MaviMelek
Hermes Kitap
"Bırak ey dünya, bırak beni kendi halime! / Öldürmeyeceksin! / Hermann Hesse

["Hayal Pusulası"]"İçsel Muhalif Dökümler" | Akın Olgun

İçsel Muhalif Dökümler | Sinan Çakmak

"KİMSELER BİLMEDİ, İÇİM YANIYOR OYSA…"

Bizsizliğin yorgunluğu çökmüş üzerimize. Kıtlama hayatlarımızın kıt kanaat geçimsizliğini bir bardak sıcak demli çaya verip avutmuşuz yüreğimizin yoksulluklarını. Sana dair, bana dair, bize dair ne var ki avuçlarımızda koca koca soru işaretlerinden başka… Dün gitti, önceki gün de, bugün de gidiyor ayaküstü, yarın da gitmeye mecbur. Mecburiyetlerin sıra dışı öyküleri, öykülerin sözleri, kahramanları yani yaşamın yaşamsızlığa düşen yanlarını yazıyoruz hiç bakmadan ellerimizin densizliğine…
Vaktin karmaşasına atıp oltaları bir umutla çekiyoruz çengele takılanları… Oysa takılan geçmişten arta kalanlardır ve kalanların tadı hiç de masum değildir. Takla attırdığımız her düşüncenin de altının geniş sağlam ağlarla örülü olmaması gibi. Örülü olduğunu düşünmenin avuntusu içinde palyaço sevimsizliğinde bir yüz sırıtıp durmuyor mu yüzümüze. Ne neye güldüğümüz belli, ne neye ağladığımız, ne kimi sevdiğimiz, ne de neye kime sevdalandığımız, ne de öyle işte. "Miz"lerimiz çoğalıyor sadece. Gülüyoruz öylesine, seviyoruz öylesine ve ölüyoruz işte öylesine… Tanrının umutları bile kendisine inanılması üzerineyken, bizlerin tırışkadan umutlarımızın ne önemi var ki…
Sonuçta bütün yakarışlar korkudan doğmuyor mu? Korkudan susmuyor muyuz?
Korkarak ölmüyor muyuz ölümden… Cesur olanları, kendi korkularımızı yüzlerimize vurdukları için yadırgayıp yargılamıyor muyuz… Dikmiyor muyuz gözlerimizi yüreklerine… Paramparça edilirken düşünceleri, seyretmiyor muyuz karanlık bir köşede…

Plileli sallanışların yırtmaçlı zevzeklikleri arasında, arkasında hiçbir iz bırakamayan zavallıları, uçurumlara niyetli intiharcıları ve ağaçkakan komplocuları alkışlamıyor muyuz…

Yüksek ölçümlü kahkahalara katılarak, tabela suratlı züppelere notalar yazarak, kimi köşe başı "düşünce" pezevenklerini ciddiyetle dinlemiyor muyuz…
İçsel dökümlerimizi hangi kara kutularda saklamıyoruz ki…
Ya görünür, ya okunur, ya çalınır, ya da çözülürse şifreleri diye etten maskeler yapmıyor muyuz yüzlerimize…
Kendi içimizdeki tapınaklara kurban edip gerçekliklerimizi, yeni yüzyıl meditasyonlarıyla temizlemiyor muyuz ruhçuklarımızı. Matematiksel ilişkiler kurup geleceğe yatırım dost paylaşımlarından, çetele tutup pusu bankasına yüksek faize yatırmıyor muyuz… Yalanlarımız bile daha samimi, yalanlarımız bile daha dost, yalanlarımız bile daha sahici değil mi bizlerden…

Karışlıyorum yüreğimin alnını.
Sorguladıkça buluyorum kendimi, kendimden bana kalanları, yetim seslenişlerimi, öfkemi,cesaretimi, en çok da korkularımı… Yabancısıyım şimdi bedenimin, bana ait tenimin, sesimin, rüyalarımın, hayallerimin, umutlarımın ve olmazsa olmaz sorularımın…
İçsel dökümlerim yorgun, ben bana ait her an'a dargın dağılıyorum kendi alemimde ve hep sobeleniyorum cevaplarımla… Kendi kendimin kör ebesi, kendi kendimin tek kişilik, tek perdelik, tek seyircilik oyuncusu gibi dönüp duruyorum orta yerde.

Sanki kalabalıklar yürüyor üstüme biçimsiz, darmadağın. Yoksa benim biçimsiz, darmadağınık sözlerimin gölgeleri mi gördüklerim? Müebbet öykülerden doğan ölüler mi kol geziyor ortalıkta, yoksa benim sürgün müebbetliğim mi sayıklıyor serserice?
Oysa ne önemi var hepsi de tutsak benim beynimde… Yine mermi diye dilin namlusuna sürdüğüm kelimeler dönüp dolaşıp beni buluyor, hiç ıska geçmedi hep kalbimden vuruyor… Her vurulmada yüreğimin ilk sevda ağrısı, yalınayak içime sarılıyor. Cezası kesilmiş bir ömrün demir parmaklıkları arasından sızıyor güneşin ilk ışıkları. Yüzümün bir yarısını hüzün, diğer yarısını ılık bir ışık süzüyor…

Ateşle yoğrulmuş gururumu, acıyla çelikleşen onurumu bir kum fırtınasına teslim edip kaybolmak varken, hayatın ıskaladıklarını toplayıp körüklemek ateşi, hangi yaşama umudunun lehçesidir bilmiyorum…
Kaç kez ölüp dirildim, kaç kez kasıp kavurdum kendimi hatırlamıyorum ama ayıp değil ki kavgaya erken, sevdaya geç düşmek… Ama ayıp kavgalarda büyük adam, sevdalarda küçük çocuk olmak…

Kimseler bilmedi, içim yanıyor oysa…
İçim yanıyor, acıtılmış bir geçmişin adına…
İçim yanıyor, yokluğun yoksullukla buluşup tuz buz olmasına…
İçim yanıyor, yüzümde ölen her gözyaşına…

Yanmasa içim bu kadar, hissettiğim kadar çekmesem acılarımı, dökülmezdi kalemimden yüreğimin sözleri… Yürümek zorunda kalmazdım bu kadar… Ölmezdi gözyaşlarım. Sevgi ağrısı kalmazdı göğüs kafesimde… En önemlisi içsel muhalif dökümler doğmazdı beynimde…

akinolgun@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics