MaviMelek
"Bambaşka bir iklimde uyanmıştım işte. O kadar kısa, kolaydı oraya ulaşmak." - İthaka'ya Yolculuk / Demir Özlü

[Deneme]"Demir Özlü’yle Başkenti İstanbul Olan Ülkelerde Dolaşmak" | Şengül Can

Demir Özlü

"SÜRGÜN MEMLEKETTE
İKLİM HEP KIŞTIR"

Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka
O olmasa, yola çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok
bundan başka.

"İthaka" / Kavafis

Tarih boyunca İstanbul birçok yazara ve şaire ilham kaynağı olmuştur. Geçmişten bu yana anlatılagelen bu kent yeni edebiyatımızı ve edebiyatçılarımızı da etkiler. Ünlü İstanbul şairi Nedim, İstanbul hayranlığını şöyle dile getirir: “Bu şehri İstanbul ki, bi-misli bahadır. / Bir sengine yekpâre acem mülkü fedadır.”(1) “Mektepten Memlekete Dönen Adam” olarak bilinen Yahya Kemal'in ise birçok şiiri İstanbul üzerinedir. Yahya Kemal tüm Yeditepe'yi anlatmıştır. O aziz İstanbul'una şöyle seslenir: “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! / Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.”

Demir Özlü ise İstanbul'a farklı bir noktadan bakar. Özlü'nün İstanbul'u eski ve yeni İstanbul'u içinde barındırır. O her iki yüzünü de görür İstanbul'un. İstanbul'a bir yandan Aziz İstanbul der, (Hatta yazar İstanbul'un adının Aziz İstanbul olarak değiştirilmesini ister.)(2) diğer taraftan ise değişen kenti, eski günlerini özler. Ama tüm bunlara rağmen İstanbul'u düşünmeden yapamaz. Kim yapabilmiş ki… İstanbul'u düşünüyorum gözlerim kapalı

İstanbul'a sürgün günler

Özlü'nün 1979 yılında yayımlanan Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları adlı romanının başkişisi Selim eşinden yeni boşanmış, İstanbul'da yaşayan, genç bir eleştirmendir. Selim bundan sonraki hayatında burjuva kadınlarıyla aşklar yaşar. Toplumun ahlak anlayışını kabullenmez, kendi doğrularını, kurallarını oluşturur. Tüm bunlardan sonra acı çeker, ama pişman olmaz. Romanda yazar, 1960'lı yıllarından itibaren İstanbul'u gerçekçi bir üslupla anlatır. Başkişi Selim siyasi polisin ihbarı üzerine askere alınır. İstanbul'dan uzaklaşan Selim Muş'ta askerlik yapar. İstanbul'a sürgün günler bu dönemle birlikte başlar, geri dönmek ister ama döndüğünde her şeyi değişmiş bulur.

Yazarın İstanbul'u konu ettiği bir diğer kitabı da 1982 yılında yazılmaya başlanan, 1996 yılında yayımlanan kitabı İthaka'ya Yolculuk'tur. Yazar bu kitabında İstanbul'u çok boyutlu olarak anlatır. Çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği “Eski İstanbul”, sürgünlük dönemleri ve sonraki yıllardaki İstanbul anlatılır. Gençlik, çocukluk, yurtdışında geçirdiği günler ve İstanbul'a geri dönüş destansı bir anlatımla dile getirilir. Yazar yolculuğunu Kavafis'in “İthaka” şiirindeki yolculuğuna benzetir.

Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları | Demir ÖzlüRomanın ana unsurlarından olan mekân Demir Özlü'nün eserlerinde daha da anlam kazanır. Özlü mekânı öncelikle olayların geçtiği çevreyi tanıtmak için kullanır: “Cihangir'deki geniş, eski ama ferah ev; odalardan birinde durmadan çoğalan kitaplar, küçük düzenli harflerle yazılmış eleştiri taslakları…” (Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları, s. 35)

“Hamburg'dan geçtim. Sular ışıldıyordu ve Helsinborg'a gittim. Daha doğrusu Danimarka'nın düz toprakları bitince, küçük bir kentten –iki katlı güzel evler vardı orda– araba vapuruna girdi trenin vagonları.” (İthaka'ya Yolculuk, s. 11)

“Soğuğu ve karanlığı anımsıyorum”

Özlü mekânı roman kahramanlarını çizmek için de kullanır. Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları adlı romanda burjuva kadınları hem büyük hem de görkemli evlerde yaşarlar; yazlıkları, otomobilleri vardır. Babalarının olan bu evlerde aileleriyle otururlar. Tüm burjuva kadınları aynıdır. Bayan M., Anna, Ayşe… Başkişi Selim küçük burjuvadır. Cihangir'de annesinden kalma ev küçük burjuvalığının en önemli göstergesidir. Ama ekonomik sıkıtılar yaşar, Şişli'de bir çatı katına taşınır, bu ev de aile mirasıdır:
“Bayan M. çalışmayı, böylece de kendini oyalamayı düşünüyor ama çalışmayı bir türlü başaramıyordu. Annesiyle birlikte, geniş bir salonu olan eşsiz büyüklükteki terası boğaza bakan yepyeni bir ev satın almışlardı.” (B.K.G.Y., s. 42)

“O sıralarda Selim Cihangir'de, eski yapı büyükçe bir evde oturuyordu. Parkın altına düşen asfalt yoldan aşağıki sokağa inen, birkaç basamak merdivenden sonra, girilen, bozulmuş ama sonradan yeniden biçim verilmiş bir apartmanın birinci katıydı burası.” (B.K.G.Y., s. 14)

Özlü mekânı anlatarak sadece karakteri çizmekle kalmaz yaşanılan ortamın sosyo-kültürel portresini de çizer:
“Bulvarın kıyısında, yüksekçe bir set üzerinde, yaz mevsimi boyunca ön camları kırılan, kışın yeniden yerine konulan, bir kahveydi bu. İstanbul'da açılıp da üç beş yıl açık kalan, belli bir müşterisi varken, patronun vergi kaçırmak için birden bire dekorunu değiştirdiği kahvelerden biriydi.” (B.K.G.Y., s. 79)

Özlü romanında dönemin Vefa semtini canlı bir şekilde aktarır:
“Çocukken Şehzadebaşı'na çıkardık, anneannemin elinden tutarak, Vefa sokaklarından, Şehzadebaşı Camii ile sokağın öbür başındaki sebilin önünden geçerek, Şehzade başına çıktığım dönemleri anımsıyorum… Sinemalara giderdik. Birçok sinema vardı orada. Hepsi Amerika'dan, Avrupa'dan gelmiş filmleri oynatırdı. Karanlık bir eski İstanbul sinemasının içine girer seyrederdik filmi, anneannemle birlikte.” (İ.Y., s. 28)

“İlk bakışta kendinizi İtalya'da sanırdınız. Yapıların üslûbu İtalyan olmasa da, belli belirsiz İtalya'yı andıran bir şey vardı burada.” (İ.Y., s. 72)

Özlü mekânı kişilerin kimliğini yönlendiren bir etken olarak da kullanır. Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları'nda Özlü, kentteki insanların çoğunluğunu oluşturan fakir kesimi şöyle anlatır:

“Yakacak sıkıntısını başladığı kış ayları gelmeden önce o birkaç ay, daracık evlerine, apartman katlarına çekildikleri, belki daha az sıkıntılı bir dönemdi bu. O zaman gazinoların afişleri kentin her yanına asılıyor, gazino sahiplerinin her yıl yeniden bulup öne sürdükleri, saçları yapay olarak sarışınlaştırılmış kadınlarla, birtakım bıyıklı erkeklerin, bazı homoseksüellerin şarkı söyledikleri gazinolara gidebilmek için halk matinelerini bekliyorlardı.” (B.K.G.Y., s. 150)

Özlü romanlarında mekânı yansıtıcı olarak da kullanır. O çevreyi anlatırken aynı zamanda başkarakterin psikolojik durumunu da ortaya koyar. Özellikle İthaka'ya Yolculuk romanında yazar yaşadığı Kuzey ülkelerini anlatırken bir yandan da kendi yalnızlığını, özlemlerini, mutsuzluğunu, arayışını anlatır:
“Slussen'deki küçük limana bakan, bir yapısından ötekine tahta koridorlarla geçilen. Soğuğu ve karanlığı anımsıyorum. Ertesi gün, gündüzün alaca karanlığında bana düşsel görülen bomboş sokakları, sadece birkaç yaşlı insanın oturduğu büyük gündüz vakti elektrikleri yanan boğuntu veren bir pastaneyi.” (İ.Y., s. 49)

İthaka'ya Yolculuk | Demir Özlü“Betonla kaplı iç avlular var orda”

Özlü “boğuntu” kelimesini kullanarak ruh halini yansıtır. Hatta sürgünlük dahi bu mekânlar üzerinden anlatılır çoğu kez. Romanın başkişisi artık her yerde eğretidir.

“Tanrım! Bu insansız kente yolumun düşmüş olması neyin cezası acaba?” (İ.Y. s., 72)
“Rörstrandsgatan'a göre çok daha kaba, büyük yapılarla çevrelenmiş, o sokağın üst yanında, yamuk bir çizgiyle neredeyse ona paralel uzanan daha da boş, hantal, insansız bir sokak görünümünde olan Tomtebogatan.” (İ.Y. s., 67)
“O yöre Tomtebogatan'ın uzandığı ıssız yöre! Kentin o ıssız yöresi! Birçok yöre gibi ıssız olan o yöre!” (İ.Y. s., 68)

Özlü özlem duygusunu dahi mekânlar üzerinden dile getirir ve artık kendini İstanbul'la özdeşleştirir:
“Şimdi İstiklal Caddesi'nde kim bilir kimler dolaşıyor. Burada camın önüne oturmuş iç avluya bakarken ya da birkaç ev ötedeki, daha yüksekteki çalışma odama çıkıp, bu ıssız kenti seyrederken –betonla kaplı iç avlular var orda– ötede çok uzakta, kurşun renkli bir İstiklal Caddesi'nin var olduğunu biliyorum.” (İ.Y. s., 53)

Yazar çocukluk günlerini, ilk aşkını, ilk bisikletini, İzmir'e hapsedip gitmiştir Kuzey ülkelerine… Yıllar sonra bu özlemlerini İzmir'i anlatarak giderir:

“İzmir kentini tanıdım, körfeze dikine inen sokaklardan denizi gördüm, İstanbul'u çevreleyen hırçın denize benzemiyordu. İklim de çok yumuşaktı. Sokaklar ağaç, çiçek, tütün, çam sakızı kokuyordu. Sokaklarına öğleden sonrası güneşinin vurduğu Alsancak'ta, sokaklarda dolaşan deniz kokan bir rüzgâr çıkıyor.” (İ.Y. s., 187)

Yazar yaşadığı yerleri iklimleriyle birlikte anlatır. Onun için mekânın değişmesinin en büyük göstergesi iklimdir. Bu açıdan bakacak olursak yolculuk, dünya üzerine koordinat değiştirmektir, iklim kuşaklarından geçmektir. Ve yazar için bu alışılmış bir durumdur. Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları adlı romanda başkişi Selim askerlik için İstanbul'dan Muş'a gitmek üzere trene bindiğinde Türkiye'nin batısından doğusuna uzanan bir yolculukta değişen sadece koordinatlar değildir. İnsanlar, diller, yollar dahi değişir. Bu sürgün memlekette iklim hep kıştır. Yazar adeta Doğu'yu hiç güneş doğmazmış gibi anlatır:
“Uzun kış geçmek bilmiyordu. Donmuş ağaçların dalları, kar yığınlarının üzerinde görülüyor; alayın önünden geçen kent şosesinde arada bir kara kalın kumaştan giysilere bürünmüş, başları sarılı birkaç insandan başka kimse görünmüyor.” (B.K.G.Y. s., 131)

Yazar iklimin güzelliklerini anlatmak için de yine mekânlardan bahseder, bu defa Kıbrıs'tadır. Kuzey ülkelerinden farklıdır, güneş vardır bu ülkede ama İthaka değildir. Hiçbir yer İthaka değildir belki de: “Bambaşka bir iklimde uyanmıştım işte. O kadar kısa, kolaydı oraya ulaşmak. Topraktan sıcak verimli bir yaşam fışkırıyordu.” (İ.Y., s. 192)

Ütopik bir mekân olarak “İstanbul”

Demir Özlü İthaka'ya Yolculuk adlı kitabında çıktığı yolculuğu Kavafis'in “İthaka” adlı şiirindeki Ulysses'in yolculuğuna benzetir. Yıllar süren bu yolculukta birçok ülke gezen yazarın asıl amacı İthaka'ya varmaktır. Ama İthaka'ya ulaşmak öyle kolay değildir. Bir bedeli vardır İthakaların, Özlü de bu bedeli öder. Tüm bunların sonunda İthakaların ne anlama geldiğini öğrenir. Yalnızlık, sürgün, mutsuzluk… İthakaları ararken bilgeleşen yolcu, yıllarca hasretini çektiği İthaka'ya geri döner ama yolculuk birçok şeyi alıp götürmüştür. İthaka'yı umduğu gibi bulamaz. İthaka artık yoksuldur. Eski günlerini arar İthaka'nın ama bu haline de razıdır, çünkü yazar öğrenmiştir ne anlama geldiğini İthakaların. Romandaki İthaka da İstanbul'dur. İstanbul'a yapılan bu benzetme onu ütopikleştirerek adeta ulaşılması imkânsız bir mekân haline getirir. Yazarın gözünden anlatılan İstanbul iyi ve kötü yanlarıyla sevdirilir. Okurun İstanbul'u adeta büyülü, canlı bir mekân olarak düşünmesi sağlanır. Hatta İstanbul mekân olmaktan çıkar, kişileşir. Romandaki yolcuyu İthaka'ya çekense İstanbul'un ruhudur ve o ruhun içine hapsettiği anıları. Yolların sonuna gelindiğinde bütün hesaplar karışır. Yolculuğun kazandırdıkları, kaybettirdikleri, gelinen nokta, yolun sonu/başlangıcı hiçbir şey belli değildir. Yolculuğa çıkmasa da pişman olacaktır ama yolculuk da ona istediğini veremez. Bu yolculukta yollar bir yere çıkmaz ama İstanbul'da kesişir tıpkı Kavafis'in dediği gibi:
“Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın”

...ve yolculuk başlar

Yazar İthaka'ya Yolculuk adlı romanının da yazdığı notta “kurgusal metnin tıpkı yaşam gibi çok boyutlu ve doğal olması gerektiğini” vurgular. Bu nedenle yazımızda bu romanı sadece mekân açısından ele almış olsak bile çok boyutlu anlatmaya çalıştık. İthaka'ya Yolculuk romanı yazarın mekân unsuruna ve betimlemeye en çok yer verdiği romanlarındandır. Sonuç olarak, Demir Özlü de mekân, klasik bir şekilde olayın geçtiği yeri tanıtmak amacıyla anlatılmaz. Betimlemeler yazar için önemlidir. Özlü bu şekilde anlatımına gerçeklik kazandırır. Yazar mekân unsurunu adeta bir fotoğrafçı titizliğiyle kullanır. Olayların geçtiği çevreyi tanıtarak okuyucunun hayal dünyasını zenginleştirir ve okuyucuyla eser arasında daha güçlü bir bağ kurar. Özlü mekâna işlev yükler, gerçeği anlatmak, yansıtmak, değiştirmek, hissettirmek amacındadır. Sihirli bir kapı vardır kitapta; okur mekâna dokunur, kapı onu içine çeker. Geri dönülmez bir yola girer okur ve yolculuk başlar.

Dipnotlar:
(1) İstanbul şehrinin âlem de bir dengi yoktur ki onunla mukayese edilsin / Tek bir taşına bütün Acem, yani o dönemdeki Pers ülkesinin bütün hazineleri fedadır.
(2) Özlü bu isteğini MaviMelek Edebiyat ekibinin kendisiyle yaptığı söyleşi sırasında sorulan bir soru üzerine dile getirmiştir.

~~~
Sayı: 50, Yayın tarihi: 24/03/2011

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics