MaviMelek
Hermes Kitap
"Üzülme sakın, önemi yok ölü olmanın. Aynıyız işte, hâlâ seninle harmanım. Söyleyin ona bu gece müzik buradaydı." Yürüyen Kelimeler / Eduardo Galeano

[Öykü]"Masal" | Tuğçe Ayteş

Masal | İlker Bulundu

"BU VAPUR NEREYE GİDİYOR?"

Bir varmış, bir yokmuş. Kendi halinde hayatını sürdüren bir Esas Kız varmış. Esas Kız, öyle klasik masallardaki gibi pasif bir şekilde evinde oturup beyaz atlı prensini beklemiyormuş. Her zaman bir av gibi davranmak ona göre değilmiş. Ayrıca hayatını adadığı bir ideali varmış ve buna erişmek için uğraşıyormuş. Bu uğurda çabalarken tabii ki kabuğuna çekilmiyor, insanlarla bir arada olduğunu unutmuyor, seviyor, sevdiğini belli etmekten de çekinmiyormuş. Yaşadığı her anın tadını çıkartıyor, etrafa pozitif enerji saçıyormuş. Her şerde bir hayır, her sonun bir başlangıç olduğunu düşünüyormuş.

İşte yine böyle bir sonda Esas Oğlan'la tanışmış Esas Kız. Konuşmuşlar, görüşmüşler. Esas Kız hayattaki amacını söylemiş. Esas Oğlan ciddiye almamış, anlamaya bile çalışmamış. Esas Kız hayata nasıl baktığını anlatmış. Esas Oğlan ona saf demiş, tecrübesiz demiş; çünkü o çok çekmişmiş, hayat Kız'ın sandığı kadar güzel değilmişmiş. Esas Kız'dan pembe gözlüklerini çıkartmasını istemiş, ama kendisi gözünde kara gözlükleri olduğunu bir türlü kabullenememiş. Kız ona hayatın renklerini göstermeye çalışmış, fakat Esas Oğlan dibine vurduğu kör kuyuya uzanan eli bir türlü tutmamış. Kız yaklaşmış, o uzaklaşmış. Sonra Kız'ın içine şüphe düşmüş. "Bu işler iki kişilik olmaz mı?" diye sormuş kendine. Esas Kız biraz dayanmış. Ama sonunda bunun böyle sürmeyeceğini düşünerek Esas Oğlan'la konuşmayı bırakmış.

Bunun hemen ardından Kız'ın Kalbi ve Beyni koyu bir tartışmaya tutuşmuşlar. Beyin "Ne kadar da iyi yaptın! Hep sen, hep sen olmaz ki…" demiş.
Kalp "Nerede kaldı senin karşılık beklememen? Sorunları var, anlasana," demiş.
Beyin: "Bu resmen enayilik."
Kalp: "Güya beyinsin ama düşüncesizsin."
Beyin: "Kız'ı düşünüyorum. Kendini kullandırıyor."
Kalp: "Her kalp benim kadar özgür değil. Oğlan kalbine zincir vurmuş. Şimdi de anahtarları bulamıyor."
Beyin: "Yeterince aramıyor."
Kalp: "Tek başına bulamıyor."
Beyin: "Her yardım etmeye çalıştığında Kız'ı iteliyor, istemiyor."
Kalp: "Çok karanlıkta, göremiyor."
Kız sonunda dayanamamış. "Yeter artık, kapayın çenelerinizi," demiş, "ben gidiyorum." Kız, yatağına uzanmış. Elindeki Ermiş kitabında sevgiyi özgür bırakmak gerektiğini fısıldamış Halil Cibran Kız'ın kulağına. Hem sevgisini hem de kendisini özgür bırakmış Kız. Gözleri kapanmış, başı yavaşça yastığa düşmüş.

Kız, kendini hiç bilmediği bir yerde bulmuş. Yol toz toprak içindeymiş. Yürüdükçe Kız'ın üstü başı kirlenmiş. Tam üstünü silkelerken bir at arabası geçmiş yanından ve tekerleği bir çukura girip Esas Kız'ın üstüne çamur sıçratmış. Kız bir şey diyemeden at ona dönüp "Kimse sana kolay olacağını söylemedi," demiş.

Bir süre söylene söylene yürüdükten sonra ileride bir adamın siluetini görmüş. Bomboş yolda, nasılsa hiç korkmadan adamın yanına gitmiş. Gözleri fal taşı gibi açılmış, çünkü karşısında duran bizzat Nietzsche'ymiş.
Esas Kız "Hayatımda kesin hiçbir şey yok. İşi bırakıyorum. Yollara düşüyorum. Sevilip sevilmediğimi bile bilmiyorum," demiş.
Nietzsche "İnsanı belirsizlik değil, kesinlik öldürür," demiş.
Kız "Neden?" demiş.
"Çünkü," demiş Nietzsche, "belirsizlik oldukça insan umut eder. Umutsa kötülüklerin en büyüğüdür, işkence süresini uzatır."
Esas Kız: "Umut etmeden yaşamanın ne anlamı kalır ki?"
Nietzsche: "Yaşamak berbat bir şey zaten."
Esas Kız: "Ben bunları daha önce de duydum. Hep aynı terane."
Tam o sırada yanlarından Zaman hızla geçmiş. Geçerken Nietzsche'nin bıyığından, Esas Kız'ın saçlarından birkaç teli de alıp götürmüş.
Nietzsche: "Bak, gördün mü? Zaman her geçtiğinde bizlerden bir şeyler alıp götürüyor. Şimdi dediğinde bile çoktan geçmiş oluyor."
Esas Kız "İşte bu yüzden yaşamı erteleyemem. Zaman'a yetişmem gerek," demiş.
Esas kız bunun imkânsız olduğunu anlamak için daha çok gençmiş. Nietzsche'nin onun arkasından "Zaman'a yetişemezsin ki…" dediğini duymamış.

Esas Kız bunu çok geçmeden anlamış zaten. Zaman ortadan kayboluvermiş. Esas Kız omuzlarını düşürmüş, nereye gittiğini bilmeden yürümeye devam etmiş. Çok güzel bir bahçeye gelmiş. Envai çeşit meyve ağaçları, rengarenk ve mis kokulu çiçekler varmış. Bir ağacın altında bir adam oturuyormuş. Esas Kız her nasılsa onun Mecnun olduğunu hemen anlamış.
Esas Kız, "Ne yapıyorsunuz burada?" diye sormuş.
Mecnun, "Leylaaa, Leylaaa," demiş.
Esas Kız: "Çok güzel bir yerdesiniz."
Mecnun: "Sadece Leyla'yı görüyorum."
Esas Kız: "Meyvelerden yediniz mi?"
Mecnun: "Hayır."
Esas Kız: "Çiçekleri kokladınız mı?"
Mecnun: "Hayır."
Esas Kız: "Ama hepsi yanı başınızda."
Mecnun: "Leyla."
Esas Kız: "Peki," demiş, "gidecek yolum olmasa bu güzellikleri kaçırmazdım."
Esas Kız giderken uzanabildiği bir daldan birkaç erik kopartmış. "Aslında ben de nereye gittiğimi bilmiyorum," demiş kendi kendine.
Güzel yerlerden, bahçelerden, nehir kenarlarından geçmiş. Her yerde mutlu olacak, yaşamaya değecek bir şeyler bulmuş. Yolun sonu çok da umurunda değilmiş. Yolda yaşadıklarından memnunmuş.
Yolun sonu umurunda değilmiş ama her yolun da bir sonu varmış. Esas Kız bir iskeleye ulaşmış. İskelede bir vapur demir atmış. "Bu vapur nereye gidiyor?" diye sormuş ilk gördüğü ak saçlı bir teyzeye. "Geleceğe evladım," demiş teyze.
Esas Kız: "Oo, çok kişi binmek istemez mi peki?"
Yaşlı Teyze: "Bu vapura sevmesini bilenler, bilip de belli edenler, umuda yol alanlar, geçmişini geride bırakıp gelecek günleri kucaklamaya hazır olanlar alınıyor."
Esas Kız: "Benim binip binemeyeceğimi nasıl öğrenebilirim?"
Yaşlı Teyze: "Sadece dene. Eğer şartlara uygun değilsen zaten kendi etrafına ördüğün duvarlara çarpar, içeri giremezsin."
Esas Kız: "Teşekkür ederim anlattıklarınız için. Peki ya siz?"
Yaşlı Teyze: "Ben yıllar boyu o kadar sağlam ördüm ki duvarlarımı, denemeye bile cesaret edemedim."
Esas Kız: "Ama denemeden başarıp başaramayacağınızı bilemezsiniz ki."
Yaşlı Teyze: "Ya başaramazsam?"
Esas Kız: "En azından denemiş olursunuz."
Yaşlı Teyze: "Yapamam."
Esas Kız, Yaşlı Teyze'nin inadını kıramayacağını anlayınca ısrar etmekten vazgeçmiş. "Azimli olmak iyi bir şey ama insan başka seçenekleri de görebilmeli," diye içinden geçirmiş Esas Kız. Vapura adımını atmış, kolayca içeri girebilmiş. Üst katta hava alan bir yere oturup yerleşmiş. Vapurda ne kadar az kişi olduğuna şaşmış kalmış. Demek ki insanlar kendilerini kendilerine hapsetmiş yaşıyorlarmış, tıpkı Esas Oğlan gibi. "Aa," demiş, "bir de Esas Oğlan vardı."

O sırada iskelede, vapurun yanı başında put gibi bekleyen Esas Oğlan'ı fark etmiş. "Gelsene!" diye bağırmaya çalışmış, ama sesi sadece kendisinin duyabileceği bir hırıltı şeklinde çıkmış. Zaten onun çağırmasının da bir anlamı yokmuş. Esas Oğlan'ın kendisinin yapabileceği bir şeymiş bu vapura binmesi için gereken şartları sağlamak. "En azından kafasını kaldırıp baksa, benim burada, gitmek üzere olduğumu görse," demiş kendine. Sanki bunu sesli söylemiş gibi Esas Oğlan kafasını kaldırmış ve kızı görmüş. Hâlâ hareketsizmiş. Esas Kız'ın sabrı tükenmiş. "Haydi ama. Neyi bekliyorsun ki?" diye onun duymayacağını bile bile söylenmiş. Sonra da arkasını dönüp vapurun yol alacağı yöndeki manzaranın tadını çıkartmaya başlamış.

Halatlar çözülmüş ve vapur hareket etmiş. Esas Oğlan'sa halen hareketsizmiş. Bazı insanlar sevdiklerinin kıymetini onları kaybettiklerinde anlarlarmış. Esas Oğlan da kaybetmek üzereyken anlamış. Vapur biraz yol aldıktan sonra Esas Oğlan'ın aklı başına gelmiş, "Durun!" diye bağırmış. Ama hiçbir işe yaramamış. Aklına tek bir fikir gelmiş: suyun üstünden vapura koşmak. Bir an için tereddüt etmiş. Ama sonunda denemeye karar vermiş. Birkaç adım attıktan sonra becerebildiğini görmüş. Vapura doğru koşmaya başlamış. Esas Oğlan koşmuş, koşmuş, ama geleceğe ilerleyen vapura yetişememiş. Esas Oğlan denizin ortasında öylece kalakalmış, zamanında kaçırdığı fırsata yanmış. Artık Esas Oğlan değilmiş. O sırada Esas Kız'ın olduğu vapur yeni bir iskeleye demir atmış. Esas Kız işte orada Esas Oğlan'la tanışmış.

Kız tatlı uykusundan yavaşça uyanmış. Kucağında Ermiş duruyormuş. Yine o, sevgisini özgür bırakmasını söyleyen satırlar… Esas Kız, bu zor zamanında sevgisini karşılayacak, ona bir bütünün parçası olduğunu hissettirecek özgür bir ruha özlem duymuş. Rüyasında yeni iskelede karşılaştığı Esas Oğlan'la gerçekte çoktan tanışmışlar aslında. Ama Esas Kız ilk defa çekinerek atıyormuş adımlarını, çünkü onu kaybetmeyi göze alamıyormuş. Esas Oğlan ona o kadar ulaşılmaz geliyormuş ki…
"Ama Esas Oğlan da aynı şeyleri hissediyor olabilir," diye düşünmüş Esas Kız. Kendinin hep eleştirdiği insan tipine benzemesinden korkmuş.

Elleri titreyerek telefonu almış, kalbi yerinden çıkacak gibi atarak ve midesine ağrılar girerek Esas Oğlan'ı aramış, kekeleyerek konuşmuş, yer yer saçmalamış. Birincide olmamış, ikincide olmamış, ama üçüncüde Esas Kız başarmış. Esas Oğlan'la Esas Kız buluşmuşlar. Esas Oğlan yaşam enerjisiyle pırıl pırıl parlıyormuş. Esas Kız'a değer vermiş, ona güvenmiş, onu desteklemiş. Esas Kız'ın rüyası gerçek olmuş.

Derler ki rüyaları gerçekleştirmenin en güzel yolu uyanmaktır. Ama öncelikle uyanacak cesareti bulmak gerekir…

Sayı: 32, Yayın tarihi: 24/11/2008
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics