MaviMelek Edebiyat
"Dört bir yana yayar kendimi, dökülürüm içime, / Fırlarım kendimden bir başıma / O büyük fırtınada." Rüzgârı Seziş / Rainer Maria Rilke

[Öykü]"Melek" | Nilgün Ersoy

Çığlık | Edvard Munch

"BİR YER OLMALIYDI, BİZİM BİLMEDİĞİMİZ"

Boğazını sık! Sık iyice! Boğ onu!

Zor nefes alıyorum. Kalakaldım. Dondum.
Duruyorum öylesine.
Ellerim engellemiyor annemin sevgili kızının kuğu boynunu kavrayan elleri.
Duruyorum öylesine.
Hiçbir şey düşünmeden. Ruhsuz bir vitrin mankeni.

Daha da sık! Öfkeni kus! Kus nefretini!

Sallanıyorum. Cansız bir bebek gibi.
Duruyorum öylesine.
Ölüm korkusu yok. Beynim boşalmış. Ağzım kapalı.
Çığlık yok. Yalvarma yok. Öfke yok.

Katatonya

Katatoni
Ka- sert ünsüzlerin senfonisi.
Kata- katafalk.
Ta- tabut.
Ton- ses.
Ama ses yok.
İ- iğrenme
Bir senfoni daha

Kakofoni.

Eller gevşedi. Yutkunuyorum.
Duruyorum öylesine.
Şaşkınlık yok. Ağrı yok. Hayal kırıklığı yok.

          Gelecek ölüm
          Gözleri gözlerinden olacak
          Sabahtan akşama dek…
          Eski bir vicdan ağrısı gibi
          Saçma bir alışkanlık gibi…

Duruyorum öylesine.
Vicdan ağrısı…
Gözlerim odanın uzaktaki penceresine takılı.
Mavi gökyüzü. Bulut gölgesi.
Martı çığlığı…

Çığlık.
Ç- yumuşak ünsüz… Saçmalık. Çığlığın yumuşağı olur mu? Sert olmalı, vurgulamalı.

Munch.
Sessiz çığlık.
Açılmış bir ağız.
Sessiz çığlık.
Dalga dalga, halka halka parçalıyor, sarsıyor, yok ediyor, yayılıyor güçlenerek.
Acı veriyor.
Sessiz. Yakıcı. Öğütücü.

Duruyorum öylesine.
Ağzım kapalı, kollarım sarkık, gözlerim mavi gökyüzüne takılı.

Niye tepki vermiyor? Demin ellerim boynunda kenetliydi. Pişmanlık değil içimdeki.
Çaresizlik. Terk edilebilirliğin çıldırtıcılığı. Hiçbir şey demeden, hiçbir şey belli ettirilmeden kestirilip atılmak.
          -Senden ayrılmak istiyorum.
İnce boynu kızarmış.
Neden tepkisiz? Neden bağırmıyor? Neden ağlamıyor?
Neden bir acı, bir korku ifadesi yok?
Neden bir şey yok gibi?
Ölü gibi?
Heykel gibi?

Oturuyorum. Ne zaman oturduğumu bilmeden. Tam kenarda.
Oturmakla düşmek arasında.
Yaşamakla, yaşamamak arasında.

Hıçkırıklar
          -Bağışla beni! Bağışla ne olur!

Kucağımdaki başa bakıyorum. Onu gövdeye bağlayan kalın boyuna. Bakıyorum öylesine.

          -Bağışla beni! Sana layık değilim, bağışla! Sen bir meleksin!
          Sen bir MELEKSİN!

Sarkıttığım eller havaya kalkıyor. İki ağır yumruk. Öfkesiz, duygusuz iki mermer parçası. Yerlerinden kopmuş; hızları kesiliyor. Ağır çekim bir Türk filmi. Koşan, koşan, birbirlerine kavuşamayan ve hâlâ koşan…
Boynun tuttuğu baş hıçkırıklarla sarsılıyor.
Boyun kısa bir kütük gibi.

          -Sen bir meleksin…

Ağır çekim düşen yumruklar açılıyor. Gerilmiş ince parmaklar.
Kartal pençeleri.
Sessiz çığlık.
Mavi gökyüzü.

          -Sen bir meleksin…

Parmak uçları hafifçe boyuna dokunuyor. Soğuk iki mermer parçası. Hareketsiz.

          -SEN bir MELEKSİN…

Innocence.
Masumiyet.

Mezarlıkta mermerden masum melekler. Acıyla dolu acıyan bakışlar. Donmuş hüzünlü bir gülümseme.

          Bir yer olmalıydı, bizim bilmediğimiz, ey melek! (Rainer Maria Rilke)

Sayı: 32, Yayın tarihi: 25/11/2008
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics