MaviMelek
"Kendinin, karşıtınla tanımlanmasına izin verme. Bir gün bakarsın, karşıtına dönüşmüşsün." - Yazmak Eylemi / Ferit Edgü

[Deneme]"İki Darbe Üstüne Yazmak Eylemi" | Levent Açlan

Ferit Edgü

"VİCDAN SUSMUŞSA, BEDEN RUH İÇİN YALNIZCA AÇIK HAVA MEZARLIĞIDIR"

Ferit Edgü'ye 1978 yılında Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazandıran Bir Gemide isimli öykü kitabında, belki de her okunuşta farklı farklı anlamlar çıkarılacak, farklı eserlere/durumlara/olgulara göndermelerin izi sürülebilecek, simgesellikleriyle öne çıkan sarsıcı sekiz öykü vardır. Okurun birikimine, donanımına ve ruh haline göre anlamların değişebileceği bu sekiz öyküden bir tanesi, belki de en çarpıcı olanı. Aniden beliren pis bir koku ve bu kokunun peşindeki bir adam anlatılmaktadır bu öyküde.

“Köpek burcundan olmalıyım. Çocukluğumdan beri kokulara karşı aşırı duyarlıyım,” (s. 25) diye başlıyor bu kaynağı belirsiz kokunun arayışı. Birinci tekil şahıs dilinden anlatılan öyküdeki tek diyalog sona doğru bir çocuk ile kokudan mustarip anlatıcı arasında geçer. Anlatıcı önce evde arar kokunun kaynağını, fakat bulamaz.
Banyonun aydınlığa bakan küçük penceresini açtım. Pencereyi açmamla koku daha bir arttı.
O zaman
anladım ki
koku
dışardan
gelmektedir.” (s. 27)

Bir Gemide | Ferit Edgüİşte bu noktada iki soru sormak mümkün. Birincisi, neden koku simgesi kullanılmıştır? İkincisi koku ile anlatılmak istenen gerçeklik nedir? Şüphesiz ki yazarın kastı ve okurun çıkarsaması farklı olabilir. Ancak bu noktada kokunun bir öncü, haberci ya da anımsatıcı olduğu kesindir.

Akla gelebilecek her türlü koku kaynağını sayar anlatıcı.
“Ne kokusunu andırıyordu bu?
Kokmuş balık kokusu? - Değil.
Lâğım kokusu? - Değil.
Çürük kokusu? - Değil.
Ağıl kokusu? - Ne ilgisi var?
Güneşte kurtlanmış leş kokusu? - Gibi. Ama değil.
Yanık kokusu? - Hayır.
Yangın kokusu? - Hayır, dedik.
Bataklık kokusu? - Olamaz.
Bir ceset, bin ceset kokusu? - Sanmam.
Öylesine bir kokuydu ki tüm bu kokulardan oluşmuştu sanki.” (s. 28)

Deliler ve çocuklar rasyonalizmin biricik korkusudur!

Anlatıcı sokaklara vurur kendini ve kendine özgü bir koku arar. Kasap, bakkal, kahve ya da antikacı kokusu. Ama hiçbirisinin o kendine has kokusu yoktur. İlginç olansa, o berbat kokudan kurtulmak için burnunu tıkayacağı yerde anlatıcının, bunun ardına düşmesi.

Kahveye dalar çay söyler, kitapçılarda o kitap kokusunu arar ama nafile! O berbat koku peşini bırakmaz. Ancak kendisi dışında bu kokuyu ne kahvede oturan insanlar fark etmiş, ne de kitapçıda fark eden birilerine rastlamıştır. Burada çay ile kitabın sıradan vatandaş ve aydını temsil ettiği düşünülebilir. Görülüyor ki tepkisizlik durumu, toplumun her iki katmanında da benzerlik göstermektedir.
“Denizi, açık havayı özledim.
Deniz kıyısına gidersem bu kokudan kurtulacakmışım gibime geldi,” (s. 30) der ve yola çıkar anlatıcı.

Otobüste ne yapsa kimi koklasa o kurtulması imkânsız koku gelir burnuna. Ne ter ne ayak kokusu. Ve ilk defa burada etrafına bakar. Bu kokuyu yalnızca kendi mi duymaktadır?

“… bugün ilk kez, çevreme (otobüstekilere) bakmayı akıl ettim. Ya onlar, bu insanlar duymuyor muydu bu kokuyu? Bundan tedirgin olmuyorlar mıydı? Yüzlerinde bunun belirtisi yoktu.” (s. 30) Bu noktada anlatıcı karakterin hem şansı hem de şanssızlığı çıkmaktadır ortaya. Bir felaketten haberdardır, ancak bunu kimse fark etmemektedir. Bu öyküyü okurken, ne ayakkabı rengini, ne kentin çehresini görürüz. Belirgin nitelikler atfetmez yazar. Her okur kendi otobüsünü, kentini, hatta kendi denizini yaratabilir hayal dünyasında. Bu noktada mekânların ve insanların gölgeden biçme siluetleri, öykünün evrensel niteliğini öne çıkarmaktadır.

“Şoförden başlayarak, herkese tek tek sormak istedim. Bir araştırma yapmak. Bağışlayın, bugün hayatınızda olağanüstü bir şey oldu mu?” (s. 31)

Bu soru, “Ben yaşıyor muyum, burası XX mi?” gibi ve daha birçok gerçekliğin sınanması için elzemdir, ancak habercilerin genel olarak başına geleni düşünen anlatıcı, bir deli ya da anormal yaftasını/yakıştırmasını göğüslemeyi göze alamaz ve son umut denize koşar. Ancak deniz de deniz gibi kokmamakta ve o koku dalgalara değin işlemiştir. Artık yolun sonuna gelmektedir anlatıcı. Koku yani duyarsızlık her yanı, herkesi ve her şeyi sarmıştır. Bu noktada, “Neye duyarsız kalınmıştır, kim ya da kimler duyarsızdır?” gibi sorular gelir aklımıza. Herkesin bir öznel bir de toplumsal belleği vardır. Bu belleklerin ne ölçüde kullanıldığı, neye göre bir arşivleme yaptığı kişiden kişiye ve toplumdan topluma bu sorunun cevabını etkileyecektir. Gerçek onu paylaşabildiğiniz birisi varsa anlam kazanır!

Denizden ümit kesilse de, anlatıcının umudu hâlâ ayakta tutar onu. Şöyle der: “Kendi kendimi umutlandırmaya çalıştım: Nasıl olsa çok geçmeden başkaları da duyacak bu kokuyu, dedim. Başkaları, bu kentte yaşayan soydaşlarım, hemşerilerim, insan kardeşlerim. Şu anda kıyıda ağlarını onaran balıkçılar. Fabrikalarda, atölyelerde çalışan işçiler. Esnaflar. Şoförler. Biletçiler. Herkes.” (s. 32)

Hemen çevresine bakınır anlatıcı ve balıkçılar ile oyun oynayan çocukları görür. Öyküdeki tek diyalog da burada geçer.
“- Bana bak yavrum, dedim. Garip bir koku duyuyor musun bugün?
Sağ eliyle burnunu tıkadı.
Boğuk bir sesle:
-
Hem de nasıl, dedi.
-
Gerçek mi söylüyorsun? dedim.
-
Tabii, dedi. Neden yalan söyleyeyim?” (s. 32-33)

Kral çıplaktır! Deliler ve çocuklar rasyonalizmin biricik korkusudur! Öykünün sonunda, anlatıcı yalnız olmadığını anlar ve bu güç ile yazmak eylemine girişmeye hazırdır.

Çığlık | Ferit Edgü“Çığlık”

“Hayır bağırmadım! Ben bağırmadım.” (s. 79)
Bir çığlık yükselir, ama ne dediği ne de sahibi anlaşılır. Kanlı bir dönemin izlerini taşır bu öykü. Pervasızca evinden ve ailesinden kopartılan insanlar, gece gündüz ayırt etmeksizin çalışan içimizdeki katil. Olay çok yalındır. Bir adamın üç kişi tarafından zorla götürülmesi, buna tanık olan anlatıcının olay üstüne ve kendi durumuna dair düşünceleri ve soruları yer alır öyküde. Tıpkı “Kentin Üzerindeki Dayanılmaz Bir Koku” gibi, “Çığlık”ın da kaynağı belirsizdir. Öyküdeki anlatıcı hepimiz olabiliriz; zira Haydar Ergülen'in de bir yazısında dediği gibi, Vicdanı olmak, itirazını herkesin duyabileceği kadar yükseltmektir.”(1) Peki bu dile getiriliş ne denli mümkün olmuştur? Bu ve benzeri hesaplaşmalar öyküde anlatıcının ağzından okura da aktarılır. Neresidir bu coğrafya ve kaçıncı dünyadır burası? Ebegümeci toplayan bir insan ve bir dolmuş dolusu yolcu, bir de o kaynağı belirsiz çığlığı görür ve duyarız.

Yazmak Eylemi'nde Jean Rostand'tan şöyle bir alıntı yapar Ferit Edgü, “Kendini boğazlatmayacak tanıklara inanıyorum.” Susmak ya da susmamak işte tüm mesele bu; çünkü vicdan susmuşsa, beden ruh için yalnızca açık hava mezarlığıdır artık. Ve geriye tek bir soru kalır: Şimdi sıra kimde?

Modern zamanların öldürdüğü vicdanın son haykırışı

İlk öykünün aksine “Çığlık”ta şiddet somut olarak karşımıza çıkar. Aslında kaynağı da bellidir şiddetin, ancak adını koymaz anlatıcı. Burada iki öykünün anlatıcılarının yolları ayrılır. “Kentin Üzerindeki Dayanılmaz Bir Koku” öyküsünde arayış söz konusuyken, “Çığlık”ta boyun eğiş ağır basmaktadır. Koku burnumuza, çığlık kulağımıza anlatır meramını. İlki içeriden dış dünyaya, ikincisi dış dünyadan iç dünyamıza doğru seyreder.
“Bu ne zorbalık, dedim kendi kendime. Güpegündüz bir adamı sürüklüyorlar ve karşı koyan bir Tanrı kulu yok.” (s. 79)

Anlatıcı hem görür hem de kendini Tanrı'nın kulu saymamaktadır. Öykü boyunca anlatıcı kendi kendine sorar, sorgular ve kendince yanıtlar arar. Öyküde aktarılan coğrafya, ebegümecinin yetiştiği, Chevrolet arabaların olduğu, dünyanın herhangi bir yeri olabilir. Bu özellikleriyle öykü, evrensel bir yan kazanır ve şiddetin nerede olursa olsun aynı koşulların sonucu ortaya çıktığını gösterir.
Anlatıcı okura döker içini. Türlü türlü yollarla durumunu anlaşılır kılmanın derdindedir. Suçlu kimdir? Yasa kimi haklı görmektedir? Şiddeti yasa adamları uygularsa meşru mudur? Çığlığın sahibi ben değilsem kimdir?

“Kentin Üzerindeki Dayanılmaz Bir Koku” öyküsünde ağır ağır işleyen süreç, “Çığlık”ta adeta zembereği boşalmış saat gibi akar. Hem “Çığlık”ta hem de “Kentin Üzerindeki Dayanılmaz Bir Koku” öyküsünde önemli bir noktaysa, birey ve toplumun yaşananlar karşısındaki tepkisizliğidir. Amerika'da 1964 yılında şöyle bir olay gerçekleşir: Genç bir kadın, (Kitty Genovese) kendi mahallesinde onlarca insanın gözü önünde öldürülür. Cinayeti gören onca insan olmasına karşın kimse müdahale etmemiştir. Bu durumu inceleyen uzmanların yaptıkları araştırmalar sonucunda özetle şu ortaya çıkar: Birileri müdahale eder beklentisi ya da başım belaya girer, gibi düşünce ve korkulardan ötürü 35 dakika boyunca kimse olan bitene müdahale etmemiş ve katil kurbanını ikinci kere bıçaklamak üzere tekrar geri dönecek fırsatı bulmuştur.(2)

“Kentin Üzerindeki Dayanılmaz Bir Koku”, yani 12 Mart Muhtırası karşısında nasıl toplum ve birey olarak tepkisiz kalındıysa, “Çığlık”ta da 12 Eylül'ün gerçekleşmesi ve adeta katilin geri dönüp kurbanını yeniden bıçaklamasını anıştırır. Anlatıcı da benzer bir durum içindedir ve ne kendi bir şey yapar ne de yoldan geçmekte olan dolmuştaki insanlar harekete geçer. Anlatıcının ne kaynağını bulabildiği ne de dediğini anlamadığı “Çığlık”, belki de modern zamanların öldürdüğü vicdanın son haykırışıdır. Siyah Chevrolet'se, 12 Eylül Darbesi'ni önceden bilen ve “senin çocuklar işi bitirdi”(3) diyecek kadar pervasızlaşan Amerika'yı pekâlâ sembolize edebilir.
Sonuçta, gerek anlatıcı gerekse de zaman bakımından benzerlik gösteren her iki öyküde bireyin açmazları, yalnızlığı ve karamsarlığı hissedilir.

Yazar ne tanık ne de yargıç rolüne soyunur. Belki de Ferit Edgü'nün Yazmak Eylemi adlı denemesinin sonundaki şu sözler durumu daha iyi izah edecektir:
“Ben herhangi bir yorum yapacak değilim.
Ama yazabilirim. Korkularımı, kaygılarımı, düşlerimi, düşüş­ lerimi yazdığım gibi bu eylemi de yazabilirim. Çünkü yazmak da bir eylemdir.”
(s. 137)

Yazmak Eylemi | Ferit EdgüYazmak Eylemi

Bu kitabında Edgü bir kalem alıştırması yapmıştır. Aynı olayın farklı farklı seçeneklerini, özneyi sürekli değiştirerek kâğıda döker. Aslında her yaşantı bir diğerinin farklı bir tekrarı değil midir? Edgü bu kitabıyla hem gerçeğin tek bir penceresi olmadığını, hem de o pencerelerden onlarca farklı gözün bakabileceğini gösterir biz okurlarına.

Alıştırmalara konu olan olay çok bilinmese de, bugün benzerleri hem ülkemizde hem de dünyanın farklı coğrafyalarında tekrar eder hâlâ. 14 Şubat 1980 yılında İstanbul'da (“anarşist, terörist, eylemci”) adına her ne denirse densin, illegal bir örgüt, esnafa kepenk kapatmaları için rica eder(!) ya da baskı yapar. Öyle ki, Edgü baskı ve şiddetin salt x'ten y'ye ya da y'den z'ye olmadığını, ezilenin aynı zamanda ezen de olabileceğini gösterir bu kitabında. Sevgililer Günü'nün bugünkü gibi pompalanmadığı o 14 Şubat gününü Edgü, her kimliğin, tüm tarafların, sıradan bir turistin hatta bir köpeğin gözünden aktarır.

Dil bir okyanustur ve yazar da bu okyanusun ermişidir. “Dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır” diyen Alman filozof Wittgenstein'ın aksine Yazmak Eylemi okunduğunda, dilin sınırlarının insan merak ettiği sürece evren kadar genişleyebileceğini gösterir.

Yazmak Eylemi dilin ve edebiyatın gücünü gösterirken, bir yandan da nasıl iyi bir yazar olurum? Sorusuna bir ustanın cevabı olarak da okunabilir. Yazmak yazmak ve yine yazmak, ta ki kendi üslubunuza sahip olana değin…

Sonuç:
Yazmak Eylemi bir deneme, “Çığlık” ve “Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku” ise öyküdür. Bu metinlerin ortak yönüyse: her üçünde de yazarın ne yargıç ne de tanık olmama çabası. Her üç eserde de bireyin ve toplumun üzerindeki baskının anlatılması ve gerçek ile fantezinin harmanlanarak, okura sunulmuş olmasıdır.

“Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku” ve “Çığlık”, Edgü'nün yalın ancak sisli, kısa fakat yoğun öykülerindendir. Bu özelliklerse, varoluşsal çizgiler taşıyan, sıradan insanın öyküsünü anlatan eserlere meraklı okur açısından son derece zengin metinlerdir.

Kaynaklar:
- Ferit Edgü, Bir Gemide, Can Yayınları; İstanbul 2007.
- Ferit Edgü, Çığlık, Can Yayınları; İstanbul 2007.
- Ferit Edgü, Yazmak Eylemi – Bir Toplumsal / Siyasi Olay Üzerine 101 Çeşitleme, Sel Yayıncılık; İstanbul 2004.

Notlar:
(1) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=223937
(2) http://www.msxlabs.org/forum/psikoloji-ve-psikiyatri/276028-kitty-genovese-vakasi.html
(3) http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Eyl%C3%BCl_Darbesi

levent@mavimelek.com

~~~
Sayı: 48, Yayın tarihi: 25/09/2010

Başa dön

MaviMelek | Retorikler | Öyküler | Şiirler | Derlemeler | Gökçeyazın | Denemeler | Hezeyanlar    ©2008 MaviMelek            website metrics