MaviMelek
"Siz yabancı değilsiniz, şurada sır yoldaşı sayılırız. Kimbilir sizi de buraya hangi iftira ile tıktılar." - "Memeli Hayvanlar" / Haldun Taner

[Derleme]"Konçinalar" | Haldun Taner*

Konçinalar | KaraÇizme

"ALT BASAMAK OLMASA ÜST BASAMAK NEYE, KİME ÖĞÜNECEK?"

İskambil destesinin en sevdiğim kâğıtlarından biri, üzerinde The Jolly Jocker yazılı, o delişmen, o uçarı, o biraz cambaz, biraz sihirbaz, bir miktar da düzenbaz; ama neşe dolu, hayat ve hareket dolu, kanı sıcak delikanlıdır. Ne yazık ki, Jockerlere Kanasta'dan, Kumkan'dan, Remi'den başka oyunlarda pek yer verilmiyor. Verilse, her girdikleri oyuna renk ve hareket, canlılık ve şaklabanlık katarlardı.

Jolly Jockerler bir yana, destenin en itibarlı kâğıtları, bilindiği gibi Beyler yani Aslar oluyor. Ayıp değil ya, ben Aslardan oldum bittim hoşlanmam. Belki kendim hiçbir zaman as olamadığım, as olamayacağım için. Kabul etmeli ki, onların dördünde de bir kral havası, bir padişah cakası vardır. Hele bazı takımlarda bunları daha da bir şatafatlı resmederler.

Kara Maça Beyi'nde meşum bir şeyler sezilir. Onun sarayında herhalde birtakım karanlık dalavereler dönüyor, gece mahzenlerinde, bir sürü kelleler uçuyor olmalıdır.

İspati Beyi'ni ben bir Bizans Prensine benzetirim.
Bunlara kıyasla, Kupa Beyi daha bir bizden gibidir. Kupa Beyi herhalde Osmanlı Hanedanına mensup olmalı.

Karo Beyi'ne gelince, bakınız, o bir Selçuk Sultanıdır. Çelebi, zarif, nazik… Aksi gibi, Tekel damgasını da hep onun üstüne vururlar. Buna rağmen öylesine asil ve kibar bir havası vardır ki, bu damga bile onu çirkinleştirmez, inadına daha bir açar, daha bir sevimli yapar. Öyle ki, damgası olmayan bir Karo Beyi görsek, bayağı yadırgar, bir eksiklik duyarız.

Resimli kâğıtlar içinde kanım en çok Kupa Kızı'na kaynar. Kupa Kızı, etine dolgun, duru beyaz, hanım hanımcık bir tazedir. Üniversiteyi filan bir kalem geçin, güç hâl ile bitirdiği ortadan sonra, liseyi bile okuyamamıştır. Olsa olsa, sanat enstitüsü mezunudur. Herkesin okumaya merakı olmaz, buncağızın da başka marifetleri var: Dikişle nakışın her türlüsü, örgü işlerinin daniskası… Eteği belinde, bütün evi o çeviriyor. Yeni yetişirken mahalledeki oğlanlarla mektup alıp verdiği olmuş gerçi. Cahillik işte. Hoş görmeli. Ama evlenince eşi bulunmaz bir hayat arkadaşı olacaktır. Buna eminim. Bir kere kocasına ukala ukala karşılık vermez. Sonra bu cins kadınlar çocuklarına da düşkün olurlar. Daha ne?
Onunla evlendiğiniz takdirde, kaynınız Kupa Oğlu olacaktır ki, Allah için, uslu akıllı, yumuşak başlı, kendi halinde bir çocuktur.
Babaları Kupa Papazı'na gelince, sizden iyi olmasın, pek babacan, pek cana yakın bir adamdır. Hoş fıkralar anlatıp göbeğini hoplata hoplata güler. Daha coşarsa, küt küt karşısındakinin sırtına vurur. Evde teklif tekellüf hak getire… Sen de sen, ben de ben. Candan insanlardır vesselam. Öyle bir aileye damat girmek isterim.

İspati Kızı'na gelince, bakın ondan her türlü sinsilik umulur. Siz onun öyle sakin ve masum göründüğüne bakmayın, o ne hinoğluhindir o, o ne içinden pazarlıklı aşiftedir o. İskambilin üstünde gördüğünüz onun bayramlık resmi. O, bu masum bakire pozunu, fotoğrafçıda resim çektirirken bir, bir de pazarları kiliseye giderken takınır. Şöyle kulağınızı verin de bir dinleyin mahalleyi. Maça'nın oğlu ile sinema localarında, plaj kabinlerinde yapmadığı kalmamış. Hal böyle iken, yine de bilmeyenlere karşı kendini dirhem dirhem satar. İspati'nin oğlu ablasının kirli çamaşırlarını herkesten iyi bilir, bilir ama gel gör ki ablası da onun kumar borçlarını öder, evden şunu bunu götürüp satışını gizler. Babaları da zaten itin biri. Bu yaşa gelmiş hâlâ sefih, kumarbaz, bir gün olsun ayık gezdiği görülmemiş. Tencere dibin kara hikâyesi, kimin kime ne demeye hakkı var.

Karolara gelince, onlar kişizade, görmüş geçirmiş bir ailedir. Bakmayın şimdi biraz düştüklerine. Babaları hariciyeden emekli. Zannedersem şehbendermiş. Eski usul, mukaffa(1) ve musanna(2) bir İstanbul Türkçesi konuşur. Kızları, nörsler, matmazellerle, el bebek gül bebek büyütüldü. Beş senedir İngiliz Filolojisi'ne gidiyor, bitiremedi. Bitiremez de elbet. Allah'ın günü kantinde ha ha ha, hi hi hi, akşamüstü de oğlanlarla altı buçuk matinesi. Erkek kardeşini sorsanız, al onu vur ona. Karo'nun oğlu da, hoppala paşam, hoppala beyim dadılar tayalarla şımartılmış, kuş sütüyle beslenmiş, beyaz, tüysüz, oğlandan çok kıza yakın, tasvir gibi bir civan. En iyi mekteplere verdiler, okumadı. Günahı boynuna, birtakım uygunsuz, meymenetsiz heriflerle geziyormuş. Allah bilir, eroin de çekiyordur. Gözlerinin her daim mahmur bakışını ben pek hayra yormuyorum. Öyle efendi babanın çocuğu böyle soysuz çıksın, yazık, çok yazık.

Maçalar bir Ermeni ailesidir. Gedikpaşa'da oturuyorlar. Peder koyu bir Katolik papazı. Basbariton, tumturaklı bir sesi vardır. Oğlu Mahmutpaşa'da bir tuhafiye mağazası işletiyor. İspati Kızı ile maceralarına yukarda az buçuk dokunduk. Ablası Maça Kızı, esmer, kara kaşlı, kara gözlü, bazı yerleri muhakkak ki aşırı tüylü, gerçi sıcak, gerçi güzel ama neme lazım, duasında niyazında, dini bütün bir tazedir. Belli ki, babasına çekmiş, istavrozunu bir gün göğsünden eksik etmez. Kardeşinin İspati Kızı'yla yaptıklarını duysa, utancından yerin dibine geçer. Öylesine kaba sofi ki, malum günlerde erotik rüyalar gördüğü zaman bile, şuuraltısının kendine oynadığı bu oyuna içerler, sabahleyin alelacele banyo yapar tövbe istiğfar eder. İyi bir drahoması var.
Şimdi genç değil, şöyle kırkını, kırk beşini aşmış, efendiden ağırbaşlı bir kısmet bekliyor. Hayırlısı.(3)

Resimli kâğıtlardan sonra, ilk ağızda, Onlularla Dokuzlular gelir. Onlularla Dokuzlular, resimsiz kâğıtlar içinde önemli oyunlara katılma imtiyazına sahip, başlıca kâğıtlardır. Bundan ötürü de hallerinde görgüsüzce bir çalım, budalaca bir kurum sezilir. Haydi “Onlular, Asların halktan yetişme vezirleridir” diyelim; ya Dokuzlulara ne buyurulur? Bunlar, kendilerini sayıdan bile saymadıkları halde yine de oyunlarına alan, oyunlarına alıp onlara öbür resimsiz kâğıtlardan üstün bir değer sağlayan aristokrat kâğıtlara yaranmaktan, siftinmekten hoşlanırlar. Bu halleriyle Dokuzluları, efendilerinin önünde yerlere kadar eğilen ama saray parmaklıkları dışındaki halka tepeden bakan, mabeyinciler veya stile uşaklar makulesinden saymak yanlış olmaz sanırım.

Dokuzlular mabeyinci veya stile uşak olursa, Sekizlilerle Yedililere de, el ulaklığı, bahçıvan yamaklığı gibi daha aşağılık işler düşüyor.

Bütün bunlardan sonra nihayet Konçinalara gelir. Konçina diye, bilindiği gibi. Altılıdan aşağı kâğıtlara deniyor. Konçinalar, ismi üstünde işte, Konçinalardır. Geçin Bezik gibi, Poker gibi kibar oyunları, Aşçı İskambili gibi en pespaye oyunlarda bile hiçbir işe yaramaz, üzgün ve küskün, oyunu dışardan seyrederler. Diyeceksiniz ki, Pinakl'da Kanastra'da oyuna alınıyorlar ya… Ben ona oyuna alınmak mı derim! Zavallılar, çıtır kozların at oynattığı meydanlarda ha bire gelir gider, ayak altında dolaşıp trafiği tıkar, itilip kakılır, muştalanır dururlar. Hasılı abur cuburdurlar. Böyle oynamaktansa ben yeşil çuhanın üstüne kapanıp yüzüstü uyuklamayı tercih ederim. Konçinalar bu bakımdan iskambillerin paryasıdırlar. Var oluşlarının sebebi sırf öbür kâğıtlara basamak olmak, onların üstün mevkiini sağlamaktır. Alt basamak olmasa üst basamak neye, kime öğünecek?

Konçinaların bu içler acısı durumu bana oldum olasıya dokunmuştur. Kaldı ki, deste içinde hüküm süren bu derebeylik rejimini bugün İnsan Hakları Beyannamesi ile uzlaştırmaya da imkân yoktur. Nitekim, usta oyuncu geçindiğim sıralarda onları paryalıktan kurtarıp eşitliğe kavuşturacak, böylece desteyi de iyi kötü çağımızın demokrasi gidişine uyduracak yeni oyunlar aradığım oldu. Hatta, öyle bir oyun bulayım ki diyordum, orada Birliler asıl değerlerine indirilsin, Beşliler Kızları, Dörtlüler Oğlanları alabilsin, alay bu ya, icabında bir kılkuyruk Üçlü, dört Papazı birden sustaya durdurabilsin. Fakat olmuyor beyler. Aslarda o küçük dağları ben yarattım diyen heybet, Papazlarda o bütün güvenini sakaldan, asadan, baltadan alan azamet varken, o güdük, o sümsük, o boynu bükük Konçinalar onlara bir türlü el kaldıramıyorlar. Sinmiş bir kere içlerine, alışkanlık deyin, çekingenlik deyin, aşağılık, daha doğrusu Konçinalık kompleksi deyin, yapamıyorlar işte, ellerinden gelmiyor.

Bunu anladığım günden beri yeni oyunlar aramaktan, eskilerini de oynamaktan vazgeçtim. Her kâğıda eşit değer tanıyan biricik oyun olduğu için şimdi yalnız Pasyans açıyorum.

Notlar:
(1) Mukaffa: uyaklı, kafiyeli.
(2) Musanna: sanatlı.
(3) Bakmayın, Maça Kızı'nın adı edebiyata kötü geçmiş. Onun, kendisine yorulan uğursuz kadın, çok bilmiş dul, yuva yıkan vamp dişi vasıfları ile ilişiği yoktur, iftira, tevatür, hele bizim klasik Tekel takımlarındaki Maça Kızı'nın, İspati Kızı'nınki gibi numaradan değil, gerçekten masum yüzüne bakınca, bana büsbütün hak vereceksiniz.
~~~

Haldun TanerHaldun Taner

Türk tiyatrosunu evrensel boyutlara ulaştırmış bir usta olan Haldun Taner, 16 Mart 1915'te İstanbul Çemberlitaş'ta doğdu. 1935 yılında Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu ve yükseköğrenim için Almanya'ya gitti. 1935-1938 arası Heidelberg Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nde ekonomi ve politika okudu. Heidelberg'de ağır bir tüberküloza yakalanınca Türkiye'ye dönmek zorunda kaldı ve 1938-1942 arasında nekahet dönemi yaşadı. İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü 1950'de bitirdi. 1955-1957 arasında Viyana Üniversitesi'nde, Prof. Kindermann'ın yanında felsefe ve tiyatro bilimi okudu. Türkiye'de tiyatroyu bilim dalı olarak ilk okutan insan oldu Haldun Taner, 1950'den sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde, Gazetecilik Enstitüsü'nde, LCC Tiyatro Okulu'nda binlerce öğrenci yetiştirdi.

Sanata Bakışı ve Eserleri:

Hikâye yazarlığı, tiyatro, üniversitedeki görevi, araştırmaları, radyo ve televizyon programları, gazetecilik, fahri görevlerle geçen verimli yaşamından geriye bu eserler dışında pek çok da ödül kalmıştır.
İlk hikâye ödülünü, henüz hiçbir hikâye kitabı yayımlanmadan almıştır. Cumhuriyet gazetesinin 1948 yılında Yunus Nadi adına düzenlediği hikâye yarışmasında “Necmiye'nin Hatırı” adlı hikâyesiyle dördüncü olur.
1953 yılında New York Herald Tribune adına düzenlenen uluslararası hikâye yarışmasında, yarışmaya katılan yirmi ülkenin yazarları arasından Haldun Taner'in “Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu” adlı hikâyesi birinciliği alır.
Büyük hikâye yazarı Sait Faik'in 1954'te ölümünden sonra annesi tarafından oluşturulan Sait Faik Armağanı'nın ilk ödülünü 1955'te “Onikiye Bir Var” adlı hikâyesi ile alır (bu ödülü Sabahattin Kudret Aksal'ın “Gazoz Ağacı” adlı hikâyesi ile paylaşmıştır.)
1956 yılında Varlık dergisinin düzenlediği soruşturmada “Yılın en beğenilen hikâyecisi” seçilir. Haldun Taner o dönemde (1950-1955) Sait Faik ve Orhan Kemal ile birlikte Türk hikâyeciliğinin üç ası olarak kabul edilmektedir.
“Sancho'nun Sabah Yürüyüşü” adlı hikâyesi, yazarın humorist mizah anlayışı ve hümanist dünya görüşünün, mizah unsurlarını hikâyelerinde başarıyla uygulayışının da bir kanıtı olarak 1969 yılında Uluslararası Bordighera Mizah Festivali Ödülü'nü alır.
Oyunlarıyla da pek çok ödül almış olan Haldun Taner'in, hikâye dalında aldığı son ödül Yalıda Sabah adlı kitabına 1983'te verilen Sedat Simavi Ödülü'dür.

Hikâyeleri:

Haldun Taner'in yayımlanan ilk hikâye kitabı, Ahmet Halit Kitabevi tarafından 1949 yılında basılmış Yaşasın Demokrasi'dir.
Yazarın ikinci hikâye kitabı olan Tuş , 1951'de Varlık Yayınları'ndan çıktı.
Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu, Haldun Taner'in üçüncü hikâye kitabıdır. İlk baskısı 1953 yılında, ikinci baskısı da 1955'te Varlık Yayınları'ndan çıkmıştır. New York Herald Tribune Hikâye Yarışması'nda birincilik ödülünü alan kitap, 1970 yılında Bilgi Yayınları tarafından yayımlanır.
Ayışığında Çalışkur, Taner'in, 1954 yılında Yenilik Yayınevi tarafından basılmış, tek bir uzun hikâyeden oluşan kitabıdır.
Haldun Taner 1954'te beşinci hikâye kitabını da yayımlamıştır. 1955 Sait Faik Öykü Ödülü'nün sahibi olan Onikiye Bir Var adlı kitabın ikinci basımı 1971 yılında Bilgi Yayınevi tarafından “Sancho'nun Sabah Yürüyüşü” ve “Gülerek Ölmek” adlı hikâyelerle birlikte yapılmıştır.
Yazarın Bordighera Mizah Ödülü'nü alan altıncı hikâye kitabı olan Sancho'nun Sabah Yürüyüşü'nün ilk baskısı 1969 yılında Bilgi Yayınevi tarafından yapılmıştır.
Haldun Taner'in son hikâye kitabı olan Yalıda Sabah, 1983 yılında yine Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanmıştır. Kitap aynı yıl Sedat Simavi Ödülü'nü de aldı.

Daha önce çeşitli yayınevleri tarafından kitaplaştırılmış olan Haldun Taner'in bütün hikâyeleri artık Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanmaktadır. Yayınevi yazarın öykülerini “Bütün Hikâyeleri” başlığı altında dört kitap halinde yayımladı.

Yazarın tüm kitaplarında yer alan hikâyelerinin kronolojik yazım sırası şöyledir:
1945 – Yağlı Kapı, Heykel, Kooperatif
1946 – Töhmet, Beatris Mavyan, Geçmiş Zaman Olur ki, İşgüzar Bir Polis, Kaptanın Namusu
1947 – Dairede Islahat, Necmiye'nin Hatırı, Bir Kavak ve İnsanlar, Fakat, Bir Çuval İncir
1948 – Yaşasın Demokrasi, Sebati Bey'in İstanbul Seferi, Harikliya, Sonsuza Kalmak, Bir Motörde Dört Kişi
1949 – Sahib-i Seyf ü Kalem, 45 Marka Seksapil, Neden Sonra, Tuş
1950 – Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu, Ablam, Kızıl Saçlı Amazon, Made in USA, Eller
1951 – Kantar Kâtibi Ali Rıza Efendi, Fraulein Haubold'un Kedisi, İki Komşu, 8'den 9'a Kadar
1952 – Atatürk Galatasaray'da, Eczanenin Akşam Müşterileri, Fasarya
1953 – Onikiye Bir Var, İznikli Leylek, Bayanlar 00, Konçinalar, Memeli Hayvanlar
1954 – Ayışığında Çalışkur, Ayak, Artırma
1956 – Salt İnsana Yöneliş, Dürbün
1964 – Sancho'nun Sabah Yürüyüşü
1965 – Rahatlıkla
1968 – Piliç Makinesi
1971 – Yaprak Ne Canlı Yeşil, Gülerek Ölmek
1979 – Yalıda Sabah
1980 – Şeytan Tüyü
1983 – Küçük Harfli Mutluluklar, Karşılıklı
Tarihsiz – Ases, İstediği Şarkıyı Dinleyebilmek, Allegro Ma Non Trappo

Haldun Taner'in hikâyeleri Almanca, Fransızca, İngilizce, Rusça, Yunanca, Slavence, İsveççe, İbranice ve Yunancaya çevrilmiş; Avusturya, İsveç, İsrail, Macaristan, Pakistan, Norveç ve Yugoslavya'da yazarın çeşitli hikâyeleri yayımlanmış; bireysel çeviriler halinde basıldığı gibi önemli dergilerde ve uluslararası antolojilerde de yer almış ve beğeniyle okunmuştur.

(Kaynak: Haldun Taner Bütün Hikâyeleri – 2; Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu / Ayışığında “Çalışkur”; Bilgi Yayınevi, 12. Basım Aralık 2008)

*Haldun Taner'in bu öyküsü, Sait Faik Hikâye Armağanı kapsamında dergimizde yer almaktadır. 1955 yılından beri verilen ödül, ilk kez Haldun Taner ile Sabahattin Kudret Aksal arasında paylaşılmıştır. Dergimizin gelecek sayılarında, yine “derleme” kategorisinde kronolojik olarak Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazanmış öykücülerin birer öyküsüne yer vereceğiz. “Konçinalar” öyküsü için, Haldun Taner'in bütün hikâyelerinin yayıncısı, Bilgi Yayınevi'ne teşekkür ederiz.

Sayı: 39, Yayın tarihi: 20/07/2009
MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics