MaviMelek
"Yaşarken, düş görmenin de bir tür ölüm olduğunu okumuştu. Öldüğünde ise sadece başkalarının düşüydü." - "Eşik" / Türker Armaner

[Öykü]"Bir Üçüncü Sayfa Haberinin Ayrıntısı" | Deniz Uçar

Bir Üçüncü Sayfa Haberinin Ayrıntısı | Kara Çizme

"ADI MÜKEMMELİYET HEYKELİ OLSUN"

Yılın ilk günlerine denk gelen soğuk bir kış öğle sonrasıydı. Mahmut Usta makineyi talimata uygun olarak temizlemiş, ilgili çizelgeyi dolduruyordu. Günlerdir korkuyla beklediği telefon tam da artık gelmeyeceğini düşünüp rahatladığı sırada gelmişti. Sekreterin böyle huzursuz edici durumlarda gerilimi arttırmak için çıkardığı metalik ses, genel müdürün kendisini odasında beklediğini bildiriyordu.

O uğursuz sabahı anımsamaya çalıştı. Günlerdir evinin üzerinde dönenip duran alıcı kuşları kovalamaktan deliksiz bir uykuya hasretti. Yine de evden besmele çekip, sağ ayakla çıkmayı ihmal etmemişti. Bütün gece yağan karın üzerinde konutlardan aynı saatlerde çıkan işçilerle birlikte uzun süre yürümüş, dere tepe aşıp otobüs durağında çeşitli yönlere dağılmışlardı.

Fabrika binasının barakadan bozma ilk halini, düdüklerle işbaşı yaptıkları zamanı hatırlıyor, bu hızlı değişime bir türlü alışamadığını düşünüyordu. Fabrikaya geldiğinde her günkü kalabalık kapıda birikmişti. Uzaktan bakıldığında kum saatinin bel kısmından akmayı hedefleyen kımıl kımıl kum taneleri gibi görünen topluluk, aslında birbirini itip kakarak içeri girmeye çalışan üniversite mezunlarıydı. Şirket çalışanlarının kapıdan geçmesi her gün, bir önceki güne göre güçleşiyordu. Mahmut Usta bu engeli yırtarak geçmeyi başardıktan sonra, her zamanki gibi mükemmeliyet heykelinin altın tasta sunduğu yeşil sıvıyı yüzüne sürüp sürmeme kararsızlığı yaşamıştı. Bronzdan yapılmış, sol elinde tuttuğu evrak çantasını hafifçe arkaya doğru alarak, sağ eliyle uzattığı altın tasın içinde şirket çalışanlarına motivasyon iksiri sunan, kravatlı ve takım elbiseli, yakışıklı bir erkek heykeliydi bu. Arkasında asılı olan iksir hazırlama çizelgesine baktı; tarih geçen cuma gününün tarihiydi. Hazırlayan: Hayriye Korkmaz, imza, Kontrol eden: Turhan Yılmaz, imza. Demek Hayriye Hanım o günkünü henüz hazırlamamıştı. Üç günlük iksirde ille de birilerinin cumadan kalma salyası sümüğü vardır diye düşünüp vazgeçmişti yüzüne sürmekten. Aslında yapılacak şey, sadece sağ elin orta parmağını iksirin içine hafifçe daldırıldıktan sonra, parmakta kalan miktarı alın kısmının ortasına sürüp, kurumasını beklemekten ibaretti. Bu esnada işle ilgili günlük dilekler de sessizce mırıldanılabilirdi. Ancak bazı kişilerin abartarak bu iksirle abdest alır gibi ellerini, yüzlerini yıkadıkları ve o sırada burunlarından giren bir miktar iksirin tekrar tasın içinde damladığını görenler olmuş ve bu söylenti şirket içinde yayılmıştı. Yine de şirket kültürünün bir parçasıydı, yararlılığına inanmayanlar dahi aidiyet duygusunun göstergesi olarak kullanmak durumunda hissederlerdi kendilerini.

“Bir zamanlar ben hazırlardım bu iksiri” diye düşündü Mahmut Usta, gözleri doldu. Fabrikanın bahçesinde kedilerin dolaşıp, ağaçların üzerinde bülbüllerin şarkı söylediği zamanlardı. Çizelgeler uygulanmaya henüz başlanmamıştı: Bir damla metil sarısı, üç damla timol mavisi 100 ml suya damlatıldıktan sonra oluşan yeşil çözelti, beyaz eldivenli büyücülerin çarşamba toplantılarına gönderiliyor, orada bazı gizli işlemlerden geçirildikten sonra, sihir bozulmasın diye soğuk zincirle şirkete gönderilip, hemen buzdolabına konuluyordu. Buzdolabında saklama süresi bir haftaydı. Günlük olarak tasın içine doldurulan bir litre suya, bu iksirden yirmi mililitre konuluyor, ertesi gün yenileniyordu.

Mahmut Usta'nın işe girişi çizelge zorunluluğu çıkmadan bir yıl öncesine dayanıyordu. O zamanlar da aynı titizlik içinde yapılıyordu işler ya da sürekli olarak bu durum vurgulandığı için öyle sanılıyordu, ancak hiçbir şey belgelenmiyordu. O dönemde, yani Mahmut Usta amcaoğlunun çağrısı üzerine arkasına bile bakmadan köyünü bırakıp bu fabrikaya geldiğinde, makineler öyle bir gürültüyle çalışırlardı ki, oluşan güçlü titreşimler yüzünden hiçbiri sabit duramaz, üretim alanında sürekli gezinirlerdi. Bu gezinmeler sırasında tam birbirleriyle çarpışacakken ustabaşı tarafından durdurulur, eski yerlerine itildikten sonra yeniden başlatılırlardı. Zaman kayıpları akşam fazladan çalışmaya sebep olurdu.

Takip eden mayıs ayında Almanya, Fransa ve Amerika'dan bir denetçiler heyeti gelmişti. Beş gün boyunca fabrikanın her tarafı dolaşılıp, üretim alanları, makineler, işçilere kötü kötü bakarak heyetin arkasında dolaşan yöneticiler denetlenmişti. Yanlış bir şey yapmamaları konusunda tembihlendiklerinden, makinelerin yanında nefeslerini tutarak hareketsiz duran işçiler, makinelerini de çalıştırmıyorlardı. Denetçiler ilk gün fabrikada üretim yapılmadığını düşündüler. İşçiler o günün akşamı yöneticilerden azar işittikten sonra, makineleri çalıştırıp, hiç konuşmamaları, hatta sorulan hiçbir soruya cevap vermemeleri konusunda uyarıldıktan sonra ertesi gün yeniden denetim geçirdiler. Sessiz ve hareketsiz duruşları sırasında merakla izliyorlardı bu dillerini bilmedikleri, uzun boylu, sarışın, güleç yüzlü insanları. Bunların iyi insanlar mı, kötü insanlar mı olduklarına hiçbir zaman karar veremediler. Bu arada makineler gürültülü adımlarla yürüyerek geçip gidiyorlardı önlerinden. Fabrika gezisi tamamlandıktan sonra üç gün üç gece kapalı kapılar ardında süren, ara sıra yüksek sesle atılan kahkahaların üretim alanlarından bile duyulduğu toplantının sonunda şu kararlar alınmıştı: Yapılan her şey yazılacak, yazılan her şeyin yapılmış olduğu kontrol edilecek, kontrol edildiği de yazılacak ve onaylanacaktı. Bir de daha kısa zamanda daha çok üretim yapan, daha az gürültülü, yerinden oynamayan, modern makineler alınacaktı. Alman denetçi, kendi ellerindeki eski makinelerin bu iş için ideal olduğunu da eklemişti.

İşte çizelgelerin oluşturulması bu tarihlere rastlıyordu. Almanların eski makineleri satın alındı. Artık bu kadar çok işçiye gerek yoktu. Önce kadın işçiler çıkarıldı. Onların yerine, beş tane kontrol mühendisi alındı. Kalan işçiler sendikalı oldu. Bu işte önayak olanlar da işten çıkarıldı. Kalan işçiler çalışmayıp halay çektiler, elebaşları işe geri alınana kadar halayı sürdüreceklerini söylediler. Elebaşları alınmadı, onların yerine daha yüksek ücretle daha az sayıda sendikasız memur alındı. Halay çekmeye devam ettikleri taktirde kalanların da işten çıkarılacağı söylendi. Aynı dönemde sendikalı işçilerin konduları yıkıldı. Yıkılan konduların yerine güvenlikli siteler yapıldı. İşbaşı yapan işçiler sendikanın da yardımıyla şehrin yüksek tepelerindeki kondulardan şehir dışındaki toplu konutlara taşındılar.

Mahmut Usta bütün sendikalıların yavaş yavaş çıkarılacağı söylentileri üzerine sendikadan ayrıldı. Patron Mahmut Usta'yı yanına çağırıp, sırtını sıvazladı ve “sen artık memursun, bundan sonra motivasyon iksirini sen hazırlayacaksın” dedi. Mahmut Usta'nın koltukları kabardı. İşçilerin arasında Mahmut Usta'ya “Dönek Mahmut” da diyenler oldu. Mahmut Usta'nın yalnızlığı günden güne artıyordu.

Mükemmeliyet Heykeli henüz yapılmamıştı, iksir sabah çayından önce personel memuru tarafından dolaştırılıyordu. Tabii bu da çizelgeye işleniyordu. Tuvaletlerden yemekhaneye, üretim alanlarından ofislere, her yerde çizelgelerin bulunduğu kâğıtlar uçuşuyor, dışarıdan bakanlar burasının kâğıt fabrikası olduğunu sanıyorlardı. Yapılan işlere göre çalışanların da sınıflandırıldığı çizelgeler oluşturulmaya başlanmıştı artık. Ancak sınıflandırma işlemi büyük bir gizlilik içinde yürütülüyor, çalışanların kendileri bile hangi sınıfa dahil olduklarını bilmiyorlardı. Amaç huzur ve barış ortamının bozulmamasıydı.

Yöneticiler üç sınıfa ayrılmıştı: Olmazsa olmazlar, olmaz olasıcalar ve yeri doldurulabilenler.

Herkes kendisini olmazsa olmazlar sınıfından sanırdı. Oysa genel müdüre göre sadece kendisi olmazsa olmazlardan olup, geri kalanlar diğer iki sınıf arasında paylaştırılıyordu. Diğer yöneticilere göre ise bir tane olmaz olasıca vardı. İşçilere sorarsanız genel müdür de dahil olmak üzere bütün yöneticiler olmaz olasıcaydı, esas olmazsa olmazlar işçilerdi. Yeni işe girenler ise doğrudan doğruya, işçilerin de dahil olduğu “hemen vazgeçilebilenler” sınıfına alınıyorlardı. Bunlar arasından geleceğin yönetici adayı olarak umut verenler “yeri doldurulabilenler” sınıfına yükseltilebiliyordu.

İki yıl sonra denetçilerin yeniden gelecekleri haberi, “bulacakları en küçük bir kusurda fabrika kapatılacak, hepimiz işsiz kalacağız” söylentileriyleriyle birlikte dalga dalga yayılmıştı.

Genel müdür motivasyon iksirinin sabahları elden dolaştırılmasını biraz alaturka bulduğundan, uzun zamandır düşündüğü heykel projesini gündeme getirmiş, bu heykelin şirket politikasını temsil eden bir heykel olmasını, motivasyon iksirinin de bu heykelin elinde bulunan tasın içinde durmasının daha iyi olacağını, gelen yabancı denetçilerin de bundan etkileneceğini söylemişti. Bu heykel denetim öncesine yetişmeliydi. Sonunda ortaya çıkan heykeli kendi gençliğine benzetmiş, “adı Mükemmeliyet Heykeli olsun” demişti.

Tekrar gelen denetçiler yine beş gün fabrika gezisi, üç gün toplantı sonunda daha modern, daha az zamanda daha çok iş yapan eski makinelerini sattılar. Mükemmeliyet Heykeli'ne ve motivasyon iksirine bayıldılar, yüksek sesli kahkahalar attılar ve bir dahaki gelişlerinde patentini alacaklarını söyleyip, iki yıl sonra tekrar görüşmek üzere ayrıldılar.

Yine işçilerin bir kısmı ve bu kez kontrol mühendislerinin de bir kısmı çıkarıldı. Sendika temsilcisi işe arabayla gelmeye başladı. Motivasyon iksirinin formülasyonunun değişeceği müjdesi verildi. Kalan sendikalı işçiler çalışmak yerine halay çekmek istediler, sendika temsilcisi, “şimdilik durun bakalım” dedi.

Mahmut Usta günlerce hasta karısının başında beklemiş, denetim olacağı gün uykusuzluk canına tak demiş, sonunda depodaki çuvalların arasında içi geçmişti. Rüyasında bir adaya düşmüştü, ama adanın etrafını çevreleyen meğerse deniz değilmiş de içinde salyaların sümüklerin yüzdüğü yeşil renkli motivasyon iksiriymiş. Vapurlar da çalışmıyormuş artık. Şehirdeki hasta karısına ve küçük oğluna ulaşmak için bu pis iksirde yüzmekten başka çaresi yokmuş. Rüya bu ya, tam suya girmek için cesaretini toplamaya çalışırken biri arkadan itivermişti. Geriye dönüp baktığında kıyıda mükemmeliyet heykelinin durduğunu görüyordu. O sırada uyanmıştı, Ferruh Bey kendisini dürtüyordu, denetçiler de yanındaydı.

Metalik sesli sekreterin telefonuyla bir süre hareketsiz kalakamıştı. Kendini toparlayıp merdivenlerden çıkarken bunun son çıkışı olabileceğini düşünüyordu. Bundan önceki çıkışı da, Ferruh Bey'in kendisinden çok memnun olduğunu düşündüğü bir dönemde maaşına biraz zam istemek içindi. O zaman Ferruh Bey kapıda bekleyen ve onun aldığı maaşın yarısına razı bir sürü üniversite mezunundan söz etmişti. “Memleket çok kötüye gidiyor, bu işsiz üniversite mezunları kapıyı tutmuş, her akşam giriş çıkışımıza bile engel oluyorlar, ne yapacağız bunları bilemiyorum” demişti kaygılı kaygılı. Sonra da pencereden, kapıda birikmiş, birbirini itip kakan üniversite mezunlarını göstermişti.

Kapıyı tıklattığında, oturmakta olduğu makamından, “girin” diye seslendi Ferruh Bey. Arkasındaki duvarda, üzerinde altın harflerle “İmajımız Mükemmeliyet” yazısı bulunan ahşap panel gözünü almıştı. “Bunca yılın emeğine teşekkür ederiz, ama anlaşılan sizi çok yormuşuz, dinlendirelim” dedi. “Bunca yılın emeği” diye bir laf vardı da, ortada görünen bir şey yoktu. Emek denilen şey verilir, sonra da uçup giderdi, geride bir tortu bile bırakmadan.

Akşam yine karları eze eze, dere tepe geçe geçe vardığı evinde hasta karısının yüzüne bakamadı, çocuğunu kucağına alamadı. Hiç ses etmeden gitti yatağına yattı. Alıcı kuşları kovamadan uyuyakaldı. Sabah kalktığında karısı yoktu. Dövündü, dövündü, sonra kafasını kaldırıp gökyüzüne bir baktı ki, karısı kuşun ağzında evin üzerinde dönüp duruyor. Karısını kurtarmak için aldı oğlunu kucağına, binanın tepesine çıktı, bir zıplayışta yakaladı kuşu kanadından, sonra yerde açık duran bir gazetenin üçüncü sayfasına düşüverdiler beraberce.

Haber aynen şöyleydi: “Cinnet geçiren baba oğluyla birlikte ölüme atladı.”

~~~
Sayı: 39, Yayın tarihi: 23/07/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics