MaviMelek
"Lirik şiirle aktarılan şey, salt çoşku değildir; tersine duygusal durumların imgelem yoluyla yakalanmasıdır." - Herbert Read

[Deneme]"Lirik Şiir Üzerine Notlar" | Mehmet Fidan

Sappho | Charles Mengin

"HİSSEDEN HAYALE,
HAYAL-E-DEN DÜŞÜNCEYE"

"Bir şair zevk ve heyecan verici müzik yaratmak için kompozisyon yapmaz; söyleyeceği şeyi dilin içinde, zihinlerimizde garip bir biçimde etkili kılmak için zevk ve heyecan veren müzik besteler."
Lascelles Abercrombie

Lirik olmayan şiir; okuyarak bile yorumlanabilir ama lirik şiir okunmasından öte hissedilir. Bu duygulanımı anlatmak ise gerek şair gerekse okuyucu tarafından oldukça güçtür. "Lirik şiir sanatçının, elindeki imgeyi kendisiyle en yakın ilişki içinde sunduğu biçimdir." diyen J. Joyce'un imlediği; farklı duyumsama hali içindeki şairin (lirik) şiire en yakın olduğu andır. Bütün şiir malzemelerini alabildiğine kullanabilecek ruhani bir hava içine girmesidir. Bu “ruhsal atmosfer halkası” içinde lirik şiirin saf şiirsel enerjinin ürünü olarak tohumlanmasına yol açar. Ve lirizm şiirin yazıldığı dilde oluşur, bir şiirin çevrilemeyecek tarafı, bu yüzdendir ki, lirik edasıdır.

Anaxagoras “Acı çekmek, bilmemeye benzetilir, bilmek de egemen olmaya benzetilir,” der.

İnsanların dile dökemediklerini şairlerin yoğun bir duyguyla kâğıda aktarmaları ve şairin şiiri yazdığı andaki güçlü duygulanımları aynı şekilde okuyucuya yansır. Lirik şiirin kökeninde coşku ya da acı imgesi vardır. Bazılarımız coşku ve acı vardır demiyoruz da, neden coşku ve acı imgesi vardır? diye ifade ediliyor diye sorabilir. Çünkü “Lirik şiirle aktarılan şey, salt coşku – ya da acı- değildir; tersine duygusal durumların imgelem yoluyla yakalanmasıdır." (Herbert Read) İçimizdeki acı ya da coşku'yu, şiir yazmak için kullanabileceğimiz bütün malzemelerle yansıtma kaygısını da gütmesinden ötürüdür. “Şair ruh”un içinde bulunduğu hali imgelem aracılığıyla açıklığa kavuşturma serüvenidir bir bakıma.

Lirik şiirin yazıldığı evrede şair duygulanımlarını tanımlamaya çalışır. Çünkü lirik şiir, acının ya da coşkunun denetim altına alınamamasından da kaynaklanıyor. Bu direnme lirizmi doğuruyor. Bu da tutkunun piçleridir. Duygulanım, benimsendiği anlaşılır bir zemine oturduğu anda lirizm biter. Birey tutkuya, coşkuya ya da acıya egemen olmuştur ya da fani nedenlerden ötürü dikkati dağılmıştır. Öte yandan bir paradoks var tam burada. Ruhsal acının belleği yoktur. Olsa olsa yoksunluk, aidiyetsizlik, yabancılaşma gibi faktörlerin karmaşası ve kaynaşması vardır. Fiziksel acının ise bir tanımlaması vardır. Alışkanlık nedeniyle temelde aynıdır. Ama ruhsal acı öyle değildir.

Liriğin Serüveni

Eski şairler söze önem vermiştir ve müzik algısını çalgı aleti olmaksızın uyaran aruz vezni eski şiirimizdeki lirizmin hem kaynağı hem de taşıyıcılarından biri durumundadır. Ülkemizde müzik ile şiirin kaynaştığı âşık geleneği ve bu gelenek içinde yetişmiş şairler var. Avrupa'daki lirik şiirin başlangıcı troubadourların* Provans dilinde yazdığı lirik şiirlere kadar uzar. Ondan öncesinde ise Antik Yunan'da lir çalarak terennüm edilen çoban şiirleri yazılmıştır. Erken tarihli lirik etkinliğin en eskizsiz yazılı kanıtı Mısırlılar'a aittir. Piramit metinleri (yaklaşık İÖ 2600) Cenaze şarkılarını (Ağıtları), krala övgü şarkılarını (Kasideyi), tanrıya seslenişi (İlahiyi) içerir. Yine bu döneme ait taşa kazınmış mezar yazıları, çobanların, balıkçıların ve tahtırevan taşıyanların iş şarkılarını da (Chansons de toile) kapsar.

Her ne kadar pek incelikli geliştirilmemiş olsa da Mısır liriği, daha sonraki lirik şiirin belirleyici niteliğini oluşturacak öğelerden çoğunu yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan biçimiyle içeriyordu. Eski zamanlar için Mısır ve İbrani lirikleri gibi, Yunan liriğinin kökenlerinde de dinsel etkinlikler yatıyordu. Eski zamanlar da lirik şiir müzik ile iç içe olduğu için; mesela Yunan lirikleri, ilahi gibi okunuyor, şarkı olarak söyleniyor ya da hem şarkı hem de dans olarak sergileniyordu, bu yüzden zaman geçtikçe kâğıt üzerinde sadece okuma ile içindeki müziği duyumsamamıza kadar geldi. Dilini bilmediğiniz bir şarkıyı dinliyorsunuz mesela, ama şarkının sözlerini anlıyormuşsunuz gibi olur ve hatta hissettikleriniz dilini bilmeseniz de şarkının sözleriyle örtüşür. İşte lirik şiir bunun gibi bir şeydir, tatmin olarak.

Lirik şiir, biçimiyle doğmuştur

Usun Uykusu Canavarlar Yaratır | GoyaIbycus, Sappho, Alcman ile tohumları atılan lirik şiir; Yunanistan'da V. yüzyıl da ise lirik şairlerin en iyilerinden Simonides, Pindarus, Bacchylides gibi isimlere ev sahipliği yaptı. Daha sonra Romalı şairler, Yunan liriklerini örnek almalarının yanında lirik şiiri daha öznel, daha özyaşamöyküsel bir çizgiye uyarladılar. Ortaçağ liriklerinden Rönesans'a uzanan dönemden sonra lirik şiir serüveni yakın dönemde; Goethe, Schiller, Rilke Apollinaire, Valéry, Garcia Lorca, Puşkin, Emily Dickinson, Blake, Baudelaire gibi büyük şairlerle birlikte tarihteki yerini sağlamlaştırdı.

Yahya Kemal: “Lirik şiir, ‘duyuş'un, deyişe [dil'e]' dönüşmesidir," der. Alışılagelen biçimde; hissiyattan hayale, hayalden düşünceye, düşünceden şiire gibi bir izlek sürmez. Çünkü lirik şiir, biçimiyle doğmuştur. Biçimi üzerinde sonradan bir çaba gerektirmez. Genellikle de yazıldığı biçimiyle yaşantısını sürdürür. Lirik şiir bu açıdan yani biçim yönünden doğal bir tada sahiptir, organiktir. Goethe'nin, “Sanat yapıtları bitirildikleri zaman bilinmez; onları belli bir düzeye dek anlayabilmek için doğuşlarında yakalamak gerekir,” ifadesiyle en çok örtüşen de yine lirik şiiridir.

Duygu anının bilinci

Duygu öğesiyle lirik şiirin muhteviyatı doğru orantılıdır ancak duygusallığın her biçimlenmesinde lirizm aramak bir yanılgıdır. Çünkü burada bahsedilen bir bakıma: Duygu anının bilinci mi? Bilincin duygulanışı mı? Sorusudur. Bu soruya verilen cevaplar da biliniyor ama kısacası “lirik şiir” açısından duygu anının bilinci baskındır, aksi halde doğallığından uzaklaşmış olur. Fakat çetrefilli bir durum söz konusudur. Şöyle ki: Lirizm, bilinçlilik haline bağlanamasa da basit duygulanımların (alkol ya da uyuşturucu vesilesiyle eserin ortaya çıkışına kaynaklık etmesi durumu dâhil) ya da duyguları dizginlenmemesini, alabildiğine özgür bırakılmasının bir sonucu da değildir. Lirik şiir tam burada doğar ama ritmi, denge ile orantılı olarak biçimlenir. Kederli budalalıklar anlamsal olarak verebileceği bir şeyi olmamasına rağmen duygulandırmaktan medet umabilir. Ancak estetik biçim vermiş, verilmiş olmalarıyla edindikleri özgüllükle evrensel bir şeye katılır duruma geldikleri zaman sanat maddesi olurlar. Kısacası şudur ki; lirik olan, içeriği anlam yüklü bir eriyiktir; pürüzsüz ve akıcıdır.

Günümüzde lirik esinler taşıyan şiirlerdeki ritim, lirizmin bir biçimidir. Ritim duygusu ise müzik ile olan içiçeliliğinin bir tezahürüdür, lirik şiire de bulaşmıştır. Her ritim lirik değildir ama iyi şiirin yazıldığı her dilde ritim oluşturmak lirizm için vazgeçilmezdir. Lirik şiirde müzik öğesi estetik açıdan olduğu kadar zihinsel olarak da yapıtın içkin bir öğesidir.

Lirik şiir sadece anlık duygulanım sonucu çağrışımlarla yazılmadığı gibi sinesteziyi, empatiyi, düşleri de içinde barındırır. Lirik şiir saf sözel kaynaklara –sözcüklerin seslerine ve çağrışım güçlerine, ölçüye, aliterasyona, uyağa ve başka ritim araçlarına, çağrışımsal imgelere, yinelemelere, eskilliklere ve dilbilgisel çarpıtmalara– doğrudan doğruya en çok yaslanan biçimdir. Ve çoğu zaman ellerinde ne olay örgüsü, ne kurgusal kişiler, ne de çoğu zaman şiirlerine süreklilik kazandıracak entelektüel sav vardır. Teatraldir ve bu seslenişler öğüt verici olmaktan çok biçimseldir.

“Farklı duyumsama” hali

Bir sanatçı için dayanılamaz olan bir yerden başlayamamaktır. Bu yüzden yoğun bir hüzünle ve acıyla büyük şairler hariç bir anda, bir gecede, ya da birkaç saatte vücut bulan bir şiir yazılamaz inancındayım. Anlık duygulanım ya da bu “farklı duyumsama hali”; ancak ilham veren bir veya birkaç lokomotif dizeye ev sahipliği yapması adına kayda değerdir. Gerisi tecrübe ile şiirin oluşturulmasında da yatar.

Lirik şiir, farklı bir duyumsama halinin şiirle buluşmasının bileşimi değildir yalnızca. Ama kökeninde var olan ruhun bu “farklı duyumsama” halini biraz açalım. Aşkın içinizde yarattığı saf coşkuyu düşünün ya da kendinizi aynı anda duyarlı, yardımsever, dokunaklı, melankolik ve duvarların arkasını görebileceğinizi hissettiğiniz bir an'ı. Ruhunuzun ışığa boğulduğu, havalandığı, şeffaflaştığı, bütün nefretlerden, fani düş ve düşüncelerden uzaklaştığı, belki de adına sonsuzluk dediğimiz o yere hiç gittiğiniz an'dadır. Ya da dibe vurduğunuzu hissettiğiniz, yıkıldığınız, ruhunuzun ıstırap çektiği bir an. Gözyaşlarınızın birer birer dudaklarınızı yaladığı, yaktığı ve içinizde birilerinin yürüdüğü ya da yüreğinize basa basa birilerinin içinizden geçtiği, yolculuk ettiği, sizin onu yolculadığınız bir an. Bir şairseniz böyle zamanlarda lirik şiirler yazabilirsiniz. Ancak daha önce bahsettiğimiz gibi; estetik biçimleriyle ve edindikleri özgüllükle evrensel bir şeye katılır duruma geldikleri zaman sanat maddesi olurlar.

Kaynaklar: "Lirik Tat", Ebubekir Eroğlu; "Gerçek Bellek", Susanne K. Lagnger; "Lirik Biçim", Susan Stewart; Haziran 2008, Kitap-lık dergisi, Sayı: 117

* Troubadour: Ortaçağ Avrupa'sında 11. ve 13. yüzyıllar arasında faaliyet göstermiş olan şövalye-ozanlara verilen isimdir. Kadın ozanlar içinde Trobairitz adı kullanılır.

~~~
Sayı: 43, Yayın tarihi: 24/12/2009

kuytu@mavimelek.com

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics