MaviMelek
Hermes Kitap
"Yazmak tek heceli 'ben'i karşımıza almaktır. Adlandırılamayan Yoktur / İlhan Berk

[Öykü]"Kupadan Vazgeçmek" | Murat Gülsoy

Kupadan Vazgeçmek | Sinan Çakmak

"ÇÜNKÜ YAZININ İÇİNDE ZAMAN YOK"

Yuvarlak bir masada oturuyorum. Üzerinde kalın bir çuha var. Oyun masalarında olan cinsten, yeşil. Sağına soluna işlenmiş simgeler: Maça, Sinek, Karo… Fakat kupa yok! Masanın çevresinde dönüp duruyorum önce. Sonra da aydınlanıveriyorum; kumarda kazanan aşkta kaybeder. Kupa, kalp aşkı simgelediğine göre… Oyunda kazanmak için aşktan vazgeçmeli insan; bunu anlatmaya çalışmış bu çuhayı üretenler, diyorum kendi kendime. Sonra da bu aklıma gelenleri not etmek için masanın başına oturup defterimi açıyorum. Yazmaya başlıyorum. Lacivert mürekkep var kalemimin içinde. Her zaman olduğu gibi. Bir yandan 'kupadan vazgeçmek' başlıklı notu alırken bir yandan da düşünüyorum: Neden siyah mürekkep kullanmıyorum? Cevap kendiliğinden geliyor: Siyah bir renk değildir, boşluk demektir. Siyahla yazılan harfler hiç yazılmamış demektir. Harfler boşluğa açılan birer gözetleme deliği olur eğer siyahla yazarsak… Bu düşüncelerimi de yazmalıyım diye karar veriyorum. O sırada başımı kaldırıp masanın ortasında duran güllere bakıyorum. Kurumuşlar! Dehşete kapılıyorum. Bu kadar çok zaman geçmiş olamaz diye mırıldanıyorum. Rüyada olduğumu fark etmiyorum ama gerçekliğin içinde tuhaf bir şeyler olduğunu hissediyorum. Zamanın bu kadar çabuk geçmesi içimi burkuyor. Birbirinin zıddı düşünceler geçiyor aklımdan: Yazarken zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum (Bu çok doğal, çünkü yazının içinde zaman yok). Böyle giderse, birazdan ben de yaşlanarak öleceğim (Bunda da garip bir şey yok, herkes yaşlanıyor). Fakat hiçbir şey yaşamamış olacağım; sadece bu masada oturmuş deftere bir şeyler karalamış olacağım (Olsun senden geriye bir şeyler kalacak). Ama asıl yazmak istediklerimi daha yazamadım ki; bir sayfa yazıyorum günler geçmiş oluyor (Bunu okurlar bilemez ki). Okurlar mı? Evet, birileri okumalı yazdıklarımı. Bu defteri görünür bir yere koymalıyım. Bu düşünceler içindeyken ortam kalabalıklaşıyor. Bir uğultu var çevremde. Kafamı kaldırdığımda upuzun bir masada oturduğumu görüyorum. Bir otel burası. Lokanta kısmındayız. Beyaz uzun masalar var. Ama üzerlerinde hiçbir şey yok. Bomboş. Yanımda babam oturuyor. Amcalarım var. Çoktan ölmüş olan amcalarım. Onları görünce şaşırıyorum. Hatta dehşete kapılıyorum. Babamın kulağına eğiliyorum: Bak baba, amcalarım gelmiş… Babam oralı olmuyor. Ama onlar ölmemiş miydi, diyorum kısık sesle. Babam gülümsüyor. Beni duyup duymadığından emin olamıyorum. Herkes neşeli. İçimden düşünüyorum: Babam ölü amcalarımı gördüğüne şaşırmadığına göre bu babamın rüyası olmalı, bu benim rüyam olamaz, benim rüyam olsa ben de şaşırmazdım, ölü olduklarını hatırlamazdım. Ardından bunları not etmeliyim diyerek elimi cebime atıyorum. Defterim yok. Kaybetmişim. O anda buna çok üzülüyorum. Çok. Elimdeki mavi mürekkep lekelerine bakarken duygulanıyorum, gözlerimden yaşlar akıyor. Eyvah, diyorum içimden, babam amcalarımın ölü olduğunu anlayacak, ağlamamalıyım. Oysa ben onlar için ağlamıyorum ki… Kendi rüyamı, rüyamda defterimi, defterime yazdıklarımı kaybettiğim için ağlıyorum. Keşke kupadan vazgeçmeseymişim. O yüzden uyanır uyanmaz sana bu satırları yazdım. Beni affedebilecek misin?

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics