. Bir dinlenme anında sevgiyle uzun uzun bakıştık.
"Biz bu topraklarda dağın doruğuna, güneşin doğuşuna, suyun gözesine, yanan ateşe, ellerimizi açar dua ederiz. Bu dualara tanık bileziğim, sana yadigâr olsun…" diyerek ilk o konuşmaya başladı. Sonra da kolundaki bileziği çıkarıp, bana uzattı.
Şaşırdım. Elime aldım, ne diyeceğimi bilmeden koluna baktım. Kolundaki tek takıydı bana verdiği. Parmakları boş, elleri dövmeliydi…
Renk renk boncuktan oluşan bileziği koluma taktım. Lastiğe takılı olduğu için bileğimi sıkmadı. Teşekkürüme karşılık elleriyle dokunarak; "Sana uğur getire" dedi.
O bileziği uzun süre kolumdan çıkarmadım. Sonra bir takının insan yaşamını nasıl etkilediğine, çağrışımlarına, sevgi yaratısına tanık oldum. O bilezik, giysilerime, takılarıma öyle yabancıydı ki. Farklılığı hemen dikkat çekiyordu. Ona alışan bana, sevdiklerim alışamadı. O bileziğin uygunsuz olduğunu ne çok söylediler. Onlar söyledikçe inatla, aşkla takmayı sürdürdüm. Unutup, onunla sulara daldım, sevgisiz bakışların nazarlarını yıkadım…
Ve farklı olanı yaşatmak yerine yok etmek isteği daha çok. Oysa sıkça "öteki"nin sesiyim diyenler bile, "öteki"yi ne kadar seviyor? "Öteki"nin sesi olmak söylemdeki kadar kolay mı? Söylemdeki kadar kolay olmadığını boncuk bileziğe karşı duruşlarından öğrendim…

Ötekileştirmeye alışanlar, ötekileri sever mi?

Munzurlu bileziğin enerjisine inandım. Onunla takıların gizemli dünyasına ne çok yolculuk ettim. Takılar ve insanlar… Takılar ve kadınlar. Takılara takılanlar. Takıların yükleri, günahları, belaları gün geldi başımın tatlı belası oldu…
Kadının Türküsü'nü yazarken; yaşam mücadelesini tanımaya başladığım her kadına bir takı tasarladım. Bu tasarımı yaşama dönüştürdüm. Meksikalı Frida, gökkuşağı gibi bir bilezik; Leydi Diana, küçük inciler içine aynı boyutta dizilen dört altın toptan oluşan bilezik; İngiltere'nin savaşçı ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher, siyah deri üstünde gri metal bir bileklik. Bu düşünceleri, takıların yarattığı gizemi, Bese'nin bileziği öğretti…

Takılara takıldım…

Her kadını çağrıştıran bir takı sonucu ne çok bileziğim, yüzüğüm, kolyem, küpem bir de kendini gösteren broşlarım oldu. Asyalı kadınları yazarken Kafkas kızı Aycayak'tan, Kafdağı eteğinde "Karasavat" işlemeli (Kubaçi işi) bir bilezik geldi. Bu bileziğin işlemesine Kafdağı eteğinde akan Kuban Nehri'nin sesi karıştı mı bilinmez; bilinen Kafdağlı bileziğimi taktığım günlerde, Kafkas kadınları gibi dertlerimi Kafdağı'nın ardına attım…

Kadınlar ve takılar…

Gördüm ki; kadınlar, erkeğine "vebalin boynuma", " boynumun borcusun" demiyorsa; kolye takmıyor. Tıpkı "sözün kulağıma küpe olsun!" yerine sözü olur olmaz küpe takmaya veda ediyor. Sözün kulağıma küpe dese de artık küpe takmıyor. Taksa da tek küpe takıyor…
Kimi kadın gözlere saklanacak güzellikte yüzükler takar, kimi tek yüzükle bir yaşam sürdürürken; kimi tek yüzükle yetinmez. Tüm parmaklarını yüzüklerle doldurur. Biri parmağına takar, öbürü bakar, biri takılır, öbürü oynar, birileri de çıkarma uğraşı verir…

Kadının parmağındaki yüzüğe takılır…

Özgün bir yüzükse, tekse, soldaysa, sahibi sorulmaz, sancı tutar, sızlanır, istemi yaralanır.
"Onlar isim yazan yüzükler taktı. Sonra çıkardılar. Şimdi isimsiz, sahipsiz, yüzüksüz kaldılar…"
Gün geldi, yüzüklere bakışı değişti. Ne tek ne de tek taşlı yüzük takmaz oldu. Artık yüzük iri olmalı, parmağı sarmalı, gösterecek sahip yoksa yüzük kendini göstermeli diye karar verdi…
Kadınların kolyelerini, küpelerini, bileziklerini, yüzüklerini, halhallarını, hızmalarını, pirsinglerini izler oldu. Kadına takılar takılır, kadın birine takılır, takılar taşır, takılar atılır…
Takıların gizemli dünyasına yolculuk, tasarım harikası olan özgün takılara vurgunluk tutkuya dönüştü. O tutkum benimle dünya gezdi. Stockholm'de gezdiğim batan gemi VASA'daki kaşsız yüzüğün hüznünü Dersim'in yüzük kaşı Tunceli armağanı bilezikle dağıttım…

O bilezik, aykırı bir aşkın ısrarıydı kolumda…

 

Sayı: 29, Yayın tarihi: 17/08/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics