MaviMelek
Hermes Kitap
"Koku ordaydı. Burnumun ucunda ve kentin üzerinde. Ama umutsuzluğum bir anda yok oldu." Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku / Ferit Edgü

[Hezeyan]"Mavi" | Mesut Mesudi

İsimsiz | Barış Yılmaz

"GİTMENİN ÖZNESİ OLAMADIM"

"ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim…
gittiğim olmadı hiç"
can yücel

kendimi hiç upuzun bir yolda yürürken görmedim (ahh edip). mevsimi geçmiş bir portakal gibi suyunu çekti parmaklarım. atılamamış bir çığlık gibi duruyor gölgem ve kehanet maviye çalıyor. bir fısıltı gibi dolaşıyorum buralarda. nedense renklerle düşünme eğilimindeyim dolaşmayı, böyle garip alışkanlıklarım var (mevsimleri de adlarıyla değil ama kokularıyla düşünmeyi seviyorum örneğin). bir zamanlar okuduğum bir öyküyle bağdaştırıyorum bunu, ama severim yaşlı kızılderililerin anonimliğini. hep küçük harflerle anlattıklarını düşlerim öykülerini; her öykünün kâh gökyüzüne çıktığını ve kâh yeryüzüne indiğini, bir gezgin olduğunu… buna inanırım da. eğer ruhun devindiği mekân zamansa, sözün devindiği mekân da zaman olmalı; iki noktayı birbirine ekleyen zaman… öyle değil mi…

demiştim, garip alışkanlıklarım var (çağrışımları ne güzeldir "garip"in)… gökyüzüne (yine mavi) bakmadan yürüyemiyorum örneğin. gördüğüm ama üzerinde durmadığım bir düşü hatırlatıyor bana gökyüzü, bir kehaneti (oytun'a göre bir vizyon): şirketin, yüzümdeki gölgeyle açılıveren kapısından dışarıya süzülüyorum ve uygun bir yer bulup soluklanıyorum. gökyüzünün gözleri üzerimde, maviyle karşılık verdiğim (oysa gözlerim kara). bir sigara sarıyorum ve koyu nefesler çekiyorum ondan. ve nefesimin kırılma noktasında (fırlat elindeki sigarayı) hızlı adımlarla yürüyüp gidiyorum.

oytun, benim "hayırdır inşallah" dediğim şeyi bir "hayır" olarak okuyor. ve akşamın bu "mavi"sinde dolaşırken bu "hayır"ı düşünüyorum. havanın değiştiğini parmaklarımdan anlıyorum: birbiri arkasına eklenen anlar gibi yoğunlaşan ya da kendini bırakan bir kıpırtı. sanki hızla yanımdan geçen bu insanlar aslında parmak izimin labirentimsi yollarında yaşıyorlar yazgılarını, sanki bu kent aslında parmağımın ucunda. gökyüzünün histerik mavisi karaya çalıyor.

son günlerde saat 18:00'ı gösterince aceleyle sokağa atıyorum kendimi. ne yapacağımı bilmediğim zamanlarda böyle yaparım. ürkütücü bir şaşkınlıkla (insanların yüzlerinden anlıyorum bunu) yürürüm nereye gittiğimi düşünmeden. hani gördükleri her insanın peşine takılıp sizin anlamlandıramadığınız bir ana kadar onlara eşlik eden sokak köpekleri vardır ya, ben de sokakların peşine takılıyorum. sola ve sağa dönüşlerle bir diğerinden bir diğerine geçip duruyorum.

oytun, her ne kadar bugünlerde "dönme" düşleri kursa da, her insanın bir gün gitmesi gerektiğine inanıyor. hatta bir keresinde (danışman geçidi'nde kahve mi içiyorduk?) gitmenin, bir gün durup dururken evinin camlarının çok kirli olduğunu fark edivermek gibi bir şey olduğunu söylemişti. "göçebe" yaşayan bir gelenekten geldiğim düşünülürse, benim için bunu anlamak pek de kolay değil. gitmek, bir kavramdan çok bir reflekse karşılık geliyor bende. ne kadar zorlasam da, kendime fiili gitmek olan bir cümle kurduramıyorum. oytun, gittiği ilk aylarda benim de gitmem gerektiğini anlatan e-postalar gönderdi durdu (ilgi çekici olmadıklarını söyleyemem). hatta benim için iş olanaklarını bile soruşturdu (gazeteciliğe devam etmem zordu; ama garsonluk, tezgâhtarlık, bahçıvanlık vs yapabilirdim). ama bir türlü o "programlanmış" gitmenin öznesi olamadım nedense, kaldım.

zaman yoruldu, akmadı an…

Sayı: 32, Yayın tarihi: 25/11/2008

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics