MaviMelek
"Her kadın bir işi bırakmayı, bir sevgiliden ayrılmayı ve arkadaşlığa zarar vermeden arkadaşına karşı durmayı bilmeli." - Maya Angelou

[Gökçeyazın]"Bir anne, dansçı, şarkıcı, fahişe, mama, oyuncu, yazar, politik eylemci: Maya Angelou" | Sultan Yavuz

Maya Angelou

"SİZ KADINLAR; KALDIRIN ARTIK KIÇINIZI!"

Eğer taraflı bir kitap hakkında, taraflı yazacaksam ilk söyleyeceğim şey; Maya Angelou'nun sözcüklerinin de en az kendisi kadar siyah olduğudur. Kanımca otobiyografik romanlarının dördüncüsü olan Kadın Kalbi adlı romanında, yaşamını ve dönemin belirleyicileri arasında yer alan ırkçılık hastalığını bu kadar güzel anlatması, aksi ile mümkün olmazdı. Belki “cool” olarak nitelendirmeliyiz; en az blues kadar, sahne aldığı kulüplerdeki siyah müşterileri kadar.

Maya'nın öz yaşam öyküsünde bir taraftan “siyah” olduğu için dışlanan, yok sayılan bir halkın, bir taraftan babasız bir çocuk yetiştirerek, geçimini her yolla sağlamaya çalışan bir annenin ve bir taraftan da aynı siyah kadının kendi toplumu içinde -en az beyazlarda olduğu kadar- hüküm süren erkek egemen kurallara karşı verdiği çetin mücadeleyi görüyoruz. Zaten bir mücadele alanı içinde doğan ve hayatı bunun üzerine kurulan bir kadının, zaman içinde vardığı politik öz bilinçle, salt bir sahne sanatçısından politik bir eylemciye nasıl dönüştüğünü ve bu süreçte dönemin politik ikonlarından Martin Luther King'ten Malcolm X'e, caz dünyasının parıltılı isimlerinden tiyatro dünyasının avangartlarına kadar pek çok simayla etkileşim içinde olduğunu öğreniyoruz. Hatta Angelou'nun anlattıklarına bakacak olursak; özellikle o dönem için doğan her siyahın sosyalist olduğunu söylemek mümkün. Keza Amerikan yönetiminin her fırsatta pompalamayı görev bellediği komünizm düşmanlığı, siyahlar için, uçan bir sineğin kanat rüzgârından daha kalıcı değildi. Ne de olsa “komünistler onların kadınlarına tecavüz etmemiş ya da onları köle olarak çalıştırmamıştı.”

Kadın Kalbi | Maya AngelouMaya, Harlem sokaklarının tanık olduğu toplumsal hareketi ve mücadelenin adeta kalesi olan bu siyah şehrin atmosferini öyle çıplak, öyle güçlü ve o denli trajik çiziyor ki; bir an sonra Maya, Harlem; Harlem, Maya oluyor. Çıplak ve güçlü; çünkü Angelou'nun savaşımı ta en başından siyah oluşu, gösteri dünyası içinde yer alması. Bir yandan da bağımsız bir anne olma niteliğiyle anlam kazanıyor. Trajik; çünkü uğruna mücadele ettiği siyah toplum içinde de var olan erkek egemen kültürde, ona güç veren şeyin Amerikan yönetiminin başta beyaz kadınlarına tanımış olduğu kör-topal anayasal haklar olması.

Sadece siyah bir kadın olarak, beyazlara karşı verilen bir savaş değildir Angelou'nun hayatı, o aynı kararlı direnci evlilik hayatında kendisi kadar aktif bir militan olan kocasına karşı da sürdürmüştür. İkinci eşi, Güney Afrikalı bir özgürlük savaşçısı olan ve sürgün edildikten sonra Afrika'dan kaçan avukat Vusumzi Make'dir. Make tüm yaşamını siyahların özgürlük mücadelesi için çalışarak geçiriyor olsa da, evde durum farklıdır. Maya çalışmayacak, en iyi yemekleri yapacak ve evini sürekli temizleyecektir. Aksi halde görevlerini yerine getiremeyen bir eş olacak ve bu da tartışmaları için yeter sebep olacaktır. Çünkü o dönemde -ve hâlâ da gördüğümüz- bir kadınla bir erkeğin yoldaş olması, ev içi ve özel hayatlarında eşit derecede özgür olduklarını göstermiyordu. Yani insan olduğu gerçeğinden bağımsız düşünülen bir kadın figürü vardı. Bu nedenlerle kadınlar, mücadele alanlarını kendi kimlikleri üzerinden tanımlayarak, tarihsel süreçteki savaşımda yerlerini aldılar. Eşitlik, adalet, özgürlük, oy hakkı vb tüm haklardan yararlanabilmek için bu taleplerin başına mutlak surette “kadınlara da” sonra da “siyah kadınlara da” diye belirtmek gerekiyordu sanki. Angelou, kadın-erkek herkesle birlikte ırkçılığa karşı mücadele ederken, annesi ya da büyükannesinin aksine herhangi bir kadın grubu içinde yer almadı. Ama salt cinsiyeti yüzünden kendi toplumu içinde de maruz kaldığı ayrıma karşı daima karşı çıkarak, gerek özel yaşamında gerekse mesleki hayatında daima kendisi belirleyici oldu.

Maya AngelouBu güçlü kişilik, fahişelikten yazarlığa, editörlüğe ve politik eylemciye giden bu yolda hiç şaşmadan ilerliyor. Ha, “şaşmadan” derken, duygu ve düşünceleri arasında hiçbir zaman çok keskin ayrımlar bulunmadığı için, elbette bocaladığı zamanlar oluyor. Ne mi yapıyor? Kalbini dinliyor bu güzel kadın. Her ne kadar kendini güzel olarak görmese de hayranları oldukça fazla. Çünkü Maya'ya duyulan hayranlık, onun dış görünümünden ziyade vizyon sahibi, akıllı ve hayatının her alanında savaşçı bir kişiliğe sahip olmasından geliyor. Maya'nın hayatı bir bütün olarak var ve içindeki o hiç sönmeyen ateş, kendisiyle birlikte hayranlarını da yüreklendiriyor.

Kitapta bir taraftan siyah mücadele içinde öne çıkan isimler ve tarihsel olaylar içinde yolculuk ederken, bir yandan da Angelou'nun siyah jargonla adeta ti'ye aldığı kendi toplumunun özeleştirisini görüyoruz. Maya, güzellik kavramı, aşk, evlilik, aile, politik mücadelede kadının yeri ve önemi gibi konularda ezber bozan ve kendi olmaktan en ufak bir tavizde bulunmayan bir kadın. Tüm hayatı içinde ona baki kalacak olanın da, sevdiği şeyi yapmak olduğunun farkında. Sahnesinden ve daktilosundan hiçbir şey ayıramıyor onu ve elbette babasız büyüttüğü oğlundan.

Günümüz kadın sorunsalını düşündüğümde, belki de bayrak olacak isimlerden biridir Maya. Eğer onu doğru anladıysam; gerçekten anlamı olduğunu düşündüğümüz savaşımları vermek için, hiçbir şey engel olmamalı önümüzde. Sonunda sana kalan, sadece sensin. Ama ne mutluluktur, bir kadının yanındaki erkeğin de onunla omuz omuza mücadele vermesi.

Siyah olmak hepimiz için bir imge olmalı. Haydi, kaldıralım kıçlarımızı, bunu yapabiliriz! Bir blues ezgisi gibi ya da sirtaki ya da halay ya da Kafkas ya da Flamenko…
~~~

Kadın Kalbi / Anı
Maya Angelou
Türkçesi: Türkan Tezcan, A. Özhan Yiğitler
İmge Kitabevi Yayınları, 1995, 304 s.

Sayı: 41, Yayın tarihi: 26/09/2009

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics