MaviMelek
"Ne denli yükselirsek, uçmayı bilmeyenlere o denli küçük görünürüz." Nietzsche

[Öykü]"Miyav!" - Armağan Altay

Miyav!

"O SEVMEYİ TERCİH ETTİ"

“Beni sevmeyen herkesin ölmesini isterdim" demişti bana, onu son gördüğümde. Masaya dayadığı dirseklerinin dirayetsiz direnci yetmiyordu, ucuz sigarayı tutan damarlı ellerinin titremesine. Anlam veremediğim bir biçimde ağırdı elleri, ama bedenimi okşarken değil. Arada bir şaka da olsa, vururdu bana; canımı acıtırdı; az da olsa. İşte o zaman ağırlaşırdı elleri. O zaman gerçekten onu sevmeyen herkesi öldürebileceğini düşünürdüm. Bunu yapabilecek güçte olduğunu hissettirirdi bana.

Hani herkes hayatının bir yerinde, çatlak duvarlı sönük sokak lambalı bir yerdir bu, duyar ya, "Her şey sende bitiyor, kafanın içinde. Sorunları çözecek olan sensin, sen, her şey sensin, tanrısın, başkası değil, sen." İşte bunu gerçekten hissettirirdi bana. Pahalı bir yerde yemek yerken bile, hiç uyum sağlamadan uyum sağlardı çevresine. Sanki halihazırda dünyanın bütün renklerini taşıyordu. Biraz gölgeli de olsa.
Evet, onu sevmeyen herkesi öldürebilirdi.

Turuncu tüyleri olan bir kedisi vardı. Onu hiç görmemiştim. Ama onunla konuştuğunu söylerdi. Sadece kendi repliklerinden oluşan diyaloglar değildi üstelik bunlar. Benim gibi bir aptal için hayranlık uyandırıcıydı. Ben onu sevmiyordum aslında, sadece zaman zaman hayran oluyordum. Ama bu dünyanın bencil koltukları üzerinde gülümseyerek uyuklarken, bu hayranlık yok oluyordu, göz kırpan yıldızlar gibi. Ve o turuncu tüyleri olan kedisi, kayan onlarca yıldızdan birisiydi. Ona bunu anlatamadım. Ama onun bunu bildiğini biliyorum.
O gece telefonum çaldığında pek sevinmedim. Yine kavga edecektik. Beni rahat bırakmıyordu bir türlü. Beni sevdiğinden emindim. Beni aldatmayacağından da emindim. Ona acı verdiğimi de biliyordum. Ona acı verdiğim halde benden uzaklaşmaması nedense hoşuma gidiyor, gururumu okşuyordu. Bencildim, ama umurumda değildi.
Yüzü bembeyazdı. İyice zayıflamış, yüzündeki kemikler belirginleşmiş, görünüşüne farklı bir anlam katmıştı. Yuvalarına kaçmış gözlerinde hâlâ bir yaşama sevinci, bir parıltı vardı. Altındaki nefreti ve hüznü de görebiliyordum, ama onlar sönmek üzereydi, kahverenginin en solgun dönemleriydi onlar. Çok solgun. Bezgin.
Çayını yudumluyordu. Ona aldığım poğaçaları yememişti. Midesi bulanıyordu. Yine dertlerinden dem vuracaktı bana. Bunu istemiyordum. Ona yardım etmek istiyordum ama bunu yapamayacağımı bilmek, bu isteğimi gizliyordu. Ayrıca bu yapamamazlık canımı acıtıyor, beni küçük düşürüyordu. Ben o koltukta mutluydum, onunla sevişmek istemiyordum. Bu halde yapamazdım.
Güneş vuruyordu. Arada bir sinekler konuyordu ama önemli değildi. Ölüsü çok yakışıklı olacaktı. Belki birisi öldükten sonra onu keşfedecekti. Belki de hiç ölmeyecekti. Ama ben bütün bu ihtimallerden korkuyordum. Keşke biraz daha aptal olsaydı. Belki ondan korkmazdım. Zekasının ucu bucağı yoktu. Kalbinin de.
O gece telefonu açmadım.
Ertesi gün beni buldu. Yapayalnızken dikildi karşıma. Onun sevmediği şeyleri yapmayı planlıyordum.
Yüzü bembeyazdı. İki elini de boynuna bastırmış, karşımda duruyor, bana bakıyordu. Gözlerimin içine. Beğeniyordu belki beni. Ama çok değil, karşı koyamayacak kadar çok değil. Ben karşı koymuyordum ama. Gerçekten. Köpük.
Utandım. Korktum. Beni yine suçlayabilirdi.
"Beni sevmeyen herkesi öldürdüm" dedi.
Etrafıma baktım. Kimsecikler yoktu.
"Nasıl başardın?" diye sordum.
Cevap vermedi. Bir an için çok usandım ondan. Bıktım. Yok olmasını, hiç olmamasını istedim. Karşıma hiç çıkmamasını.
"Oradaki ağaçlardan, yollardan, yıllardan falan değil bu. Her şey çok ayrı ve yalnız" dedi. Elleri hâlâ sımsıkı boynundaydı, sanki bir şeyi gizliyordu. "Ama ben hepsini aştım artık."
Kollarını gördüm. Kesik içindeydi. Jiletle, anahtarla, kalemle, bulduğu her şeyle kesmişti kollarını. Görünce içim acımıştı, yapma demiştim, ama engel olamıyordum. Yine de hoşuma gidiyordu kendisine zarar vermesi. Güçlü bir şeydi. Hoştu.
"Sana kutsal kitabımı yolladım da inanmadın bana. Sevgilim" diye devam etti. "Sen de onlardan birisin, seni de öldürdüm."
Gülümsedim. Arada bir böyle gülümsemelerle onu küçümserdim. O da bundan etkilenirdi. Göz göre göre kendime yalan söylüyordum. O da bunu biliyordu, ama inanamıyordu.
"Hâlâ yaşıyorum ama, bak" dedim, kollarımı iki yana açarak.
"Hayır, yaşamıyorsun," dedi.
Boynuna bastırdığı ellerini çekti. Kollarını iki yana açarken, yüzüme fışkıran kanın sıcaklığını ve ezik kokusunu hissettim. Boynundan kan fışkırıyordu. Bana sarılırken ona bir kez daha hayran kaldım. Şah damarını kesmiş, kanı fışkırmasın diye ellerini boynuna bastırmış ve beni oturduğum koltukta, köpüklerin içinde bulmuştu. Çok ince düşünmüştü. Benden daha ince. Ve benim anlayamayacağım kadar çok.
Üstüm başım kan oldu. Sırtımı sıvazlayan ellerin gücünü hissettim. Beni öldürecek kadar güçlüydü elleri, ama çok yumuşaktı, kırmaktan korkuyordu sanki, kelebek kanadıymışım gibi.
Elleri güçten düştü. Yere devrildi. Ölüyordu. Gözleri fal taşı gibi açılmış, bebekleri görünmez olmuştu.
Ağzı hafifçe aralandı. Yutkunmaya çalıştı. Bir şeyler söyledi, ama duyamadım.
Boynundan akan kan küçük bir gölcük oluşturmuştu, eski sevgilerimi mahveden bir desenle. Ve turuncu tüylü bir kedi geldi, sahibinin ölü yüzünü yaladı.
"Sadece seninle konuşmama izin verdi," dedi kedi, şaşkın bakışlarıma aldırmadan. "Seni seviyordu. O farklı, özel bir insandı. Bunu anlaman için seni sevmesine de gerek yoktu üstelik. Ama o sevmeyi tercih etti. Yanlış bir tercihti sanırım."
"Sanırım," dedim ve çığlık atmayı düşündüm.
"Ha, unutmadan," dedi kedi.
"Ne?" diye sordum. Çığlık atmaktan vazgeçmiştim. Evime gidip ağlayacaktım.
"Miyav" dedi kedi anlamlı anlamlı göz kırparak. "Miyav, miyav, miyav..."
Boynundan akan kan beni eve kadar takip etti. Hep edecekti. Biliyorum. Edecek. Hem de o bilinmez renklerle, desenlerle.

Başa dön

Diğer Öyküler

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler    ©2007 MaviMelek            website metrics